Her topraktan çömlek olmayacağını anladım. İnsan gibiydi yani. Önce ezilmek, karılmak, hamken tam olmak gerekiyordu. Sonra yanmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım; bir insanı yetiştirir gibi bir çamuru çömlek yaptım. Kimseyi değil, kendimi koydum tezgâha. Kendi nefsimin çamurunu kardım, ezdim, yoğurdum, pişirdim onu. Toprağı işlemeyi bilen, insanı da işlemeyi öğrenirmiş, anladım.
Rahatlığın elleri ipekten de olsa,
Kalbi demirdendir.
Sadece sizinle alay edebilmek için,
Baş ucunuzda ninniler söyleyerek uyutur.
Yatağınızın başında durup bedeninizin
İsyankârlığı ile alay edebilmek için.
O güçlü hisleriniz onun için sadece
Bir eğlence meselesidir.
Hislerinizi alır,
Sonra da kırık bir çömlek gibi fırlatıverir
Çalılıklara.
Halbuki hakikatte rahatlık,
Ruhun atılım arzusunu öldürür,
Sonra da o pis sırıtışıyla
Tabutun ardından yürür.
İnsan seçer gibi seçerdi toprağı. "Toprak ile insan kardeştir." derdi. Hatta bir keresinde bir tek çömlek yapmak için belki on çömlek yapılacak çamuru bir kenara atıvermişti. "Her topraktan çömlek olmaz babam," demişti o gün, "her insandan doğanın insan olamadığı gibi. Her şehrin toprağı da karılmaz. Ama Buhara öyle değil, toprağı sağlamdır; insanı gibi. Üzerinde secde edilen, ezan sesini işiten ve uğrunda canlar verilen toprakla diğerleri bir olur mu hiç?"
İyi bir çömlek ya da ayakkabı yapmak yalnızca sezgiyle olacak bir iş değildi; öyleyse çok daha karmaşık bir iş olan yaşamı sürdürme işi nasıl olur da öncüller ya da hedefler üzerine bir an bile kafa yormaksızın yürütülebilirdi?