• Her gün okunacak dualar

    Sual: Her gün hangi duaları okumalıyız?
    CEVAP
    Okunacak dua çoktur. Hadis-i şeriflerde bildirilen dualardan bazıları şöyledir:
    (Namazdan sonra, dua ederken “Allahümme ecirnî minennâr ve edhılnil Cennete” demezse melekler, “Yazık şuna, Cehennemden korunmasını istemekten âciz kaldı,” Cennet de, “Yazık şuna Cenneti istemekten âciz oldu” der.) [Taberânî]

    (Sabah akşam 7 defa “Allahümme ecirnî minennâr” diyen Cehennemden kurtulur.) [Ebu Davud] (Bu duayı yukarıdaki ile birlikte sabah akşam yedişer defa okumalı.)

    (Sabah akşam, 3 defa, “Bismillahillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemî’ul alîm” okuyan, büyücü ve zâlimden emin olur.) [İbni Mâce]

    (Sabah 3 defa, “Eûzü billahis-semî’il alîmi mineşşeytânirracîm” diyerek Haşr sûresinin son üç âyetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar dua eder. O gün ölürse şehit olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur.) [Tirmizî]

    (Sabah namazından sonra 11 İhlas okuyana, Cennette bir köşk verilir.) [Harâitî]

    (Üç şey kendisinde bulunan kimse, Cennete dilediği kapıdan girecektir: Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra 11 defa İhlas sûresini okuyan, katilini affederek ölen.) [Berika]

    (Sabah namazından sonra on defa, "La ilahe illallahü vahdehü la-şerikeleh lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyi ve yümit ve hüve ala külli şeyin kadir" okuyan, akşama kadar her çeşit zarardan korunur, hiçbir günah ona zarar vermez.) [Nesâî] ("Günah zarar vermez" demek, günah işlemez veya işlediği günaha tevbe eder, o günah ona zarar vermemiş olur demektir.)

    ([Yukarıdaki tesbihi] Akşam namazından sonra okuyan, sabaha kadar şeytandan korunur. On sevaba kavuşur, on günahı affolur ve on köle azat etmiş gibi sevap verilir.) [Tirmizî]

    (Her gün sabah namazından sonra üç defa “Sübhanallah-il azim ve bi hamdihi” diyen körlük, cüzzam ve felçten korunur.) [İ. Ahmed]

    (Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm) tesbihini, sabah akşam yüz kere okuyanın günahları affolur, dertlerden kurtulur ve bir daha günah işlemekten muhafaza olunur. (İslam Ahlakı)

    (Şirkten korunmak için “Allahümme innî eûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estağfiruke li-mâ lâ a’lemü inneke ente allâmülguyûb” okuyun!) [İ. Ahmed]

    (Sabah akşam 7 defa, “Hasbiyallahü lâ ilahe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm” okuyanın, dünya ve âhiret işine Allahü teâlâ kâfi gelir.) [Beyhekî]

    (“Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeş-şükr” duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [M. Rabbani 3/17] (Akşam esbaha yerine emsâ denir.)

    (Bir kimse, sabah akşam yüz defa “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse, o gün ve o gece, hiç kimse onun kadar sevab kazanamaz.) [Deylemi]

    (Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alellah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizî]

    (“Lâ havle...” okumak, doksandokuz derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebu Nuaym] [İmam-ı Rabbani hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca yüzer defa Salevat getirirdi. (Tefsir-i Mazheri)]

    (Her gün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve Cehennem ateşinden uzaklaşır ve Kıyamette şehitlerle beraber olur.) [Taberânî]

    (Günde 25 defa “Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba’del-mevt” okuyan şehit olur.) [Redd-ül muhtar]

    (Gece Âmenerrasulü’yü okuyana, o her şey için yeterlidir. Bu iki âyeti yatsıdan sonra okuyana, geceyi ibadetle geçirmiş sevabı verilir.) [Şir’a]

    (Yatarken Mülk [Tebareke] sûresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihâli]

    (Tebârekeyi okumadan yatma! Kabir azabını def eder. Her gece Tebâreke okuyan, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevaba kavuşur.) [Ey Oğul İlmihâli]

    (Mülk sûresi, okuyana affedilinceye kadar şefaat eder.) [İ. Ahmed]

    (Geceleyin Yasin-i şerif okuyan, affedilmiş olarak sabaha çıkar.) [Buhârî]

    (Her gece Yasin-i şerif okumaya devam eden şehit olarak ölür.) [Taberânî]

    (Cuma gecesi Yasin sûresini okuyanın günahları affedilir.) [İsfehânî]

    Her gece yatarken yüz defa, (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) okuyan kimse, kendini hesaba çekerek günahlarını affettirmiş olur.

    (Sabah akşam İhlas ve Muavvizeteyn’i üçer defa oku! Bütün bela, âfet, sıkıntı ve istenmeyen kötü şeyleri giderir.) [Tirmizî]

    (Eve girerken İhlâs sûresini okuyan, yoksulluk görmez.) [T. Kurtubî]

    (Evden çıkarken Âyet-el kürsi okuyana melekler, eve gelene kadar dua eder.) [Ey Oğul İlmihâli]

    (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebu Nuaym] [İmam-ı Rabbânî hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca yüzer defa salevat getirirdi. (Tefsir-i Mazherî)]

    (Sıkıntılı veya borçlu olan kimse, bin kere “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a] (Bunu her gün yüz defa okuyan da fakirliğe düşmez. Elindeki nimetler de devam eder.)

    (İstigfara devam eden kimse, her sıkıntıdan kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mâce] (İstigfar olarak (Estagfirullah el-azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyum ve etubü ileyh) okumalıdır.)

    Sabah akşam okunması gereken istigfar:
    (Allahümme ente rabbî lâilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mestetatü eûzü bike min şerri mâ sanatü ebûü leke bi-ni’metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfirlî zünûbî feinnehû lâ yağfirüzzünûbe illâ ente. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn.) [Bunu sabah okuyan, akşama kadar, akşam okuyan, sabaha kadar ölürse, şehit olur.]

    (Günde yüz kere “La ilahe illallah” diyenin, Kıyamette yüzü ay gibi parlar.) [Taberânî]

    (Bir yere gelen, “Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri ma haleka” okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]

    Sabah akşam üç defa (Euzü billahis-semiil âlimi mineşşeytânirracim) diyerek Haşr sûresinin son üç âyetini okuyana yetmiş bin melek dua eder, ölünce de şehit olur.

    Küfre düşenin bütün ibadetleri yok olur. Onun için küfre düşüren söz ve işleri iyi öğrenmelidir! Şirke düşmekten korunmak için de sabah akşam, (Allahümme innî euzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene â’lemü ve estağfirüke lima la â’lemü inneke, ente allamülguyub) duasını okumalıdır!

    Günde yüz defa (Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed) okuyan Cehennemden kurtulur ve şehitlerle beraber olur.

    Dinde sebat ve son nefeste imanla ölmek için şu duayı her zaman okumalı:
    (Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbî, alâ dinik)

    (Ya hayyü ya kayyum ya zel celal-i vel ikram. Allahümme innî eselüke en tuhyiye kalbî bi nuri ma’rifetike ebeden ya Allah, ya Allah, ya Allah celle celalüh) duasını namazdan sonra, dua ederken okuyan imanla ruhunu teslim eder. (Ey Oğul İlmihâli)

    Sabah okunacak dualar, gece yarısından sonra okunabilir. Akşam duaları ise, öğle vaktinden itibaren okunabilir. Gece okunması unutulan dualar, eğer öğleye kadar okunursa, yine vaktinde okunmuş gibi sevab alınır. Bir hadis-i şerif:
    (Her gece okuduğu dua ve zikirleri ihmal edip okumadan yatan kimse, ertesi günü öğleye kadar okursa, aynı sevaba kavuşur.) [Müslim]

    Yatarken okunacak dualar
    Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurdu ki:
    Yatağına abdestli olarak, Euzü Besmele okuyarak gir! Sağ yan üzerine kıbleye karşı yat! Sağ avucunu sağ yanağın altına döşe! Euzü Besmele ile bir Âyet-el-kürsi oku! Sonra Besmele ile, üç İhlâs, bir Fatiha, birer defa da Felak ve Nas sûrelerini oku! Sonra üç defa (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ hü) oku! Üçüncüsüne (el-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh) ilave et! Sonra on kere (Tevekkeltü alellah ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) oku! Onuncusuna (hil aliyyil azîm ellezî lâ ilâhe illâ hü) ilave et! Sonra, (Allahümmağfir lî ve li valideyye ve lil-mü’minîne vel-mü’minât), bir kere (Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed), bir kere (Allahümme Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr bi-rahmetike yâ Erhamerrâhimîn), üç veya on veya kırk yahut yetmiş kere (Estagfirullahel’azîm) ve bir kelime-i tevhid yani (Lâ ilahe illallâh Muhammedün resûlullah) oku! (İslam Ahlâkı)

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Yatağa girince 3 defa “Estagfirullah el-azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyan kimsenin günahları, deniz köpükleri kadar pek çok olsa da, affolur.) [Tirmizî]

    (Yatarken Fâtiha ve İhlas’ı okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.) [Bezzar]

    (Yatarken Kâfirun sûresini okuyan şirkten beri olur.) [Tirmizî]

    Sabah akşam duaları
    Sual: Sabah akşam okunacak dualar, en erken hangi vakitte okunur?
    CEVAP
    Sabah okunacak dualar, gece yarısından sonra okunabilir. Akşam duaları ise, öğle vaktinden itibaren okunabilir. Gece okunması unutulan dualar, eğer öğleye kadar okunursa, yine vaktinde okunmuş gibi sevab alınır. Bir hadis-i şerif:
    (Her gece okuduğu dua ve zikirleri ihmal edip okumadan yatan kimse, ertesi günü öğleye kadar okursa, aynı sevaba kavuşur.) [Müslim]

    Tesbih ve dua okurken
    Sual: Her gün belli sayıda okuduğum, tesbih ve dualar var. Mesela, her gün 100 salevat-ı şerife ve ardından 500 la havle, sonra 100 salevat-ı şerife okuyorum. Bunları hiç ara vermeden, arada hiç konuşmadan mı okumak gerekir?
    CEVAP
    Hayır, ara vermenin veya bir ihtiyaç olunca, arada konuşmanın mahzuru olmaz.

    Kıymetli bir tesbih
    Sual: Her gün okunacak faziletli bir tesbih bildirir misiniz?
    CEVAP
    Mektubat’ın birinci cildinin 307 ve 308. mektuplarında bildirilen (Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm) tesbihini, sabah akşam yüz kere okuyanın günahları affolur, dertlerden kurtulur ve bir daha günah işlemekten muhafaza olunur. (İslam Ahlakı)

    Akşam duası
    Sual: S. Ebediyye’de, cuma ve kandil geceleri için, (Kıymetli gece, önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin sabahına kadar olan zamandır) deniyor. Akşam okunması gereken duaları, öğleden sonra okursak gece okumuş mu sayılıyoruz?
    CEVAP
    Evet, gece okumuş sayılıyoruz. Akşam duası öğle vaktinden, sabah duası ise, gece yarısından itibaren başlar. (S. Ebediyye)

    Sual: Her gün, nimetlerin şükrünü yerine getirmek için sabah akşam okunacak bir dua var mıdır, varsa nedir?
    Cevap: Her gün ve her gece yüz kere “Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil'azîm” demelidir. Çok sevaptır. Her sabah bir kerre “Allahümme mâ esbaha bî min ni'metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve le-keşşükr” demeli ve her akşam Mâ esbaha yerine Mâ emsâ diyerek, hepsini aynen okumalıdır. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
    (Bu duayı gündüz okuyan, o günün şükrünü yapmış olur. Gece okuyunca, o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) Abdestli okumak şart değildir. Her gün ve her gece okumalıdır.

    Sabah ve akşam okunacaklar
    Sual: Her gün sabah akşam okunacak belli sûre ve dualar var mıdır?
    Cevap: Bu konuda Süleyman bin Cezâ hazretleri, Eyyühel-veled kitabında buyuruyor ki:
    “Şu sûreleri akşam, sabah üçer kere Besmele ile oku ve zevcene, çocuklarına da okut!
    1- İhlâs (Kulhüvallahü) sûresi. 2- Muavvizeteyn yani Kul e'ûzü birabbil felak ile Kul e'ûzü birabbinnâsi. 3- Fâtiha-i şerife yani Elhamdülillahi sûresi. Bu dört sûreyi akşam, sabah üçer kere okuyan, malını, canını, çoluk çocuğunu, bütün belalardan muhafaza etmiş olur. Bunlardan başka Kulyâeyyühelkâfirûn sûresini akşam, sabah okuyan kimse, kendisini şirkten korumuş olur. Akşam, sabah şu duayı okuyan kimse, sihir, büyü ve zalimlerin şerrinden, belalardan emin olur. Dua şudur:
    “Bismillâhirrahmânirrahîm, bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’ün fil erdı velâ fissemâi ve hüvessemîul’alîm.”

    Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Allahü teâlânın üç ismi vardır ki, dilde hafif, terazide ise çok ağırdır. "Sübhânallahi vel hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâbillahil aliyyil azîm." Bunun her bir kelimesine yüz sevap verilir.)

    Yatağa yatarken ve yataktan kalkınca ve her namazda, duadan ve salevattan sonra, istiğfârların en büyüğü olan şu duayı oku ki, günahlar affolur. "Estagfirullahel azîm el kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh."

    Her gün neler okunabilir?
    Sual: Bir Müslüman, imanını koruyabilmesi için neleri öncelikle öğrenmeli, yapmalı ve her gün neler okumalıdır?
    Cevap: Konu ile alakalı olarak Müntehabât Ez Mektûbât-ı Ma’sûmiyye’de deniyor ki:
    “Hak teâlâ, insanları başıboş bırakmadı. Emirler ve yasaklar verdi. Nefsine uyarak, emirlere uymazsa gazab-ı ilâhiyyeye sebep olur. Aklı olan, fani, geçici lezzetlere dalarak, ebedi lezzetleri kaçırmaz. Evvela, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi iman eder. Sonra farzlara ve haramlara uyar. Farzların en mühimi, namazdır ki, dinin direğidir ve mümini kâfirden ayırır. Hadîs-i şeriflerde; (Her gün beş vakit namaz kılana Cennet kapıları açılır, Allahü teâlâ ile arasındaki perdeler kalkar) ve (Beş vakit namaza devam eden, sırat köprüsünden şimşek çakar gibi geçecek ve sâbık denilen evliya ile haşrolacaktır) buyuruldu.

    Zekâtı, emir olunan kimselere vermelidir. Ramazan orucunu seve seve tutmalı ve şartları bulununca Kâbe'ye giderek hac yapmalıdır. Hadîs-i şerifte; (Hac ve umre fakirliği ve günahları yok eder) buyuruldu. İslâmın binasının beş direğinden birincisi, kelime-i tevhidi söylemek, yani, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah demektir. Kelime-i tevhidi çok okumalıdır. Dünya yokluk âlemidir. Varlık ahirettedir. Nefse tapınmaya son vermelidir.

    Dünya istirahat yeri değildir. İbadet için çalışmalıdır. Dünyada sıkıntı çekmek, ahirette rahat etmeye sebep olur. Vakitleri fikir ve zikir ile mamur etmelidir. Kalbin huzuru için, çok kelime-i tevhid söyleyiniz! Bin ile beş bin arası olmalıdır. Her namazdan sonra ve yatarken Âyet-el kürsî, istiğfâr, İhlâs ve Kul e'ûzüleri ve her sabah ve akşam yüz kerre Sübhânallah ve bi-hamdihi ve on defa Lâ havle okuyunuz! Her sabah, Allahümme mâ esbeha bî min ni'metin ev bi-ehadin min halkıke fe minke vahdeke lâ şerîke leke fe-lekel hamdü ve lekeşşükr okumalı, akşamları 'mâ esbeha' yerine 'mâ emsâ' demelidir ve her gün, Estagfirullah el'azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüverrâhmânürrahîm el hayyül kayyûm ellezî lâ yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî okumalıdır. Hadîs-i şerifde buyuruldu ki; (Bu istiğfarı, her gün yirmibeş kere okuyanın evine, şehrine hiç zarar gelmez) ve hacetlere kavuşmak için, beşyüz kere (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah) okumalıdır.”
  • Öğren de, gece yarısı öğren.
    Düşün, düşün de salı'ya kadar düşün ..
    Son "gece - yarısı"nı ertesi sabah anlamak ..
    Ve "son salı"yı çarşamba sabahı sezmek ..
    Ve bütün bunları perşembe günü düşünmek ..
    Cuma günü unutmak ..
    Cumartesi günü hatırlamak ..
    Pazar günü: Her yer kapalı ..
    Pazartesi günü .. Gece yarısına kadar uyumak ..
  • %40 (216/552)
    ·10/10
    -Bir şiirin ne kadar iyi, ne kadar edebi ya da ne kadar kötü olduğu hususunda fikir beyan edebilecek eğitim düzeyinde değilim. Bu sebeple burada yazdıklarım bir inceleme değildir, sadece benim yorumumdur.-

    Mehmed Âkif Ersoy'u ömrüme aksettirmek için çabalıyorum. Lakin ne kadar muvaffak oldum? Belki hiç... Benim nazarımda Mehmed Âkif, Türk şiirinin yüz aklarından biridir, fevkalade yetenekli bir söz ustasıdır, samimi bir Müslümandır, samimi bir vatanseverdir ve her şeyin de fevkinde namuslu bir insandır. Hayatına dair ne zaman bir şeyler okumuş olsam bunun bir kez daha şuuruna varıyorum. Bana öyle geliyor ki, Mehmed Âkif'in şu "ömr-i heder"inde bir tane olsun utanılacak yahut ayıplanacak hatırası yoktur.

    Her zaman "İyi ki bu topraklardan bir Âkif geçmiş" diyorum.

    Âkif, biz insanlara her yönüyle emsal teşkil eden biri. Hem spor hayatı, hem eğitim hayatı ve en önemlisi de ahlakı ile...

    Âkif bir şairdir, lakin gülle de atar, ata da biner, yürüyüş de yapar -tâ Fatih'ten Halkalı'ya kadar yürüdüğü olurmuş-, güreşle de uğraşır, ayrıca yüzmeyi de sever -Boğaz'ı yüzerek geçmiştir-.

    Âkif bir şairdir, lakin 1893 yılında Baytar Mektebi'nden (Veterinerlik Fakültesi) birinci olarak diplomasını almıştır. Arapça, Farsça ve Fransızca'yı edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir. Çocukken başladığı hâfızlık çalışmalarını, bir müddet ara vermiş olsa da yirmi yaşında iken kendi çabasıyla tamamlamıştır.

    Ayrıca yalana hiç mi hiç tahammülü yoktur. Mesela "Birgün öğle yemeğini bende yemeyi kararlaştırmıştık. Öğleden bir saat evvel bana gelecekti. O gün öyle yağmurlu, boralı bir hava oldu ki her taraf sel kesildi. Merhum yürümeyi severdi. Havanın haliyle karadan gelemeyeceğini tabiî gördüm. Mîâddan biraz evvelki vapurdan çıkmadı, diğer vapur bir buçuk saat sonra gelecekti. Yakın komşulardan birine gittim. Vapur gelmeden döneceğimi de hizmetçiye söyledim. Yağmur devam ediyordu. Vaktinde evime döndüm, bir de ne işiteyim, bu arada sırılsıklam bir halde gelmiş, beni evde bulamayınca, hizmetçi ne kadar ısrar ettiyse de durmamış, "Selâm söyle" demiş, o yağmurda dönmüş gitmiş! Ertesi gün kendini gördüm. Vaziyeti anlatarak özür dilemek istedim, dinlemedi. "Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felâketle yerine getirilmezse mâzur görülebilir" dedi. Benimle tam altı ay dargın kaldı." (Çantay, s.246, İstanbul Rasadhânesi kurucusu Prof. Fatin Gökmen'in hâtırası.)

    O Âkif ki, camilerde yaptığı vaazlarla Milli Mücadele'yi destekledi. Yazdığı yazılar ile Milli Mücadele'yi destekledi. Mesela "1920 yılının 23 Ocak günü Cuma namazından sonra va'az kürsüsüne çıkarak halka hitap etti; durumu açıkladıktan sonra çok tesirli sözlerle halkı savaşa devam etmeye teşvik etti."

    *** *** *** *** *** ***

    Safahat benim için özel ve harikulade şiir kitaplarından biri oldu. Umumiyetle vatanın işgalinden, dolayısıyla dinin elden gidişinden bahsetmiştir. Yer yer içerisinde bulunduğu yalnızlığa değinmiştir. Halkın cehaletinden kürsüleri yumruklamıştır. Ulemayı çok sert eleştirmiştir. Dini kendi emellerine alet eden gafillere ateş püskürmüştür.

    Âkif'ın mısraları mübalağasız ateşten bir mızrak gibidir.
    Âkif, Türk şiirinin tam anlamıyla yüz aklarından biridir.

    Ben bir şiiri okurken, Âkif kadar davasını, öfkesini ve feryadını karşı tarafa bu denli kuvvetli bir suretle aksettiren bir başka şaire rastlamadım.

    *** *** *** *** *** ***

    Safahat'ın bu basımında ilk bölümde Mehmed Âkif'e dair kısa kısa bilgilere yer verilmiş. Muhitinde bulunan kişilerin onunla olan anılarına yer verilmiş. Bunlar da Safahat'ı okumaya başlamadan evvel, "Âkif kim?" sorusuna karşın zihninizde bir cevabın şekillenmesine aracı oluyor.

    Şunu da belirtmekte fayda var: Bu Safahat orijinal metine haiz. Buna göre alınız ve okuyunuz. Lakin öyle ya da böyle kendini okutuyor.

    *** *** *** *** *** ***

    Okuyun, okuyunuz, okutunuz...
    Esen kalınız.
  • Cuma günleri akşamlarına bayılırdım. Çünkü ertesi gün iş yoktu. Bu da bol bol uyuyup akşama kadar kitap okuyabileceğim anlamına geliyordu.
  • Yunanistan'da Kapadokiko köyünde yaşayan Kayseri'nin sadece Ortodoks nüfus barındırmış köylerinden
    birisi olan Rum Kavak'lı 85 yaşındaki Anastasios Apostolidis'in verdiği bilgiye bakılırsa Karamanlılar arasında da
    pehlivanlar vardır ve kardeşi Antimos bir pehlivandır. Kapadokiko halkı ile yapılan görüşmelerde bu tür spor faaliyetlerinin özellikle düğünlerde gerçekleştirildiği yönünde bilgiler elde edilmiştir. Karamanlı köylerinde gerçekleştirilen düğünlerde bu tür spor faaliyetleri dışında başka Türk gelenek ve göreneklerinin
    izlerini görmek de mümkündür. Karamanlı köylerinde genelde düğünler bir hafta kadar sürmektedir.
    Çeşitli oyunların oynandığı ve yemeklerin yenildiği gelin hamamı tabir edilen adet gereği gelin arkadaşları ile birlikte hamama gitmektedir. Perşembe günü gelinin evinde bütün kızlar toplanarak ekmek yapmaktadırlar. Bir tekne içinde bulunan una bir altın atılır ve tüm kızlar ellerini kullanmadan ağızlarıyla altını bulmaya çalışır. Cuma günü gelinin elbiselerini almak için klarnet, zurna eşliğinde damat evine gidilerek elbiseler
    alınır. Aynı şekilde de damadın elbiselerini almak için gelinin evine gidilir. Ertesi gün, yani cumartesi günü akşam damadın evinde çok büyük eğlence yapılırken, kız evinde damat evine
    nazaran daha sessiz bir eğlence düzenlenir. Çalınan tef eşliğinde
    kızlar kaşıklarla oyunlar oynarlar. Damat evinde ise evin damına
    kırmızı bayrak asılır. Bu arada damat tıraşı adeti gereği zurna
    ve davul eşliğinde berber önce yaşlı insanları, daha sonra gençleri ve en son damadı tıraş eder. İçinde pamuk, pirinç ve çorap bulunan ve damat tarafından gezdirilen büyük bir tepsiye insanlar
    para atarlar ve bu paralar da berber tarafından alınır. Daha sonra cirit veya güreş gibi spor faaliyetleri gerçekleştirilerek yemekler yenilir ve en son dam üstünde oynanan oyunlarla
    geç vakitte eğlence biter. Ancak düğün henüz bitmemiştir. Pazar günü Ortodoks Hıristiyan inancının gereği doğrultusunda, sabah köyün papazı gelin ve damadın evlerine giderek elbiseler
    üzerine dualar okur ve sonra kiliseye gider. Bu arada damadın yaşça en büyük akrabası tek tek giyeceği kıyafeti damada vererek hazırlanmasına yardım eder. Aynı şey gelin için de geçerlidir.
    Daha sonra önde davul zurna arkasında damat ve onun
    arkasında da arkadaşları olmak üzere kirveyi(sağdıç) almak için
    kirvenin evine gidilir ve kirve alındıktan sonra gelin evine
    yönelinir. Gelin de alındıktan sonra yine davul zurna önde damat
    ve akrabaları arkasında, gelin ve ailesi de damadın arkasında
    kiliseye doğru yürünürken papaz duaya başlar. Gelinin yüzüne
    damadın bakması yasaktır ve gelinin yüzü genelde kıvrak
    veya al denilen ve kırmızı pullu bir örtü ile kapalıdır. Hz. İsa
    ikonası önünde duran gelin ve damadın başlarının üzerine altın
    kaplama taç koyan papaz dua eder.
    Damadın tacının üzerinde Hz. İsa'nın, gelinin tacının üzerinde
    de Meryem Ananın ikonası bulunur. Daha sonra ellerinde mumlar
    tutan küçük çocuklar ilahiler okuyarak kiliseden çıkarken,
    papazı damat ve gelin onları da aile mensupları ve misafirler
    takip eder. Gelin ve damadın başına leblebi, buğday, küçük
    paralar atılırken aynı zamanda da dua ederler. Diğer taraftan
    davul ve zurna çalmaya devam ederken damadın evinde karşılama
    yapmak annenin görevidir. Elinde içi bal dolu bir tas tutan
    anne gelini çağırır. Gelin naz yaparken anne geline , tarla, inek
    vs. gibi hediye verirken gelin konuşmaz. Bunun üzerine anne
    elindeki tastan geline bal vermek ister gibi yaparak üç kere geline doğru uzatır ve çeker ve üçüncü de balı gelinin ağzına verir.
    Daha sonra anne üç parmağını balın içine batırarak evin kapısının
    üzerine bir haç işareti yapar. Gelin kapıdan içeri girmeden
    önce eşikte bulunan bir demire basar. Bu evliliğinin sağlam olması
    için yapılan bir harekettir. Sonra damadın akrabaları geline
    bir oğlan çocuğu verirler. Bu da kız değil de, bir oğlan çocuğu
    sahibi olmasının beklendiğini gösteren bir harekettir. Gelin ve
    damat eve girdikten sonra davul ve zurna ile eğlence devam
    eder. Gelin odasında meyve, çerez ve çeşitli yemeklerden oluşan
    bir tepsi vardır. Düğün gecesi gençleri bir yaşlı kadın beklerken,
    sabahında çarşaf gösterilmesi adeti vardır. Düğün gecesi sonrasında
    gelin damat tarafından kayınvalidenin evine götürülür ve
    gelin orada bir hafta kalır. Bir hafta sonra gelin çeşmeden su alıp
    damada götürürken çeşmede kızlarla türküler söylenir ve oyunlar
    oynanır. Gelin, bereket olsun ve hepsi de çabuk evlensin diye
    kızların üzerine su serper. Yukarıda yapılan düğün tarifinin
    Hristiyanlık inancının gerekleri bir yana bırakılırsa, Türklerde
    al kaftan ve al damganın ve bayrağın hakanlık sembolü ve gelinliğin
    sembolünün de al renk olması gibi evin damına kırmızı
    bayrak asılması, geleneksel yapılı Türk ailesinde soyun erkek
    çocukla devam edeceği fikri, evlilik kurumunun sağlam olması
    için evin eşiğinde yapılan bir takım ritler, gelin ve damadın düğün
    gecesi bir bayan tarafından beklenmesi ve çarşaf adeti gibi
    bugün Türkiye'nin birçok yerinde olduğu gibi tüm Türk dünyasında
    da aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyan düğünlerle benzerlik
    gösterdiği açıkça ortadayken, gelinin çeşmeden su getirmesi
    de kızlara su seprmesinde de eski Türklerde var olan
    su kültünün izlerinin var olduğu söylenebilir.
    Evlendikten sonra gelinin yeni bir birey olarak katıldığı aile
    içerisinde yerine getirmesi gereken bazı görevleri vardır. Kayseri
    Çukur köy kökenli 83 yaşındaki Sultan Aslanoğlu bir gelinin
    neler yapması gerektiği ve büyüğe karşı duyulan saygı konusunda
    şunları söylemektedir:
    "Gelin oldunmuydu, kaynanaya, kaynataya, eltiye söylemezdik.
    Var mı sizin arda ? Zabanan kaktıkmıydı elimize bir desti alırdık
    peşgiri omuzumuza atardık, ellerine su dökerdik, o elini yurdu,
    öteki elini yurdu. Elti elti elini öperdi. Çocuk varsa onun da yüzünü öpüyordun. Her vahıt bunu yaparlardı. Şimdi burda büyüğün elini bile öpmüyorlar. Benim beş gelinim var. Beşi de el öper. Yerli öpmüyor. Köyü bozdular . . . Ayakkabıları çıkardırdık. Bir misafir geldimiydi, gidecek vakıt, yatacak vakıt ayaklarını yurduk. Siz yımnusunuz? Öyleydi adet. Kaynata, kaynana döşeğe girmeyincik gelin girmeyeceğiydi döşeğe. . . Ölen gızım güccüğüdü, yeni yürüyordu . . . Şora babımın evi . . . çocuğu aldık geliyor. Babam arkasında ben önündeyim. Gel yavrum gel dedim. Kaynanam da şorda soruduyor. Utanmıyon mu babanın yanında yavrum demeye dedi. Sevemiyodım çocuğu . . . ".
  • Günlerden cuma ertesi bitti
    Geldi pazar,
    Hayatımız dünün ertesi,
    Yarınlar hep bir pazar yeri..

    🌿
  • 1-Muharrem; hicri ayların ilki haram aylardan sayılmıştır. “Tahrim olunmuş”, “Haram kılınmış” demektir.

    2- Safer; “boş kalmak”, “boşluk”; “sararmak” anlamlarına gelir.

    3- Rebî’ül-evvel; “ilk bahar”, “bolluk” ve “bereket” demek.

    4- Rebî’ül-âhir, “baharın sonu”, “Son bahar” demek.

    5- Cemâziyel evvel; “soğuk ve kurak günlerin başlangıcı” anlamlarına gelir.

    6- Cemâziyel âhir; “Soğuk günlerin sonu” demek.

    7- Receb; “azametli”, “heybetli” demek. Aynı zamanda “Cennet’te bir nehir” adı. 3 aylar’dan ilkidir.

    8- Şâban; “Aralık”, “fasıla” anlamlarına gelir ve 3 aylar’dan 2’ncisidir.

    9- Ramazan; ”yanmak” demektir, çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahlarının yandığı düşünülür. 3 aylar’ın 3’üncüsüdür.

    10- Şevval; çok sıcak günlerde “hayvanların sütünün azaldığı” günleri ifade eder.

    11- Zilka’de; Hurma ve bazı zirai ürünler için “hasad zamanı” demektir.

    12- Zilhicce; “Hac ve Kurban mevsimi” anlamına gelir.

    “Miladi aylar”a gelince 4’ü Putperest gelenekten gelen mitolojik tanrılara adanan ayları ifade ediyor. Miladi aylardan sadece 3’ünün adı Türkçe: Ocak, Ekim ve Aralık. Diğerlerinin çoğu İbranice, Aramice, Süryanice, Arapça. Zaten günlerden kaçı Türkçe ki! Pazar, bir sonraki gün Ertesi. “Salı”nın manası bilinmiyor. Aceba Arapça “Üçüncü” anlamı ile ilişkilendirilerek “Selase”den kısaltılarak üretilen bir ad olabilir mi? Çarşamba dediğiniz Farsça “Ciharşembe”, Perşembe de “Penç şembe”. Yani dördüncü, beşinci gün anlamına geliyor. Ardından Cuma geliyor. Sonrası Cuma’nın ertesi. Demek ki, günler üzerinden kimse fazla düşünme gereği duymamış. Sadece gerçek 2 gün adı var. Pazar ve Cuma! Bazar Farsça, Cuma Arapçadır. Salıyı bilmiyoruz. Çarşamba ve Perşembe de Farsçadır.

    Ocak: Bildik ocak. “Odak”dan “Od/ateş yakmak”dan geldiği rivayet edilir. Herhalde kış geldi, ocak başında oturmak gerek diye “Ocak” denmiş olsa gerek.

    Şubat: “Şabat” Yahudilikte Tanrıya adanan gün anlamına gelen kelimeyle ses benzerliği var. Süryanice “Şobat”dan geldiği de söylenir. Süryanice Aramice’nin bir lehçesidir ve İbranice, Arabça da aynı şekilde Aramice’den doğmuştur. Bir mitolojik hikayeye göre 14 Şubat, Antik Yunan tanrıçası Hera’nın sevgililere hediyesi olmuş oluyor. O gün aynı zamanda Sümer’lerdekiTammuz ile İanna’nın evlilik zamanıdır.

    Mart: “March”dan gelse de, “Mart” ve “March”ın asıl kökü “Savaş Tanrısı Mars”dan gelmektedir. Latince “Mars” veya Arapça “Merih”, Güneş Sistemi’nin Güneş’ten itibâren 4. gezegeni. Roma mitolojisindeki “savaş tanrısı Mars”a ithâfen bu adla anılmaktadır.

    Nisan: Süryanice, Sümerce, Akadca, Farsça ve İbranice’de olan bir kelimedir. “Bolluk bereket, cömertlik” anlamına gelir. Daha çok Baharı karşılama anlamında bu aya isim olmuş olsa gerekir. Akadca’da “taze ürün, turfanda mahsul” anlamına gelir.

    Mayıs: İsmi “Bereket Tanrıçası Maia”dan gelir. “Maia”nın “bitkileri büyüten Tanrıça” olduğuna inanılır onun için yılın bu zamanında festivaller düzenlenirmiş. Ama “Mayıs” Türkçe de halk arasında “Hayvan gübresi” olarak kullanılır.

    Haziran: Süryanice “sıcak” demek. Mevsim olarak sıcakların başladığı zamanı ifade eder.

    Temmuz: Babil’de Sümer’lerin “bereket tanrısı Tamuz”a, ya da bir başka ifade ile “Dummuzi”den İbranice’ye “Tammuz” şeklinde geçen “Efendi, Bey” anlamına gelen bir kelimeden aktarıldığı zannedilmektedir. Şöyle bir rivayet de var: Sabiiler’e göre ekmek “Tammuz’un eti“ Şarap da “barış ve şarap tanrısı Dionysus’un kanı”ydı. Sümer›in en ünlü tanrısı Tammuz, “bereket” yanında “güneş tanrısı”dır da.

    Ağustos: Roma’yı cumhuriyetten imparatorluğa dönüştüren, “Tanrı kral” ve ilk imparator “Agustus” bu ayda ölünce ismi bu aya verilerek kutsanmış ve bu ay ona adanmıştır.

    Eylül: Eylül üzümlerin toplandığı aydır. Süryanice’de üzüm anlamına gelen “Aylul “kelimesinden gelir. “Alul” kelimesi İbranice takviminde 12. aya verilen isimdir. Alul kelimesi Ani L’dodi V’dodi Li cümlesinin baş harfleridir. Bu cümlenin anlamı «Ben Sevdiğimin, Sevdiğim benim” olarak tercüme edilmektedir.

    Ekim: Tarlaların sürüldüğü ay olduğu için bu adı almış olsa gerek. Zaten Türkçe ismi olan 3 ayımız var. Ocak, Ekim, Aralık..

    Kasım: Arapça’da “ayıran” “bölen” anlamındadır. Önceden yıl Kasım ayından itibaren “Ruz-i Kasım” ve “Ruz-i Hızır” diye ikiye ayırarak adlandırılmıştır.

    Aralık: Eski yıl’la yeni yıl’ın arasında kaldığı için bu ayın adına “Aralık” denmiştir.