Kreşlerle birlikte huzur evleri de gelmektedir. İkisi de aynı düzenin birer parçasıdır ve aynı çözümün iki ayrı aşamasını temsil etmektedir. Kreşler ve huzurevleri suni doğumu ve suni ölümü çağrıştırmaktadır. İkisinin özelliği de konforun ön planda olması, sevgi ve sıcaklığın bertaraf edilmesidir. İkisi de aileye muhalif konumda yer almakta ve insan hayatında kadın rolünün değişmesinin bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır. İkisinin de ortak öncülü anne babalık ilişkisini adım adım bertaraf etmektir: Çocuklar kreşte anne babasızdır, huzurevlerinde anne babalar evlatsızdır. İkisi de medeniyetin "harikulade" ürünleridir ve her ütopyanın idealidir.
Medeniyet, bilhassa anneliği aşağılamıştır. Hiç tereddüt etmeden satıcı, manken, eğitici (diğer çocuklara), sekreter, temizlikçi gibi meslekleri annelik vazifesine tercih etmiştir. Medeniyet, anneliği kölelik ilan etmiş ve kadına bundan kurtuluş vadetmiştir. Medeniyet, kaç kadını aileden ve çocuktan ayırarak (ona göre "özgürleştirerek") bir memur ya da işçi yaptığı ile ilgili bilgileri büyük bir gururla ilan etmektedir.
Medeniyet; kadından, hayranlık duyulan veya kullanılan bir nesne yaratmış ancak değer ve saygının hâmili olabilecek yegâne şey olan şahsiyeti koparmıştır. Bu duruma giderek daha fazla şahit oluyoruz. Bu durumun en açık şekilde gözler önüne serildiği platform, çeşitli güzellik yarışmaları ile mankenlik ve fotomodellik meslekleridir. Burada kadın, artık bir şahsiyet hatta neredeyse insan bile değildir.