Yani dişil boşluk eril bağlantılarla doldurulamaz. O ancak içsel bir bağlantı ile, kendi parçalarının entegrasyonu ile ve anne-kız bedenini hatırlayıp tekrar birleştirerek doldurulabilir.
Elimizde olmadan hem sevip hem de nefret ettiğimiz anne ile olan ikilemli ilişkimizi gözden geçirip kabul etmek çok yürek yorucu bir iştir. Öfkemizi, arzumuzu ve çaresizliğimizi hissetmek çok acı verir.
Maureen kitabın en başından itibaren bizden kadın kahramanın yolculuğunun tek tip bir deneyim olmadığını, herkese uyan tek bir model bulunmadığını anlamamızı istiyor.
Genç bir kadın yakın zamanda "Bizden neden nefret ediyorlar?" diye sormuştu.
Ona vereceğim cevap şöyle olurdu:"Bu ataerkil kültürümüzün içinde yaklaşık beş bin senedir var olan bir durum. Kadınlar güçlendikçe nefret de güçleniyor."
Dünyayı eril bir bakış açısı ile gören bir toplumda yaşadığımız için pek çok kadın hâlâ onlara 'yetersiz' olduklarını söyleyen ataerkil sesi içinde duymaya devam ediyor. Bunun neticesinde pek çok kız çocuğu kendilerini görünmez hissediyor, dişi olarak doğdukları için hayata eksik başladıklarını düşünüyor ve asla tam potansiyellerine ulaşamıyor.