• Bugün için, bugünlerin yükü için çok yaşlıyım. İçinde olduğumuz günleri yaşayamam ve şeylere, olaylara kulak kesilemem. Ben de destan ve stranlarımız gibi eskiyim. Düne aidim, bugüne değil. Bugünle hiçbir ilişkim yok. Gerçeği söylemeliyim; bu, bana mutluluk da veriyor... Çünkü dünya yıkıma doğru gidiyor...
  • Canım Cleom,
    İşte yine buradayım. Bir başka yıl, bir başka Ağustos... Artık burada ve sensiz olmak için çok yaşlıyım. Bu yıl, bana pek iyi davranmadı. Tek umudum, her neredeysen sana çok iyi davranmış olması.
    O gece bungalovda, radyoda çalan şarkıyı hatırlıyor musun, 'La Vie en Rose?' Sözleri şöyle devam ediyordu,' Kalbini ve ruhunu bana ver; Ve hayat bize daima toz pembe olsun.' Sanırım bu şarkı , benim hayatımı anlatıyor. Yanımda olmasan da, bana dokunmasan da, hala ve daima benimlesin. Bana bir kez vermiş olduğun kalbini ve ruhunu, asla bırakmayacağım.
    Bir daha karşılaşıp karşılaşmasak da önemli olan tek şey bu... La Vie en Rose, sevgilim.
    Sonsuza kadar senin olan,
    Grayson
  • Çok yaşlıyım ölmek için
    Şu an beni bıraktığın yerde değilim
    Şebnem Ferah çalmak istiyor arka planda
    Yaşlıyım ben diyorum, Supertramp açıyorum
    Bırakma beni diyor, ben de diyorum
    Bağırıyorum ama duyulmuyor
    Yaşlıyım ben avaz avaz bağırmak için
    Geride kaldı sağanak yağmur altında
    Göz yaşlarımı gizlediğim sabahlar
    Bırakmak istiyorum elimdeki bardağı
    Yaşlıyım, başka dalım yok tutunacak
    Rüzgar beklemiyor, ölüm bile beklemiyor beni
    Sen beklememişsin diye belki
    Bırakma diyorum, görmüyorum gözlerini
    Gözlerim yaşamıyor artık, ben yaşıyorum sadece
    Bu saçma dünya istemiyor beni
    Ben sensiz bir an istemiyorum artık
    Bağırıyorum bırakma diye
    Duymuyorsun, çok yaşlıyım
    Şebnem Ferah için fazla yaşlıyım artık
  • Yaşamak için çok yaşlıyım, ölmek için çok genç.
  • “Yorgunum” demiştim, “sanki çok yaşlıyım ama genç bir kadının bedenindeyim”
  • Sanki hayatın dipnot evresindeyim
    Ve ne çok yaşlıyım.
    Kuru otlar fışkırıyor her yanımdan. .
    Bir elimde ateşi, bir elimde suyu tutsam.
    Ahmet Erhan
    Sayfa 175 - Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi
  • KET BUĞA
    Ket Buğa, savaşçı ve kahraman bir Türk kumandanıdır. Tarihimizin Çingizliler çağında yaşamıştır.
    Dünyayı dize getiren o dehşetli Türk akınlarındaki kanlı kavgalarda bulunmuş, şanlı bir hayatı şanlı bir
    son ile bitirmek için ihtiyarlık yaşlarında savaş yerlerine koşmuştur. Ket Buğa'daki kahramanlık
    ruhunu anlamak için hayatının sonunda yaptığı son savaşı bilmek yeter.
    İlhanlar'ın başbuğu Hülagü, Bağdat'ı zapt etmiş, Gürcistan'ı dize getirmiş, Halep ve Şam şehirlerine de
    gücü önünde boyun eğdirmişti. Muzaffer orduları ile yeni zaferlere doğru gitmeye hazırlanıyordu.
    Fakat büyük Kağanın ölümü haberinin gelişi, onu yolundan alıkoydu. Ordunun başlığını ihtiyar Ket
    Buğa'ya bıraktı, kendi geri döndü. Ket Buğa'nın buyruğu ele alışı, onu yeni bir şerefe doğru götüren
    olayın başlangıcı oldu.
    Ket Buğa Mısır'a gitmek, Mısır'ın elinde bulunduran ırkdaşlarına Çingizliler hâkimiyetini tanıttırmak
    isteğinde idi. Bu isteğini önce savaşsız olarak yapmayı diledi, Mısır'a gönderdiği bir elçi Ket Buğa'nın
    teklifini o ülkenin hâkimi olan ırkdaşlarına ulaştırdı. O zaman Mısır'da bir başka kahraman, Kotuz, baş
    bulunuyordu. Bu teklif karşısında beğleri toplayarak fikirlerini sordu. Çoğu savaşmak dileğini ileri
    sürdüler. Kotuz da: "İlhanlılar üzerine yürüyelim. İster yenelim ister yenilelim. Yeter ki vazifemizi
    yapmış olalım. Bizi alçaklıkla suçlandırmasınlar!" dedi. On iki bin kişilik bir ordu ile yürüdü.
    Çingiz ordularının namı o çağlarda bütün dünyaya olduğu gibi, Mısır'a da yayılmıştı. Onun İçin Mısır
    Türkleri'nin ordusu da Ket Buğa'nın savaşçılarından çekiniyorlardı. Onlarla vuruşacak kadar sağlam bir
    manevî güçleri yoktu. Bu yüzden bir aralık daha ileri gitmek bile istemediler. Kotuz, onlara heyecanlı
    sözler söyledi. Ulu Yavuz'un yıllar sonra sızıltı çıkaran ordusuna yapacağı gibi, o da:
    "Sizler savaşmaktan kaçıyorsunuz, ben ise savaş için yürüyorum. Savaş isteyenler arkamdan gelsin,
    istemeyen evine dönsün!" diye bağırdı. Ordu Kotuz'un arkasından yürüdü. Kotuz, yeni heyecanlı
    sözlerle manevî gücünü sağlamlaştırmaya gayret ettiği ordusu ile Ket Buğa'nın karşısına çıktı. 3 Eylül
    1260'da tarihin Türk'ü Türk'le çarpıştıran kavgalarından biri yapıldı.
    Bu çarpışma Ket Buğa'nın son savaşıdır. Yaşlılık çağında bu savaşı kendisi istemiştir. Hülâgü, bu sefere
    çıkarken Ket Buğa'nın yine kumandayı istemesi üzerine kahramanına:
    "Bu zamana kadar çok yararlık gösterdin. Artık yeter. Otur da kocalıkta biraz rahat et!" demişti. Ket Buğa, Hanı'nın bu sözlerine şu yaslı karşılığı verdi:
    "Hanım: beni savaş şanından ayrı bırakma. Savaştan ayrı kalıp da rahatlamak benim için lütuf
    olamaz. Ben artık yaşlıyım, yakında ölürüm. Yatakta miskinler gibi can vermemi mi istiyorsun?
    Senden dileğim şu: Benden savaş alanlarında ölmek şanını esirgeme!"
    İşte bu kahramanca sözler, ordunun kumandasını Ket Buğa'ya kazandırdı. Hülâgu'nın yaşlı arslanı yeni
    ülkeler aşmak için ileri yürüdü.
    Suriye'de ilerleyen Ket Buğa, kendisine karşı durmak isteyenlere ağır yumruklar indiriyordu. Bununla
    beraber askeri durumu iyi değildi. Bu yüzden artık savaşmayı bırakıp çekilmesini söyleyenler bile
    olmuştu. Fakat ihtiyar arslan bu teklifleri dinlemedi. Çekilmeyi kaçmak diye sayıyor, bunu, çarpışma
    gücünü kaybetmiş olan kocamış gönlüne kabul ettiremiyordu. Bu yüzden "çekilelim!" diyenlere
    şunları söyledi:
    "‐Şanlı bir ölüm namussuzca kaçmaktan daha iyidir. Ordudan birisi Hanın katına giderse bu
    sözlerimi götürsün. Ket Buğa çekilmeyi ayıp buldu, hayatını vazifeye kurban etti, desin. Böyle bir
    ordunun yok olması Han için büyük bir kayıp değildir. Bir yıldır çerilerinin karıları gebe kalmadı ve
    haralarının kısrakları doğurmadı saysın!"
    İşte Ket Buğa savaş alanına böyle yürüdü ve kendi soyundan bir başka ordunun karşısına bu
    düşüncelerle çıktı.
    Kotuz'un ordusu Ket Buğa'nın namlı askerlerinden hâlâ korkuyordu. Başlarının bütün gayreti onların
    gönlünden "Çingiz orduları" korkusunu söküp atamamıştı. Bu korku, çarpışma başlar başlamaz
    meyvesini verdi. Mısır Türkleri'nin sol kolu daha ilk vuruşmalarda kaçmaya başladı. Kotuz, bozgunun
    bütün orduya yayılmasını önlemek için ileri atıldı. Üç defa:
    "‐ Tanrı! Kotuz kulunu Tatarlara üstün getir!" diye haykırdı. Bu haykırşla İlhanlılar ordusunun içine dalan Kotuz, büyük kahramanlıklar gösterdi.
    Hem vuruşuyor, hem askerlere cesaret vermeye uğraşıyordu. Bu yiğitlik boşa gitmedi. Kaçan sol kol
    askerleri de dönüp savaşa atıldılar. Beri taraftan Ket Buğa buyruğundaki yenilmez Çingizliler ordusu
    da pek sert vuruşuyordu. İki ordu kahramanlık ve zafer yarışına çıkmış gibiydi. Lakin iki Türk'ün birden
    üstün gelmesi imkânsızdı. Talih güler yüzünü ancak birine gösterebilecekti. Bunu Kotuz kazandı. Ket
    Boğa ordusunun kumandanlarının çoğu şehit düşmüş ve ordu bozulmuştu.
    O ana kadar yalnız zafer görmüş olan Ket Buğa, ömründe ilk defa yeniliyor, bozguna uğramanın
    dehşetli acısı ile karşılaşmış oluyurdu. Ordunun bozulduğu ve artık hiçbir umudun kalmadığı bir sırada
    ona kaçmasını söylediler. Fakat o kaçmak teklifini beğenmedi:
    "‐ Yenilmiş bir kumandan olarak Hanın yüzüne bakamam. Burada ölmeliyim!" dedi. Ve ordusunun
    bozulmuş olmasına rağmen aslanlar gibi savaştı. Toprağa düşmek, yenilmiş olarak yaşamamak
    dileğinde idi. Fakat aslanlar gibi çarpıştığı halde isteği yerine gelmedi. Koca kahraman soydaşlarının
    eline tutsak düştü.
    Savaş yerlerinin kocamış kahramanı Ket Buğa tutsaklıktan sonra elleri bağlı olarak Kotuz'un karşısına
    çıkarılmıştı. Kotuz bu sırada, er meydanında alt ettiği ve din ayrılığından dolayı düşman saydığı
    Buğa'ya hakaretli sözler söyledi. Hülâgü'nün bu namlı bahadırı yenilmiş olmakla beraber yiğitliğinden
    bir şey kaybetmemişti. O imkânsızlık anında bile kahramanlığını göstermekten geri kalmadı. Tuzağa
    düşüp zincire vurulmuş bir aslan heybeti ile sert bir karşılık verdi:
    "‐ Mağrur adam!" diye bağırdı, "bir günlük zaferinle gururlanma. Senin bütün yurdun askerlerimizin
    ayaklarının altında çiğnenecektlr. Benim tutsak düşmemle İlhanlılar bir şey kaybetmez. Hülagü
    Han'ın Ket Buğa gibi daha üç yüz bin kişisi vardır."
    Tarih, sayfalarına türlü türlü kahramanlık vak'aları geçirmiştir. Fakat Ket Buğa gibi gençliğinde de,
    yaşlılığında da, tutsak bulunurken de daima kahraman olanların vakıalarına ve Ket Buğa gibi büyük
    kahramanlara yalnız bizim tarihimizde rastlamak mümkündür.