• Yine " ötekileştirme, yabancılaşma..." üzerine düşünürken aklıma aniden bi film ismi geldi etkisi altında kaldığım. Belkide en çok iki ötekileştirmis figürün birbirini toplum üzerinden ötekileştirmesi beni etkilemişti. Ama bu iki figür birbirlerini ne kadar ötekileştirsede et ve tırnak olduğunu şu replikten belli etmiyor mu? " İnsan dostunu kokusundan, bakışından, sümkürmesinden tanır. Hem dönersen ıslık çalarsın, işte o zaman tanırım seni.”
    Veya şu replik bir cücenin ağzından dökülmesi ; " Biliyor musun yıllardır barda envai çeşit insanla karşılaştım. Çoğu senden daha kadın, benden daha cüce. Önemli olan sahici dostluk. Hadi; cam cama, can cana…”

    Fikret Kuşkan, Derya Alabora, Menderes Samancılar ve Mevlüt Demiryay performansı göz alıcı aslında gözünüze gözünüze soka soka bir şeyler anlatıyor. Belki izlemek isteyen olur film ismi " Dönersen ıslık çal " Aşağıda youtube linki var belki istemek isteyen olur.
    https://youtu.be/0r64LkdXeGo
  • 140 syf.
    ·4 günde
    Ölüm, yalnızlık, kaçış, kabullenememe, azınlık, ötekileşme, kozmopolitleşme, göç kültürü...

    Notre Dame de Sion Fransız Lisesi mezunu Mine G. Kırıkkanat'ın bu eserini okuduğum süreçte Notre Dame Kilisesi'nin yandığını duymak kötü bir tesadüf oldu. Fransa- Türkiye ilişkilerini deneyimlenmiş bir yazardan bu romanı bu dönemde okumak keyif verici.

    Kitabın ithaf kısmında da belirtildiği üzere bu kitap; ötekileştirilmiş hayatlara ayna tutmak, onların hayatlarının zorlukları ve güzelliklerini bir apartman hayatı düzleminde bizlerle buluşturmak üzere yazılmış hissi uyandırıyor. Bu kitabın basım tarihi 1990 olması dikkatimi çekti çünkü apartman öyküleri ve romanlar son dönem çağdaş yazarlar tarafından sıkça kullanılır olmuş durumda. Bu durum, yazarın özgünlüğünün altını çiziyor sanki...

    Kimler var bu apartmanda?

    Yunanistan- Türkiye ekseninde sevgi uğruna kaçak bir hayat yaşayan, entellektüelliğini saklayan, acımasızca öldürülen hayat kadını Gülfiliz (Dimitra)...

    Çocukluğundan beri canı gibi sevdiği ama kendisinin farkında bile olmayan Gülfiliz'e yakın olmanın yolu travesti gibi olmaksa bu yolu da seve seve kabullenen, Gülfiliz'in uğruna her şeyi göze alabilen Cevat (Necla)...

    Gülfiliz'in sevdiği, onu kıskanan ama elinden bir şey gelmeyen pasif bir adam Dimitri...

    Modern muhafazakar, geleneklerini koruyan ve açık fikirli, sıradışı anneanne, sır küpü, aşklarıyla demlenmiş bir kadın Süheylanım...

    Yarı Fransız yarı Türk, annesiyle bir anlık hevesle beraber olmuş bir adamın oğlu, yalnız ve bunalımlı bir diplomat Sinan Laforge...

    Cüce kapıcı Sabbek Hanım ve engelli oğlu, dedikoducu ana-kız, ikiz dümbelekçiler...

    Hayatların ön bahçelerine bakarak arka bahçelerinde neler gizlendiğini kim bilebilir? Meraklılar mı, sevdalılar mı, yürekliler mi? Bu uğurda o arka bahçeye yaklaşabilmek için travestiliği göze alabilen Necla( Cevat) gibi güzel yürekli insanlar mı? Yürek dağlayan bir son ile derinden etkileyen bir kitap. Özellikle sona kadar etkileyici sayılamasa da çözüm bölümü iyi bağlanmış.

    Sinek Sarayı= Bülbül Sokağı
    Kitabın devamı niteliğinde yazılmış olan "Bir Gün Gece" romanı da buraya not düşmek gerek.
  • 142 syf.
    ·3 günde·Beğendi
    Bu ay "Kadın yazarlar" kapsamında tanışmış olduğum Mine Gökçe Kırıkkanat ,1951 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji mezunu, Cumhuriyet,Vatan,Milliyet ve Radikal gazetelerinde çalışmış, hakkında onlarca dava açılmış, araştırmacı- gazeteci bir yazarımızdır.Deneme,araştırma,inceleme,öykü ve roman türünde yapıtlar veren Kırıkkanat ,şu anda Cumhuriyet te Pazar günleri köşe yazısı yazmaktadır.

    Eserleri:
    Her Şeye Rağmen
    Yalnız Kalem Unutmaz
    Allah Allah Bizim Kontesi Kim Sevdi?
    Pandispanya
    Paris Paris
    Amerika Amerika
    Aşk Hikâyeleri
    Destina
    Bir Gün,Gece
    Sinek Sarayı
    Örtülü Özgürlük
    Umudun Kırık Kanatlarında
    Aşk Varmış, Aşk Yokmuş
    Bir Hristiyan Masalı
    Gülün Öteki Adı

    Ben yazarın Sinek Sarayı adlı bu eserini okudum.

    ‘’Bu romanı;
    Solaklara, altı parmaklılara, tek çocuklara, eşcinsellere, uzun kitaplardan canı sıkılanlara, sakarlara, tepegözlere, kekemelere, üç böbreklilere, iyi yüreklilere, harcananlara, harcamaya kıyamayanlara, sevgili Gâvur Kâzım ve büyük aşkı Lâdiye’ye armağan ediyorum.’’ cümlesi ile başlıyor eserimiz...

    Yazarın 1990 yılında kaleme aldığı bu kitap,içeriği ile ta o günlerden bugünleri göstermiş bize.Burdan da Mine Kırıkkanat'ın öngörü konusundaki yeteneğini açıkça görüyoruz.

    Baş karakterimiz Sinan Laforge , Türk bir anne ile Fransız bir babanın,Paris'te hayatını idame ettiren oğullarıdır.Rahat ve özgür bir hayatı vardır ancak gelecek ile ilgili kaygılarından dolayı daima bir ikilem ve endişe içerisindedir.Kafasındaki soru işaretlerinden kurtulmak ve geleceğe yönelik planlar yapmak için Türkiye'ye gelir ve çok yakın bir arkadaşının,Cihangir Bülbül Sokak Çıkmazı ndaki apartmanına yerleşir.İşte olay örgümüz de bu apartmanda yaşayan,toplumca hor görülen,dışlanmış ve yaralı insanların ilişkilerinden oluşuyor.Yaşlı annesiyle yaşayan dul bir kadın , bir travesti , bir hayat kadını , engelli oğluyla yaşayan cüce kapıcı ,pavyonlarda müzisyenlik yapan ikiz kardeşler...Hepsinin tek bir ortak noktası var ki toplumca kabul görmemek.İlgiye,sevgiye ve saygıya öyle muhtaçlar ki...

    Ben bu tarz eserleri seviyorum ve ilişkileri çok samimi buluyorum.Çünkü tahmin edebiliyorum ki ,bazı yaşam biçimleri tercih değil zorunluluktur.


    Hayat sevince güzel
    Sevince tatlı günler
    Bir kuşu kelebeği
    Bir taşı sevin yeter

    Sevince kalbimizde
    Ümitler çiçeklenir
    Kötülükler kaybolur
    Karanlığa gizlenir

    Çok sevmeli herkesi
    Sevgi ömrün neşesi
    Dünyada en güzel şey
    Kalpte insan sevgisi


    Bu tanışıklıktan çok memnun kaldığım Mine Kırıkkanat'ı okumaya elbette devam edeceğim.