• Nedense babaannemin söylediği eski bir türkünün sözleri geliyor aklıma:
    Yüce dağ başında yatmış uyumuş
    Ela gözlerini uyku bürümüş.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 247 - Doğan Kitap
  • “Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!”

    Mehmet Akif iki satırla neler neler anlatıyor. Geçen Cuma akşamı kızımın da okulunda onun da katıldığı Çanakkale şehitlerini anma töreni vardı, davet ettiler gittik. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başladı tören ve bir saat kadar sürdü. Tiyatral gösteriye harmanlanmış şiirler, türküler ve marşlarla çok güzel bir etkinlik olmuştu. Bu güzel gösteri aslında yüzüme yediğim okkalı bir tokat etkisi yaptı bende. Neden mi? Çünkü, günlük hayat meşgalelerine o kadar kapılmışız ki unutuyoruz tarihimizi. Biz şimdi koca ülkede küçücük meselelerle paramparça olup birbirimize demediğimiz lafı bırakmazken yüz yıl önce onbinlerce kişi vatan savunmasında şehit oluyor ve yüzbinlercesi de yaralanıyordu. Sadece Çanakkale savaşında iki tarafın verdiği kayıp ve yaralı sayısının beşyüzbin kişi olduğu tahmin ediliyor. Amerika’lıların haksız oldukları ve yenildikleri Vietnam savaşıyla ilgili yüzlerce filmi ve kitabı varken bizim 1. Dünya Savaşının kaderini değiştiren Çanakkale savunmasıyla ilgili ne kadar filmimiz olduğunu üzülerek görüyorum ki kurtuluş mücadelesindeki şehit sayımız 40-50 bin arasındayken Çanakkale’deki sayının 60 bin civarında olduğu düşünülürse konunun önemi biraz daha anlaşılılabilir. ( Burada kurtuluş savaşı destanımız kesinlikle küçümsenmemeli tabi ki.)Şimdi bile bu destanı konuşurken konunun özünü ıskalayıp abuk subuk ayrıntı ve uydurmalar üzerinden konuşulduğunu görmek ziyadesiyle üzüyor beni.

    Hamasi edebiyatı sevmem, türküleri severim. Türküler üzerinden anlatalım.

    “Çanakkale içinde vurdular beni
    Ölmeden mezara koydular beni,
    Off, gençliğim eyvah!”

    Bu türküyü hepimiz biliriz değil mi? Bence bir kez daha dinleyelim o günleri düşünerek.

    “Hey on beşli on beşli,Tokat yolları taşlı
    Onbeşliler gidiyor, kızların gözü yaşlı”

    Onbeş yaşında askere gidenlere yakılan bu türkünün de Çanakkale için yakıldığı söylenir.

    Bir de bir ananın feryadını dinleyelim.
    “Eledim eledim höllük eledim
    Aynalı beşikte -canan- bebek beledim
    Büyüttüm besledim asker eyledim
    Gitti de gelmedi -canan- buna ne çare.”

    Siz hiç Çanakkale Şehitler Anıtına gittiniz mi? Eğer gitmediyseniz mutlaka çocuk ve gençleri de yanınıza alarak gidip o bölgeyi, Çanakkale Açık Hava Müzesini ve Nusret Mayın Gemisini ziyaret ederek o havayı teneffüs ediniz. Bir rehber eşliğinde olursa ziyaretiniz çok daha anlamlı ve etkili olacaktır. Oraları ziyaret edip de etkilenmeyen kimseyi tanımıyorum, oranın tılsımlı bir havası var.

    Tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle selamlayarak yazımızı bitirelim. SELAM OLSUN.
  • 248 syf.
    ·17 günde·8/10
    Şiirsel bir adı olan kitabın her bir sayfasında sen varsın, ben varım, biz varız sevgili okur. Buram buram bizim kültürümüz vardı kitabın sayfaları arasında.

    Örf adetlerimiz, karşılıksız sevgilerimiz, kilitlenmeyen kapılarımız, yeşil yeşil dökülen gözyaşlarımız, çıkarsız ilgiye olan açlığımız... Ali Ayçil, Kovulmuşların Evi adlı deneme kitabında babalar için şöyle hüzünlü bir cümle kurar : "Babalar, gözaltlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin."

    Ailesinde birçok olayı uzun yollar nedeniyle kaçırmış, uzaklara bakan bir adam romanın babası Aziz Amca. Aksi bir mizacı var gibi görünse de aslında karşılıksız sevgilere özlem besleyen," Gömü " halkının ince davranışını asla unutmayan bir yüreği var.
    Bir de fedakar, eşini seven ve onun günden güne gözlerinin önünde hastalığının ilerleyişini izleyen, nefesini kontrol eden "Len Müslüman" diye başlayan cümlelerle ona hitap eden bir annemiz var.
    Sürekli ziyarete gelen akrabalar , ziyaretler sırasında içilen çaylar, demlenen sohbetler, türküler, atlar, kediler var kitapta... Tanpınar: "Bizim romanlarımız türkülerimizdir." der bir yazısında. Hasan Ali Toptaş da bize bizi anlattığı bu romanında bolca türkülerden yararlanmış. Kitapta geçen her türküyü not aldım ve dinledim, size türkü öneren kitapları sevmelisiniz, bence.
    Yalnız, Denizli 'yi konu alan bir kitapta Özay Gönlüm' ün türkülerinin neden geçmediğini de merak ettim kitap boyu.
    Ben onu, hikayelerini ve değişik sazını dinlemeyi de çok severim Denizli deyince aklıma gelendir Özay Gönlüm.
    Yazar, şiirsel bir dil oluşturarak dallanıp budaklandırmıyor cümleleri, tam tersi dupduru bir anlatımla, sade ve kısa cümlelerle dili ustalıkla kullanıyor, tavsiyedir.