“İnsan zekâsı doğaüstü canlılara dair yüce kavramlardan çok hoşlanır. Deniz ise bu tür kavramların oluşturulması için en güzel araç, bu tür devlerin üreyip gelişebileceği yegâne mekândır.”
Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası-Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
“Sosyalist zamanların mevcut olmayan babası. Yokluk aslında tüm dünya kültürlerinde babaların bir özelliği değil midir? Onlar ya cephededir ya hapishanede, ya altın postun peşindedir ya da adalarda
“Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.”
“Biri, kültür ve uygarlığın ilk gömülen insanla başladığını söylemişti. Bu durumda mezarlık bir kültür müzesidir, hatta bir mozoledir. Evet, ama onun (organik) sonu da aynı şekilde yine orada bir yerde yatar. Kültür, toprağa yatırılan bedene artık bakamaz, burada görevi doğa devralır. Doğa o bedeni, o etin çözülüşünü himayesi altına alır. Doğa son patologdur, indirgemeci ve yapısökücüdür, hepsi bir arada. Aşağıda bedene ne olduğunu düşünmekten kaçınırız, aslında olanlar doğadışı bir şey değildir. Hafızayı koruyan şey o taş haç ve üzerindeki isimler ile tarihler değildir. Bize aşağıda yatanı hatırlatan, çekirdekten filizlenmiş bir kiraz ağacının organik formu, bir çalı, kır otları ya da etrafta cirit atan bir kertenkeledir.”