Kişinin belirli bir anda yaşadığı hep hayalleridir - ya da, aldanmaları; gerçeklerini ise hep sonradan, çok sonradan, geçmişi olarak yaşar - yani kendisini belirleyen, hep gerçekler
olduğu halde, yaşadığı hep hayallerdir.
--Sırf şu yüzden: Bu kocaman anlamsız karmaşa içinde - modernlik denen bu umarsız saçmalığın içine atılmış; "fırlatılmış"ken -, 'dış dünya' bir yana, daha kendi kendisiyle bile -ancak arada bir- uyum içinde olabildiğinde, gene de kendine aykırı düşüyor, kendi kendini çeliyor, kendinden acı çekiyorsa, kişi -- daha ne olsundu ki!? ...
Sonra, kavramları kendi ağzımızla belirtmek için bazı sözlere bağlıyoruz ve şeylerden çok, o sözleri anımsıyoruz. Bunun için kavradığımız şeyi, onu belirtmek için seçilen sözlerden tümden ayırınca, hiçbir şeyi kolay kolay seçikçe anlayamayız. Böylece insanların çoğu dikkatlerini şeylerden çok sözlere verir; bu nedenle çoğu zaman anlamadıkları kavramlara inanır, anlamayı pek aramazlar.
Hiçbir şey şovenlikten ya da ırk düşmanlığından daha dar görüşlü değildir. Gözümde bütün insanlar eşittir; her yerde ahmaklar vardır ve ben bunların hepsine karşı aynı hor görüyü duyarım. Aman, çapsız önyargılara kapılmayalım!