furug

furug
@crowbbh
oğuz atay'ın anısına
Heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım; babam öldüğü zaman yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. Bir ağacı, kuşu filan seyrederken değil, düşünürken sevmiştim. Hayır belki de kendimi yaşanacak güzel günler için saklamamıştım: belki de sadece duygularımda her zaman biraz geç kalıyordum. Babam öldükten iki yıl sonra bir akşam üzeri, biraz üzülür gibi olmuştum. Bazı kitapların da yıllar geçtikten sonra anlamlarını sezmeye başladım. Babam ölmüştü. Eski kitapları da okuyamazdım artık. Bu konularda kendime fazla etki edemedim. Kötü bir öfke kaldı geriye; bahçedeki otların düzenlenmesine yararı olmayacak acı bir öfke. Bir kenara ittiler beni; işimiz acele, seni bekleyemeyiz dediler. (Oysa yıllarca beklemişlerdi beni; acele ettikleri söylenemezdi.) Bu kötü hayatı sanki doğmadan önce de yaşamıştım; kendime yakıştırdığım yaşantıları doğmadan önce de okumuştum. Kötülüklerimin bile kendime, öz varlığıma ait olduğuna inanmıyordum. Belki yüzyıllardır, yüz binlerce insan böyle kasvetli bir tabiatın ortasında, gizli mezheplerden tehdit mektupları alıyordu. Geçmişimi pek iyi bilemiyordum, bu insanları belli belirsiz hayal edebiliyordum; fakat, bir noktayı çok iyi biliyordum: Onlar bu olayı da değerlendirmesini bilmişler, gerçekten korkmuş, gerçekten acı çekmişlerdi; gerçekten çaresiz ve yalnız kalmışlardı. ben ucuz bir romandım.
Sayfa 74
bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyorum. suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum. kutsal su gibi. ama önce beni bu oda köşesinde tümörler gibi, kanserler gibi azar azar yemiş bitirmiş dertlerimi kağıda geçirmek istiyorum.
Sayfa 37·Kitabı okudu
sevgi değil, değil nathanael: aşk. anlıyorsun, değil mi? aynı şeyler değil bunlar. kimi kederleri, sıkıntıları, sızıları sevebilmem, bir aşkı yitirme korkusundandı. yoksa pek çekemezdim onları. bırak, herkes kendi eliyle düzenlesin yaşamını.
geçmiş bir bakıma, içinde yaşadığımız zamandan çok daha gerçektir; en azından çok daha dayanıklı, çok daha süreklidir. şimdiki zaman akıp gider, yiter, parmaklarımızın arasından kum gibi kayar. maddesel ağırlığına ancak anılarda kavuşur.
Sayfa 54
adım yusuf, kuyum sensin. yoksulum, müslümanım, bir tosbağam var, seni de alıp gitmek istiyorum. benim dinimde oruçla namazın bile kazası var, lakin sensiz geçecek bir günümün kazası yoktur. söylediklerim kadar söyleyemediklerim de var. söyleyemediklerim bir kuş olup çırpınıyor içimde. sen gülersen o kuş doyacak. sırf bunun için gülümse. o kuş doysun.
Sayfa 169