• Haha siz daha buluşmalar ayarlarken biz 7. Buluşmayı gerçekleştirecek olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.👊🏻
    Bizden hızlısı mezarda bulunurken saygı değer arkadaşlarım benim ileti yazarken oldukça agresif olduğumu düşünüyor.. nys..
    Sevgili anasayfa sakinleri 3 kasım 2018 tarihinde 3 sularında mevlana tarafında olursan seni ağırlamaktan memnun olurum.
    Kitabımız hâlâ Zübük .. okuman şart değil ama yanında sevdiğin bir şiiri getirirsen sohbetten uzak kalmazsın..

    BULUŞMA TARİHİ: 3 KASIM 2018 CUMARTESİ

    BULUŞMA SAATİ: 15.00

    MEKÂN: Aziziye Mahallesi, Araf Hotel, No:, Naci Fikret Sk. No:3, 42030 Karatay/Konya

    Eğer gelmek istiyorsan yoruma bi ses bırak efendim.. saygıyla..

    KATILIMCILAR:
    Leyla yüksel
    Beyza Akdağ
    https://1000kitap.com/semptomania
    Ömer Gezen
    Heisenberg'in Kedisi
    Metin Kılıç
    Sıçrayan Midilli
    Serdar Karakoyun
    Ahmet Giray Kütük
    kutay_
  • Baktım rüzgarsın sen
    Baktım çamaşır ipini zorluyorsun
    Hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
    Baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun
    Ayağına terlik giy
    Bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun

    Biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
    Üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz
    İnanıyoruz ceketlere düğmelere
    İnanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
    İşte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası
    Bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası

    Kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
    Uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar
    Buradan çocukluğumuza kadar bir telaş
    İçi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz
    Herkese küsmek için
    Hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar

    Yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
    Bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
    Ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
    Kıymetini bilmediğimiz şeyler var

    Yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
    Geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
    Düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
    Düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
    Başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
    Tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
    Bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman

    Ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
    Kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
    Başucunda bir bardak su
    Beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun
  • Bu yürek
    Seni seveceğini biliyordu herhalde
    Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
    Bire bin veren buğday
    Elmadaki mayhoşluk
    Hukuki beşer
    Çınçınlı hamam
    Çizmeli kedi
    Sanki elleriyle koymuşlar gibi
    İkimizden bir işmar.
    Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
    Gözlerim yarım
    Ellerim çolak Hüseyin eli
    Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
    Bugün günlerden ne ?
    Cumartesi
    Seni sevdiğim için Cumartesi elbet
    Seni sevdiğim için bak temmuz ayındayız
    Ayşe onbaşı , Pir Sultan Abdal , büsbütün sevdalıyım sana
    Bu gemiler nereye gidiyor seni sevdiğim için
    Seni sevdiğimden suyun akası geliyor
    Bacaların tütesi
    Nurhayatın halleri , seni sevdiğim için güzel
    İbrahimin dilleri
    İnsan seni sevince tutsaklığa kızar tabi
    Savaşın adı geçse cinifrit olur
    Ereğlinin kömürünü düşünür , ne kömür o be
    Ramanı düşünür , Çukurovayı düşünür
    Seni sevdiği için , Haliçte bir uğultu
    Marmarada bir deniz
    Isparta bahçesinde güller
    Seni sevdiği için goncalanıyor
    Seni sevdiğim için kilim dokuyorlar Avşarda
    Yarın sabahlar seni sevdiğim için icat edildi
    Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
    Mapushaneler , yedi düvel , harbi İspanyol nezlesi
    Sultan Hamid , Don Civanni
    Ne bilsinler seni sevdiğimi
    Başaklamayan yulafa söylemeli
    Cılk yumurtaya, paslı demire
    Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
    Hoşnut değillerse bu gidişattan
    Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
    Yeşille turuncunun kafa barıştırması bu sevdadan ötürü
    Tepemizdeki o göçmez tavan,
    Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
    Ben seni sevdim diye
    Bingöl vilayetinde kamyondan inince
    Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
    Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
    Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız!
    Bir yıldızlı akşamı varsa Ankaranın
    1953 kışları içinde
    Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
    Konu-komşu dirlik düzenlik içindeyse
    Birbirimizi daha çok sevelim diye
    İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
    Şair oluyor mesela
    Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
    Caysın be güzel!
    Caysın be iyi!
    Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
    Keseme zarar , ciğerime zara , sevdama zarar
    Seni sevince adamın pabuçları eskimiyor
    Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
    Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
    Saçları zencefilli
    Erkencecik evine dönmek istiyor canı
    Hep seni düşün
    Hep seni yaşat
    Hep seni yıka
    Seni doyur üç öğün
    Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
    Lokman hekim , seni sev diyor bana!
    Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
    İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
    Umut diye bir şey yoktu ki seni sevmeseydim
    Hak , hukuk , bereket diye
    Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
    Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!
    -Metin Eloğlu-
  • Sen beni hep bir şiir sanıyordun İstanbul
    Oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarını
    Ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
    Bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
    Canım yandı
    Bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
    Şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
    Kapıma gül bırakan adamları
    Ben de icabında bir hafıza mağduruyum
    Cumartesi günleri gayrı annemlerle birlikte
    Sokaklarında eylemler yapayım.
    Benim ne sakal yanığı günlerim oldu
    Guruba bak ve beni an
    Öpüşmekten yorgun ve kızıl
  • Ne anladın, anlat?

    İbrahim Tenekeci

    26 Eyl 2018, Çarşamba

    Mevsimi geldi geçiyor. Cumartesi akşamı Müslim Coşkun’u arayacak, “yarın alıç ve ahlat toplamaya gidelim” diyeceğim. Dokurcun beldesi civarına. Planı böyle yaptım.

    Tam aramak için niyetlenmişken telefonum çalıyor. Arayan yol arkadaşımın kıymetli hanımı. Müslim Coşkun’un annesi birkaç dakika önce vefat etmiş. Böyle bir ihtimal milyonda kaç olur?

    İnsan plan yapar, Allah karar verir. Buna ‘kader’ diyoruz.

    Pazar günü Güngören’deyiz. Acının omuzlanışı yaşanıyor. Cenaze namazı, mezarlık, teselli cümleleri. Yapılabilecek bir şey olsa da yapsak.

    Hayat böyledir. Başlayan her şey biter. Hepimiz zamanın sonsuz atına binip gideceğiz.

    Eve döndük. Kuşların olduğu köşeye çekiliyorum. Onları seyrediyorum. “Can kafeste durmaz uçar.”

    Kanaryalardan biri doğuştan kusurlu. Kanatlarında sorun var. Uçmak ve konmak bir kenara, çubukta sabit durmakta bile zorlanıyor. Kafeslerin kapıları daima açık. İsteyen uçuyor, sonra geri dönüyor.

    Bu kuşu koruma amaçlı almıştım. Çünkü böyle kuşların ‘ticari değeri’ yok. Hemen kıyıyorlar.

    Onca kanaryanın içinde, en güzel o ötüyor. Sesi çok dokunaklı. Her defasında aynı sözü tekrarlıyorum: Dert söyletir.

    ***

    Yaş ortalaması yetmiş beş civarında olan bir arkadaş grubumuz vardı. Her birinin geçmiş yıllara ait derin pişmanlıkları bulunuyordu. Hatalarını telafi etme fırsatları hiç olmamış. Ortamda en sık kurulan cümle şuydu: Şimdiki aklım olsa…

    Güneşte İhtiyarlar şiiri, işte o insanları anlatır. Ekibin hayatta kalan tek üyesiyim.

    Bazen ölüm yokmuş, hiç gelmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Bunca hırs, haset, husumet başka türlü açıklanamaz çünkü. Pişmanlıklarımız muhtemelen artıyor. Keşke…

    Bir ara, sıklıkla, Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisine giderdim. Girişte saatlerce oturur, olan biteni sessizce izlerdim. İnsanlar sanki kitap isimlerine dönüşüyordu: Bir Acıya Kiracı, Acı Çekmiş Yüzünde. Benim dikkatimi sonradan, olayı haber alıp da gelen akrabalar, arkadaşlar çekerdi daha çok. Şaşkınlık, çaresizlik, tedirginlik ve o soru: Nasıl olmuş?

    Oradan ayrılırken, dünyaya ve insana karşı şikâyetlerimin azaldığını hissederdim. İçimde hep aynı duygu oluşurdu: Ne hayatlar, ne zorluklar var. Halimize bin şükür.

    Mesela size sunulan imkânları yahut içinde bulunduğunuz şartları beğenmiyor musunuz? En yakın arkeoloji müzesine gitmenizi öneririm. Eski insanlar neler yaşamış, hangi aletleri kullanmış, gerçek yokluk ve zorluk nedir vs. Bu niyetle gittiğiniz vakit, bin sayısının arttığını göreceksiniz.

    ***

    Kanarya hikâyesini niçin anlattım? Bir kusurunu görüp vazgeçtiğimiz, gözden çıkardığımız, hatta kıydığımız kimseler olabiliyor. Bu insanların hangi meziyetlere sahip olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

    Oysa: Bir işe yaramanın sevinci, insana daha güzel işler yaptırır.

    Esasında, önce kendimize bakmakla sorumluyuz. Bakmaktan kastımız, dışımızla değil, içimizle ilgilidir.

    Rikkatle bakarsak, belki de şunu göreceğiz: Tertemiz derelere, bereketli ırmaklara sahibiz. Buna rağmen, değirmenimizi taşıma suyuyla döndürmeye çalışıyoruz.

    Biz yine de hikâyeden ayrılmayalım. Genç şair adaylarına birinci tavsiyem şu oluyor: Anne, baba ve kardeşlerinizin yanında yüksek sesle okuyamayacağınız şiirler yazmayın. Yarın evlatlarınız da olur.

    O ihtiyarlardan biri, sürekli aynı soruyu sorardı kendine: “Yaş yetmiş oldu, ne anladın, anlat?” Bu soruya on yıl boyunca şahitlik ettim. Sonra o da gitti. Sorusu bana miras kaldı.

    Dünya hayatına veda ederken, yüksek sesle anlatabileceğimiz bir hikâyemiz olacak mı? Yoksa hikâyenin birçok yerinde susacak, yutkunacak, utanacak mıyız?

    Ömür sermayesini nerelerde, kimlerle ve neyin peşinde harcıyoruz? Ziya ile zayi kelimelerinin aynı harflerle yazılması. Ne anladın, anlat?