Okur
ecitah
Küçük Paris Fena Öksürüyor'u inceledi.
112 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Sanat Sokağı
Hem bilinç akışını hem de öykü okumayı seviyorsanız sizi şöyle rahat bir yere alalım, sevmeyenler çoktan gitti bile. Yazarımız bu kitapta postmodern tekniklerini çokça ve de kendine has bir yolla bizlere sunuyor. Kitapta bilinç akışı kullanılıyor ve olayları karakterlerin düşüncelerinden dinliyoruz. Bilinç akışı diyip sizi korkutmayayım hemen, gayet anlaşılır ve basit bir dille yapılıyor bu. Ayrıca kitapta baş karakterleri, Sadberk, Nurperi, Suzan, bizlere tanıştıran ve onların hikayelerini dinlememizde bize aracı olan "karakterler" var. Bu karakterler hikayenin içinden mi yoksa yazarın kendisi mi vallahi ben de çözemedim. Ama siz kimi istiyorsanız o deyin ne de olsa adların bir önemi yok! Kitap, Küçük Paris'te yani Samatya'da büyülü bir bataklıkla başlıyor her şey. Kitaptaki tüm bu aşk ve acının kaynağı bu bataklık diyebiliriz belki de. Bu bataklığa bağlı olarak da üç yaşını geçkin hanım teyzemizin hikayeleri anlatıyor. Onların yaşanmışlıklarını, acılarını, gülüşlerini okuyoruz. Yazarın edebiyat, sinema ve müzik alanında engin bilgisi de bu hikayelere pek de güzel tat katıyor. Sanatla Samatya birbirine karışıp adeta bir oluyorlar. Oldukça eğlenceli ve farklı bir kitaptı ben çok beğendim. Sedat Demir hocamın ilk kitabı olması sebebiyle ben de yeri ayrı olan bir kitap olması dışında bence post modernizm açısından kayda değer bir eser. Bir şans verin pişman olmazsınız derim, keyifli okumalar. Sanatla kalın! Kitapta adı geçen bazı kitaplar; Kibar Semtler Üç Kadın Bir Ölüm Bağışlamak Sırlar Oteli
Küçük Paris Fena Öksürüyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
F.  E.  Y.
bir alıntı ekledi.
İki çocuk arasındaki ideal yaş farkı sizce ne kadar olmalıdır?" diye bana sorarlar sık sık. "Çocukların doğumu kısa zaman arayla birbirini mi izlemeli, yoksa doğumları arasında birden çok yıl mı bulunmalıdır?" derler. Deneyimlerime dayanarak konuşmak istersem, iki çocuk arasındaki en ideal yaş farkı üç yıl olmalıdır. Bir kardeşi dünyaya geldiğinde üç yaşındaki bir çocuk biraz toplumsallık duygusuyla davranacak konuma gelmiştir artık. Bir ailede birden fazla çocuğun bulunabileceğini anlayacak kadar kafası çalışmaya başlamıştır. Oysa kendinden küçük bir kardeşi doğduğunda bir buçuk ya da iki yaşındaki çocuğa henüz hiçbir şey açıklayamayız, bu yaşta bir çocuk bizim ileri süreceğimiz nedenlere akıl erdiremez. Bu yüzden, ileride karşılaşacağı olaya kendisini yeterince hazırlayamayız.
4
62 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Akakiy Akakiyeviç isimli yaşlı bir adamın hayatını görüyoruz bu eserde. Kendisinin tek büyük arzusu bir memur olarak yazıları tekrar başka bir kâğıda geçirmek olan bu adamın işinden başka düşündüğü pek bir şey yok. İşten eve, evden işe gitmekle süren bu amca ne arkadaşa, ne aileye ne de bir hobiye sahip ancak gene de hayatından oldukça memnun, tek derdi diğer memurların onunla uğraşması olabilir. Ancak bir gün, yeni bir palto alması ile olaylar değişiyor. Artık insanlar ona ilgi gösteriyor, onunla konuşuyorlar ve hatta onu evlerine bile davet ediyorlar! İnsanlar ne kadar da iki yüzlü, değil mi? Ve tabii, kötü bir şey olmaz ise bu bir Rus hikayesi olmazdı. Ne yazık ki Akakiy gece sokaktan yürürken paltosu ondan çalınıyor ve yaşlı adam bir kez daha pek çok sorunla baş başa kalıyor. Işte bu kitapta fakirlik, önyargı, kötüye kullanılan ast-üst ilişkisi gibi bazı temaların işlendiğini görüyoruz. Dili olsun, hikâyenin gidişatı olsun gerçekten de dört dörtlük bir eserdi bence. Hemen okunan bu kitabı bitirene kadar elimden bırakamadım doğrusu.
Palto
8.5/10
· 20,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Saudade
bir alıntı ekledi.
Ahahah! Dökül Tolstoy dökül!
Bugün Badem Parkın’da Anton Çehov’a sordu: “Çok zamparalık yaptın mı gençliğinde?” Anton Pavloviç, şaşkın bir gülümsemeyle, küçük sakalını çekerek anlaşılmaz bir şey mırıldandı. Lev Nikolayeviç denize bakarak: “Ben durmak dinlemek bilmezdim...” dedi.
Maksim Gorki
Sayfa 18 - Yapı Kredi Yayınları 3. baskı: İstanbul, Ocak 2021
6
Kaybetmedim hiçbir zaman dürüstlüğümü, ama dürüstlükten çok kaybettim. Ben her şeye kafa tutmadan önce, her şey bana kafa tutmuştu ben gördüm Anladım ya fayda etmiyor bir şey Engel olamıyorum, dağılıyorum peyderpey Var kendimle konuşmak istediğim çok şey Açarım ağzımı yumarım gözümü epey epey Neden iki büklüm boynun? Beslediği yılanlara mı kırgın koynun? Kurtlar canını alıyorken koyunun, bal umdun da arıdan sade kaldı iğne bulduğun Sago youtu.be/xwOto0m-sXg
3
BEN Mİ?
Annen var mı senin? - Var tabiî. - Ne iş yapar? - Çamaşıra gidiyor. - Sen ne olacaksın büyüyünce? - Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım. - Ne boyacısı? - Kundura boyacısı. - Neden kundura boyacısı? - Ya ne olayım? - Doktor ol, dedim. - Olmam, dedi. - Neden ? - Olmam işte. - Neden ama? - Doktoru sevmem ki. - Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ? - Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan. - Ama annen iyileşti. - Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben. - Peki, dedim, öğretmen ol. - Ben mektebe gitmiyorum ki. - Neden? - Öğretmen beni dövüyor. - Neden? - Yaramazlık ediyorum da ondan. - Sen de yaramazlık yapma. - Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki. - Öğretmenin yapma dediği şey, dedim. - Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de dövdüm onu. Öğretmen de beni dövdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi dövmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye dövdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem dövdüler, hem mektepten kovdular. - Çok fena yapmışsın. - Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki. - Ne olmak istiyorsun ya? - Boyacı olacağım dedim ya. Sait Faik Abasıyanık 🌴🌴
1
5
Kader Tezer
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor'u inceledi.
176 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Bu kitabın ilk basımı var elimde,1965 yılına ait baskısı…2018’ de Kadıköy’de, Ali Suavi Caddesi üzerinde kalan Patika Sahaf’tan almıştım, gözlerimi kapayıp, rastgele seçmiştim. Keşke buraya fotoğraf koyma şansım olsaydı. kitap birine hediye için alınmış, giriş sayfasında ‘ 18 Ekim 1965 İstanbul “Cem’ime Hatıram” Hüseyin Vardar yazıyor. Hem Aziz Nesin’e olan sevgimden, hem kitabın içindeki yazıdan dolayı çok mutlu olmuştum. Aziz Nesin diğer öykülerinde olduğu gibi yine müthiş tahlilleriyle hem gülümsetiyor hem düşündürüyor, her zamanki gibi etkiliyor insanı…ama bu defa etkilendiğim başka bir şey daha var, Hüseyin Vardar ve kitabı hediye ettiği kişi Cem. Şimdi neredeler, halen hayattalar mı acaba, Cem böyle güzel bir hatıraya niye sahip çıkmadı, yoksa vefasız bir dost muydu veyahutta kitabını okuması için birine verip sonra tamamen mi kaptırmıştı, kitabın akıbeti niye böyle oldu... Bunlar üzerine düşünmek çok hoşuma gidiyor, sizle de paylaşmak istedim.Sevgiler
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
2