Aycan, Marriage Games'i inceledi.
4 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Fifty Shades.
Benim için yeri çok ayrıdır. Üstüne başka seri tanımam derdim bir zamanlar. Ama o günler bu kitapla tanışınca bitti. Fifty Shades popüler oldu, her Allahın kulu hakkında bir fikir yürüttü. Saçma sapan kurgular ortaya çıktı. Her +18 sahne içeren kitap onunla bir tutuldu. Yani demek istediğim, Fifty Shades benim için tarih oldu. Sebebi C.D Reiss.

Elimde olsa gidip Reiss’i tebrik ederim. Böyle muhteşem bir kurgu yarattığı için ve Christian Grey adını kitabında kullandığı için. Konuşma arasında, artık aşık olduğum karakterler arasında ilk sıralara yerleşen inanılmaz karışık Adam kullanıyor hatta. Gerçekten kitaba çok soğuk bakıyordum, kesin yine boş çıkacak diyordum. Giriş kısımları kafa karıştırıcıydı ama yine de okudum. İ-Na-Nıl-Maz-Dı!

Saçmalık derecesinde Fifty Shades’e benzeyen, ya da hiçbir bağı olmayan insanların bu itaatkar-dominant ilişkisi sırasında bir yerde aşk bağıyla bağlanması gibi konular dolup taşmış durumda. Artık klişe grubunda yer alıyor benim gözümde.

Marriage Games, adından da anlaşılacağı gibi evli bir çifti anlatıyor. Ama bu çift nasıl bir çift. Of. Diyorum. İkisini de anlamak mümkün değil. Kitabın yarısını Adam, diğer yarısını Diana anlatıyor. Kendi ağızlarından düşüncelerini okuduğun halde hiçbir şey anlamıyorsun. Çok karmaşıklar. Çok iyiler. Karmaşaya bayılırım. Kitaplarda yanılmayı severim. Ve bu kitap tam bir karmaşa, bir geçmiş zaman bir de şimdiki zaman olarak ilerliyor bölümler.

Diana ve Adam’ın karşılaşmaları, ilişkilerinin başlaması, evlenmeleri, hepsi aslında biraz üstü kapalı anlatılmıştı. Karşılaşmaları üstü kapalı değildi gerçi. Diana’in aile şirketi çökmek üzere ve kurtarmak için Adam’la anlaşmaya çalışıyorlar babasıyla birlikte. Adam, Diana’i orada görüyor. Evleniyorlar falan. Evleniyorlar, evliler ya böyle müthiş bir şey yok. Hatta bir bebekleri olacaktı ama aldırdılar.

Kitap, Diana’in Adam’dan ayrılma notuyla başlıyor. Zaten hikaye buradan sonra ivme kazanıyor. Kurguya aşık olduğumu söylemiş miydim? Kurguya da karakterlere de aşık oldum.

Diana’in Adam’dan ayrılmasını Adam kaldıramıyor. Adam, Diana’i seviyor. Bunu özgürce söyleyebiliyor çünkü o Aadam.!!.1 Kalbim kaldırmıyor, Adam’ı nasıl anlatabilirim?!

Adam > C.G

Yani Adam dominant ama Diana bunu asla bilmiyor. ASLA. Adam resmen bütün evli olduğu o dönem boyunca kendini kapatmış. Diana’e bunu yapmak istemiyor. Onu seviyor. –böyle bir sevgi yok, sevme böyle Adam.

Diana desen kendini tanımıyor, ne istediğini hiç öğrenememiş. Adam’ın aklının başka bir yerde olduğunu düşünüyor. Ki haklı. İtaatkar olmanın aşağılayıcı olduğunu ve bir kadının neden böyle bir şey isteyebileceğini anlayamıyor. Bu konulara tamamen karşı. Adam’da, Diana hiç böyle şeyler istemez diye kendini kapatmış işte. Bedeni burada ama ruhu Diana’den önceki hayatında. İşte böyle olduğu halde Diana’i seviyor.

Diana boşanmak istiyor. Arabayı, evi, şirketi her şeyi istiyor. Çok farklı bir karakterdi açıkçası. Bayağı şaşırttı beni. Aslında ikisi de şaşırttı.

Adam kendisini hafif bir şekilde açık etti ama Diana fikrini değiştirmiyor. En sonunda Otuz gün istiyor. Otuz gün boyunca itaatkar-dominant şeklinde geçecek ve sonunda ev, şirket her şey Diana’e kalacak. Ve sorunsuz bir şekilde boşanacaklar.

Ya o otuz günün on-on beş günü nasıl geçmedi. Geçmek bilmedi. Delirtti. Adam, bir var bir yok. Gerilimi vücudunun her yerinde hissedebiliyorsun. Krize gireceğini düşünüyorsun ama Adam çekip gidiyor.

Bir de Serena var, Adam’ın eski itaatkarı. Tam bir deli. Manyak. Psikopat. Anlatsam da anlamazsın. Okuman lazım onu anlaman için. Ceza almak için yapmayacağı şey yok. Kim verirse versin ama Serena yeter ki acı çeksin. Gerçekten Serena kaldırabileceğim son noktaydı. Şok içinde okudum onun sahnelerini.

Diana yavaş yavaş kabullenmeye başlıyor tabii, kendini bulmasına az kalmış. Böyle tam kabulleniyor. Tam her şeyi kabullenip sevmediğini söylediği Adam’ı sevdiğini fark ediyor. BAM!

Öyle bir şey oluyor ki düşündükçe çığlık atasım geliyor çünkü HEP istediğim son ellerimin arasında duruyor. Okuyorum ve ağlayasım geliyor. O son, hep hayalini kurduğum son. Adam’ın söyledikleri kalbime batıyor. İşte istediğim bu diyorum. İşte istediğim son, istediğim ve aradığım kurgu buymuş diyorum. Diana şok oluyor ama o mu daha fazla şaşkın ben mi bilemiyorum. Diana’e söyledikleri… Of. Of. Of.!!!!

Fifty Shades’i bir kenara at. Mutlu sonları sevmem. Popüler şeylerden hiç haz etmem. Ergen erkekleri görmek bile istemem. Marriage Games ve C.D. Reiss bir harika. Kadının her kitabını okuyabilirim çünkü karakterlerinin düşünce şekli aslında onun da düşünce şeklini yansıtıyor. Ve ben bu karakterlere bayıldım. Bu kaleme bayıldım.

Dark seviyorum, sende seviyorsan okumalısın. Dediğim gibi, Adam>C.G
Christian sizin olsun ben Adam’ı istiyorum. Biraz da Q’yu, bir miktar da İgnazio’yu, bir tutam da Jethro olsun. Hepsini karıştırabiliyor muyuz? Evet. Lütfen.

Selin İpek, bir alıntı ekledi.
16 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Anlıyorsun değil mi, cok küçüktüm."
"Şimdi nesin ki?"
"O zaman daha da küçüktüm."

Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 91 - Can Yayınları)Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 91 - Can Yayınları)
Ayşe*, bir alıntı ekledi.
18 dk. · Kitabı okuyor

Benim içimdekileri Dostoyevski söylemiş.
Tam anlamıyla dinleyicilerin kalplerine bastığınız zaman ,hissettiklerini onlardan daha iyi anlattığınızda etkileniyorlar. “İşte tam da bunu söylemek istiyordum.” duygusu insanı etkiliyor. Çok sevdiğiniz bir yazar aslında çok büyük ihtimalle sizin zaten içinizde olan şeyi söylüyor. 2000

Fasa Fiso, Teoman (Sayfa 154 - Hep Kitap)Fasa Fiso, Teoman (Sayfa 154 - Hep Kitap)
TOMASEL, bir alıntı ekledi.
28 dk.

Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku.. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitapları severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitaplarıda beraber seveceğiz.

Canım Aliye, Ruhum Filiz, Sabahattin Ali (Sayfa 17)Canım Aliye, Ruhum Filiz, Sabahattin Ali (Sayfa 17)
Fatma Nur Soylu, bir alıntı ekledi.
38 dk. · Kitabı okuyor

İnsanın bebeklikten itibaren büyütmeye başladığı tefekküri bakış, ne yazık ki çoğu zaman onu çok seven ebeveyni tarafından bozulur. Çocuğunu hızlandıran, kendi hayat koşuşturmasına ayak uydurtan, 'hadi çabuk'larla onun ahengini bozan her anne-baba farkına varmadan kelebeğin kanat sesinde Rabbini duyabilecek bir hissedişin önünde en büyük engel olur.

Fıtrat Pedagojisi 2, Hatice Kübra Tongar (Sayfa 38)Fıtrat Pedagojisi 2, Hatice Kübra Tongar (Sayfa 38)
Elif Kimya, Dengbejlerim'i inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 13 günde

Dili yasaklamak insanlık suçudur. İnsanı anadilinden koparmak vahşettir. Bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, kişiliğini zedeliyor, gelişimini engelliyor. Bence bu Kürtçe yasağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yanlışlarından biriydi. " Mehmed Uzun


Dünyanın kaç yerinde insanların anadili yasaklanmış, sırf dillerinden dolayı dışlanmış, dayak yemiş, topraklarından, vatanlarından sürgün edilmişlerdir? 1953 yılında Siverek ' te doğan Uzun, bu ülkede bunları yaşayan sayısız insandan biri. Uzun, hayatı boyunca anadili yüzünden zorluklar yaşadı. Okul hayatı ve gençliği bu zorluklarla geçen yazar, okula başladığı ilk günü şöyle anlatıyor: "Okula attığım ilk adım, cennetimden uzaklaşıp cehenneme attığım ilk adım oldu. O ilk gün, sonraki hayatımın nasıl olacağını belirleyen gün oldu. O gün bir tokat yedim ve o tokatın ne anlama geldiğini bir daha asla unutmadım." 5-6 yaşında uykusunu, oyunlarını, oyuncaklarını, annesini bırakıp okula gitmek her çocuk için zordur. Fakat bunlar yetmezmiş gibi; bilmediği bir dili konuşmasının dayatılması, kendini ifade edebildiği dilinin yasaklanmış olması daha da zordur. Mehmed Uzun ' un okulla birlikte bildiği her şey yok edilmiş, yasaklanmıştı. Kürtçe diye bir dil yok diyorlardı. Bunu kabul etmesi mümkün değildi ve bu yüzden mücadeleler verdi. Tabii cezaevine gönderilmesi uzun sürmedi, ama bu onu yıldırmadı, barışı ve anadilini daha büyük azim ve inançla savunmaya devam etti.


Uğruna gençliğini hapislerde geçirdiği dili yok sayılıyordu. " Hapishanelerde, mahkemelerde Kürtçeye çok hakaret ediliyordu. Askeri savcılar 'Kürtçe diye bir dil yok' dedikçe çok kırılıyordum. Kürtçenin zengin, eski bir dil olduğunu Kürtçe ile modern metinler de yazılabileceğini söylemek istiyordum." diyen Uzun, ya anadilinin yok sayılmasına razı olup asimile olacak ya da tüm dünyaya Kürtçenin modern ve zengin bir dil olduğunu ispatlayacaktı.


O barış insanıydı, silahla işi asla olmazdı ve mücadeleyi silahla değil, kalemiyle, sivri diliyle vermesi gerekiyordu. Tüm hayatını bu yolda harcadı ve Modern Kürt Edebiyatı nı kurdu. Kitaplarını yasaklanmış, devleti tarafından vurulup yaralanmış, bir dille yazıyordu. Dedesinden destanlar, kılamlar dinlediği bu yaralı dilin yitip gitmesine izin vermiyor, sahip çıkıyordu. Nitekim bunu en iyi şekilde başardı da. Kitapları; birçok dile çevrildi, denemeleri 20'den fazla dilde yayımlandı, kitapları hala da İsveç üniversitelerinde derslerde işleniyor. Fakat ne acıdır ki bunca baskıya, yasağa rağmen ayağa kaldırdığı, dünyaya tanıttığı bu dilin en büyük değerlerinden olan dengbejler ve kılamları sahip çıkılmadığı için unutulmak üzere. Peki kim bu dengbejler?


Denbejler; sözlü edebiyatın temsilcileri, yaralı bir dilin anlatıcıları. Çoğu okuma yazma bilmeyen, yoksul, ezilmiş bir halkın çocukları. Sırtlarında abaları, ellerinde asalarıyla köy köy gezip yaşanan acıları, yoksullukları, haksızlıkları, kahramanlıkları kısacası gördükleri her şeyi akıllarına kazıyıp, davet edildikleri mirlerin, beylerin sofralarında, ateş başındaki gençlere, uzun kış gecelerinde gaz lambaları altında aile fertlerine, çocuklara yürekleriyle dillendiren Kürtlerin Homerosları onlar. Dengbejler sadece sese nefes vermez, onlar tarihi, Mezopotamya halkının yaşadığı acıları, yıkımları anlatır, ağıtlar yakarlar. Tabii buna biraz kurgu, biraz fantazi katarak dinleyecilerinin daha da dikkatini çekmeyi başaran, heyecanlandıran söylevcilerdirler. Anlattıklarıyla yüreğe, ruha hitap ediyorlardı. Kulaklığınızı takıp, gözlerinizi kapatın onları dinlerken. Hiç anlamadığınız sözcüklerin nasıl içinize işlediğini, yüreğinizi burktuğunu farkedeceksiniz.

Çok değil, bundan 20 yıl önce Kürtçe yasaklı bir dildi. İnsanlar çocukluklarından beri aşina oldukları dili konuşamıyor, Kürtçe kitaplarını, kasetlerini yakmak, gömmek zorunda kalıyordu. Hatta bu baskı sadece bu ülkede yoktu, yıllar önce Bağdat valisinin, yazı ve edebiyatla haşır neşir olan Kürtleri yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği de biliniyor. Durum böyle olunca Kürtler yaşadıklarını yazıp saklayamadılar. Ama birinin bunları anlatması, gelecek nesillere, evlatlarına ulaştırması gerekiyordu. Bu ihtiyaçtan dolayı sözlü edebiyatın temsilcileri dengbejler ortaya çıktı. Fakat ne yazık ki dengbejler, stranlar, kılamlar değeri bilinmeyen her güzellik gibi yok olup gitmekte. Çok sevdiğim dengbejlerden biri olan Şakiro, kendisiyle röportaj yapmak isteyen gazeteciye "Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın bir Aşık Veysel'leri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reşo'muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü. Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?" diye sitem etmiş. Peki, haksız mı?


Mehmed Uzun bu kitabında çocukluğunun dengbejlerini, Apê Qado, Alihan, Evdalê Zeynike, Ehmedê Fermanê Kiki ve Rıfatê Darê gibi büyük dengbejleri oldukça yalın bir dille anlatıyor, bunların unutulmamasını istiyor. Denbejleri yıllar önce Mehmed Uzun' un, Dicle' nin Sesi serisi sayesinde öğrendim. İlk dinlediğim kılam buydu https://youtu.be/PESTzUC8o5s. Hiçbir şey anlamadığım halde o yanık yanık söyleyişi içimi gerçekten titretti. O sıralar Bitlis' te öğretmen lisesinde okuyordum. Hemen çarşıya inip kaset koleksiyonuma dengbejleri de eklemek için arayışa girdim. Ama maalesef değeri bilinmeyen, yitip gitmeye yüz tutmuş dengbejlerden bir iz bulmak pek kolay olmadı. Günlerce aradığım halde tek bulduğum Huseyne Muşi ve Şakiro nun birkaç kaseti oldu. https://i.hizliresim.com/kOml97.jpg Bu yazıyı paylaşmamın tek sebebi saçma sapan popüler şarkılara verilen değerin onda birini de yaşanmışlık, tarih dolu olan bu gerçek sanata ve sanatçılara verilmesi gerektiğini hatırlatmak. Mehmed Uzun bunu her zaman yaptığı gibi en iyi şekilde anlatmış, Mezopotamya nın en güzel değerlerinden olan ve giderek yok olmaya mahkum dengbejleri, bu kitap sayesinde sonraki kuşaklara da miras bırakmış. Derin çalışmalar sonucu ortaya çıkmış, oldukça öğretici, edebi anlatımın zirvesinde, güzel bir deneme kitabı. Son olarak çok sevdiğim birkaç kılamı daha meraklıları için buraya bırakıyorum.

https://youtu.be/FU9EnWwmKaQ
https://youtu.be/sewg4U_WIwA
https://youtu.be/jmhlT5-s9gw

Hicran, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

Bir gün öleceksiniz. Bunu herkesin bildiğini biliyorum ama unuttuysanız diye hatırlatmak istedim. Siz ve tanıdığınız herkes yakında ölmüş olacak. Ve orasıyla burası arasındaki bu kısa zaman diliminde belli sayıda şeyi kafanıza takabilirsiniz. Aslında çok az şeyi. Her şeye ve çevrenizdeki bilinci ya da düşünme yeteneği olan her canlıya aldırırsanız boku yediniz demektir.

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı, Mark Manson (Sayfa 16)Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı, Mark Manson (Sayfa 16)
Srs Blck, Zaman Oyunları'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Kitabımızın ana karakterlerinden Cem bir gün yaşlı dostu Refik'ten beklemediği bir telefon alır ve ardından Refik'in ölümünü öğrenir. Refik ve ardında bıraktığı sırlarla dolu esrarengiz eski defter ile ne yapacağını düşünürken kendi gizemli olayların içinde bulur. Geçmişten günümüze kadar uzanan bir hikaye.
Başta kitabın kapağını çok beğenmiştim ama kitapla ilgili beklentilerim çok fazla değildi. Zaman yolculukları ile ilgili yazılan kitaplarda çekilen filmlerde zaman zaman eksiklikler ya da garipsenecek durumlar olabiliyor(bana göre belkide) Birde tabi Doctor Who izlediyseniz daha iyisini bulamam gibi geliyor. Zaman yolculuğu dendiğinde akıllara Tardis ve Doctor dan başkasının gelmesi namümkün
Kitap beni baya şaşırttı. Her olayda, yaşanan durumlarda kendine göre mantıklı açıklamaları vardı. Özellikle yazar kitabı yazarken oldukça iyi araştırma yapmış kitap dolu doluydu. Paradokslardan, Paralel evrenden ve tabiki gizemli kitabımızla ilgili bir çok şey gösteriyor bize.
Yazarın dili akıcı o nedenle de zaten bir günde bitebilecek bir kitap. Bazı kısımlarını okurken de Fringe dizisi aklıma geldi nedense

Tuba Korkmaz, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Ahmaklığın Kökeni
Kayıp Zaman'ın, Cehaletle evlendiği söylenir. Onların bir oğlu olur adını Şöyle düşündüm koyarlar. O, Gençlik ile evlenir ve onların da Bilmiyordum, Düşünmedim, Fark Etmedim ve Bunu Kim Düşünebilirdi adında çocukları olur.
Bunu Kim Düşünebilir, İlgisiz'le evlenir. Onların çocuklarının adları da şöyledir:Böyle İyi, Yarın Yaparız, Çok Zaman Var,Bir Fırsatı Bulunur. Çok Zaman Var adlı asil hanımefendi Düşünmedim ile evlenir. Onların çocuklarının adları da:Aklıma Gelmedi, Ne Söylediğimi Biliyorum, Kendimi Enayi Yerine Koydurmam, Sen Aldırma, Onu Bana Bırak'dır.
Ne Söylediğimi Biliyorum, Gösteriş ile evlenir ve onların çocuklarına da Canın İsterse, Dediğim Olacak, Saygı Bekliyorum ve Hiçbir Şey Eksik Olmayacak isimleri verilir.
Hiçbir Şey Eksik Olmayacak, Saygı Bekliyorum'la evlenir. Onların çocukları Sakin ol re Talihsizlik isimlerini alırlar.
Talihsizlik, Az Beyinli ile evlenir ve onların çocukları İşte Bu Güzel, Onu Ne İlgilendirir, Bana Öyle Geliyor, Bu Mümkün Değil, Başka Bir Şey Söyleme, Bir Gün Öleceksin, Benim Dediğim Olacak, İlerde Göreceğiz, Bekle ve Gör, Kararlılıkla, Yorum Gerekmez, Ölsem Bile, Ne Derlerse Desinler, Bedeli Ne Olursa Olsun, Ona Aldırmıyorum, Açlıktan Ölmeyiz, Bu Bir Felaket Değil Bir Lütuf.
Saygı Bekliyorum dul kalır ve bu defa Aptallık'la evlenir. Bütün mirası çarçur ettikten sonra, biri diğerine, "Sabırlı ol, bu yıl keyifli bir şekilde geçirmek için borç alırız ve Tanrı bir sonraki yıl için bize yardımcı olur", der. Hiçbir Şey Eksik Olmayacak'ın yol göstermesiyle de bunu gerçekleştirirler.Anlaştıkları faizi dönem sonunda ödeyemediklerinde ise Kuruntu onları cezaevine gönderir. Tanrı onları affeder ve ziyaretlerine gider. Yoksulluk onları bakımevine götürür, bir süre sonra orada Saygı Bekliyorum ve Fark Etmedim hayata veda eder. Onları büyükanneleri Aptallık'ın yanına gömerler. Onların birçok çocuğu ve torunu dünyanın her tarafında hayatlarını sürdürmektedir.
Bu masal bize, özensizler, ahmakların, düşüncesizlerin, tavsiye istemeyenlerin, kuruntularından kurtulamayanların, yarın ne olacağını düşünmeden gününü gün ederek yaşayanların, nereden geldikleri konusunda fikir verir.

Aptallık Ansiklopedisi, Matthijs Van Boxsel (Sayfa 106 - Ayrıntı Yayınları)Aptallık Ansiklopedisi, Matthijs Van Boxsel (Sayfa 106 - Ayrıntı Yayınları)