• LE POETE REGARDE...
    (Şair seyrediyor...)

    - Film arkadaşım, şair
    Halil İbrahim Özcan'a-
    "Eskimolarda kar anlamına gelen
    90 kelime vardır.
    Araplarda en az 60 kelime
    aşk anlamına gelir."
    Afrikalıların ağaç anlamına gelen
    öyle çok kelimesi var ki
    sayısı yapraklarla ölçülmez,
    aynı şeyi su için de söyleyebiliriz de
    söylemeyiz: Bir de yokluğa özlem var.
    Yokluk, bir rüzgâr bulur bulmaz kendine
    yapraklarını görmeye giden
    bir annedir her dilde.
    "Saudade", sanırım siyah bir kelime
    olarak gelmiştir Afrika'dan Portekiz'e:
    'Olmayana Özlem', içli bir mektup gibi herkes
    kendi acısıyla çıkar başkasında gurbete...
    Âşıklar ve şairler dil bilmez, acıdan başka,
    soru işareti gibi sevinir,
    ünlem gibi ağlarlar,
    virgül bile yetişemez gözyaşlarının hızına!
    Aşıklar ve şairler, 's'den, önce özür dilerler,
    sonra güzel şarap filan içip 's'yi ezerler,
    "bu ne ızdırap" olur "Saudade" nin Türkçesi,
    ve "bu ne ızdırap" demeye gelir şiir,
    acı da aşka doğru, öyle...

    Biri Ege, İkincisi Akdeniz
    iki kelimeden ibarettir mültecilerin deniz bilgisi
    başkasının evinde ölür gibi
    bir yabancı dile gömülürler ikisinde de,
    evsizlerinki köpek dilidir: hav ! hav !
    Dostluğun gereğidir havlamak, ısırmazlar evleri,
    'bu da geçer ya hû' der Kalenderi,
    geçer! Geçmez, iktisatta pul kadar'
    yer tutmayan bir tebessüm yerine,
    şükür, yerlilere alfabe inmedi henüz!
    Türklerinse gururu var ne mutlu,
    hem olur mu Türk'ün Türk'ten başka gururu?
    Seyhan diyor ki, annesine göre
    'yangunluk'tan geçilmezmiş Bartmca dili,
    Kürtçe kardeşin 'yalnızlık'tan geçilmediği gibi...
    Adalılar ki, bir açıkhava sözlüğüdür her ada,
    tuzlu bir alfabe saklarlar dillerinde
    özlerler ama, 'çok' değil,
    severler ama, 'aşk' değil
    çok olunca azalır aşk, belki de,
    ve taş dilinde ruhun taşı, ametist
    bir Japon şiiri gibi dövülürmüş gövdeye.
    Hintliler der ki, dövmeni açma sevmediklerine,
    yaralarını gösterdiğini sanırlar ve sevinirler!

    ...Ve geriye eski bir kelime olarak
    dünya kalıyor sanki, kırmızı ve siyahtan
    yapılan bordonun dili,
    sanki hayatın bir cumartesi akşamı
    yaratıldığını öğrenen çocuklara
    uzun ikindi duygusu nasıl çöküyorsa
    güzüstü bırakıp ruhlarını,
    kalbine nasıl yetişeceğini bilmeyen,
    hüzünlü bir bilge sayılır mıydı bilse,
    şair de öyle seyrediyor işte,
    ya sakin olmalı, ya şair,
    sakin olsam bir şiirim olurdu belki,
    ne sakin ne bilge, yalnızca hüzünlüyse
    şair, budaladan
    başka ne?
    (on dakika ara)
    (Fransız Yönetmen Laurence Attali'nin, Senegal'de geçen ve üç
    öyküden oluşan "Love Trilogy" [Aşk Üçlemesi] filminden.)
  • Van a ilk geldiğimde tesadüfen, hiç sevmesem de kafeleri, bir tabela dikkatimi çekti. Eski püskü bir şeydi. Bir tahtaya yazılmış ESKİCİ diye. Şöyle bi çıktım merdivenden, karşımda eski,, annelerimizin kullandığı dikiş makinesi, Kemal Sunal ve Ayşen Guruda posterleri.
    Eski bir sandık, ve aniden geçen bir güvercin. Yukarı çıktıkça beliren Zeki Müren sesi ve eski radyoya oyulmuş eski bir televizyonun hoparlöründen.. Her tarafta çiçekler ağaçlar ve eski şeyler... Gramafon parçası bile vardı, ve karşıda bir beze işlenmiş ÖLÜ OZANLAR ŞİİR GECESI.. Sonra kendi dik gölgesi kambur bir adamın gülümseyişi. Kaval çalışı ve güvercinleri etrafına toplanışı.. ve onlara yaptığı eve KYK adını vermiş olması. İlk görüşte herşey hayal ürünü sanki. Sonra bir merhaba ve güzel sohbetler. Konuştukça ve şiir okudukça dünyaya değen, onu mana evresine getiren bir adam. Kendi yazdığı Dinazorella şiiri Ve sonra Her cumartesi şiir gecelerinde okunan şiirler, Burası kafe değil ESKİCİ diyen Mikail...

    Demem o ki her şehri güzel yapan bir Dost vardır. Hayatımda gördüğüm en derin insanlardan biriydi. Ve Dost bakışlı kardeş, arkadaş...
    Biz oraya ESKİCİ diyoruz. Boğulmuş şehrin, boğulmamış bir kaç yeri...
    Tavsiyedir. Van a gelip görmeden gitmeyin derim..
    Iyi akşamlar...
  • Cumartesi şiiri🌿
    https://youtu.be/qETFFLyZbLA
  • Bu yürek
    Seni seveceğini biliyordu herhalde
    Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
    Bire bin veren buğday
    Elmadaki mayhoşluk
    Hukuki beşer
    Çınçınlı hamam
    Çizmedeki kedi
    Sanki elleriyle koymuşlar gibi
    İkimizden bir işmar
    Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
    Gözlerim yarım
    Ellerim çolak hüseyin eli
    Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
    Bugün günlerden ne ?
    Cumartesi
    Seni sevdiğim için , Cumartesi elbet
    Seni sevdiğim için , bak temmuz ayındayız
    Ayşe onbaşı , pir sultan abdal , büsbütün sevdalıyım sana
    Bu gemiler nereye gidiyor , seni sevdiğim için
    Seni sevdiğimden , suyun akası geliyor
    Bacaların tütesi
    Nurhayat’ın halleri , seni sevdiğim için güzel
    İbrahim’in dilleri
    İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
    Savaşın adı geçse , cinifrit olur
    Ereğli’nin kömürünü düşünür , ne kömür o be
    Raman’ı düşünür , Çukurova’yı düşünür
    Seni sevdiği için , Haliç’te bir uğultu
    Marmara’da bir deniz
    Isparta bahçesinde güller
    Seni sevdiği için goncalanıyor
    Seni sevdiğim için , kilim dokuyor Avşar’da
    Yarın sabahlar , seni sevdiğim için icat edildi
    Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
    Mapushaneler , yedi düvel , harbi ispanyol nezlesi
    Sultan Hamid , don civani
    Ne bilsinler seni sevdiğimi
    Başaklanmayan yulafa söylemeli
    Cılk yumurtaya
    Paslı demire
    Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
    Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
    Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
    Yeşille turuncunun kafa barıştırması , bu sevdadan ötürü
    Tepemizdeki o göçmez tavan
    Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
    Ben seni sevdim diye
    Bingöl vilayetinde , kamyondan inince
    Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
    Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
    Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
    Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
    1953 kışları içinde
    Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
    Konu-komşu , dirlik düzenlik içindeyse
    Birbirimizi daha çok sevelim diye
    İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
    Şair oluyor mesela
    Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
    Caysın be güzel
    Caysın be iyi
    Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
    Keseme zarar , ciğerime zara , sevdama zarar
    Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
    Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
    Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
    Saçları zencefilli
    Erkencecik evine dönmek istiyor canı
    Hep seni düşün
    Hep seni yaşat
    Hep seni yıka
    Seni doyur üç öğün
    Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
    Lokman hekim , seni sev diyor bana
    Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
    İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
    Umut diye bir şey yoktu ki , seni sevmeseydim
    Hak , hukuk , bereket diye
    Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
    Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!

    Metin Eloğlu
  • sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a 
    ciğerlerimin filmini çektiler 
    ciğerlerim artiz oldular icabında 
    akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu 
    sigara figüran falan. 
    ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak 
    uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım 
    ben bunu geç anladım. 
    senin için şiir yazacaktım istanbul 
    ismini ağrı koyacaktım. 
    oysa bir şiir niyeydi sanki 
    yer içer sevişir miydi sanki bir şiir 
    hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana? 
    fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla? 
    rakı içebilir miydi samatya'da 
    bir şiir uyur muydu kuş gibi 
    başını alıp da kanatlarının altına? 
    oysa bir şiir neydi sanki 
    ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim 
    bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?
    bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara 
    bana kerametinizi gösterin 
    keramatenizi gösterin bana! 
    bir dikişte içtim bir şişe geceni 
    yıldız komasına girmek istiyordum, 
    istiyordum dolunay çarpsındı beni 
    kurt adamlarım serbest kalsındı icabında 
    kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana 
    kin kusulsundu, öç alınsın 
    icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum 
    hemen yarın yeni bir intihara başladım. 
    ben fazla yemesem diyorum baylar yani 
    bu kadar hınç bana fazla. 
    icabında bir allah bir allah daha 
    çok tanrılı bir din ederdi 
    bırak müridin olayım istanbul
    sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul 
    oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım 
    ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla 
    bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım 
    canım yandı 
    bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım 
    şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım 
    kapıma gül bırakan adamları 
    ben de icabında bir hafıza mağduruyum 
    cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte 
    sokaklarında eylemler yapayım. 
    benim ne sakal yanığı günlerim oldu 
    guruba bak ve beni an 
    öpüşmekten yorgun ve kızıl 
    bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun? 
    yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım 
    bütün allar bir gün solarmış 
    ben bunu geç anladım 
    yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul. 
    ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı 
    kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık 
    ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan 
    ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım 
    meğer yüksek bir dağmış.
    üstümü ara 
    cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa 
    ellerimi de kaldırdım bak 
    hazırım tutkumu tutukla. 
    şiirsizim 
    bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul 
    ben bu şiiri kusarak yazdım.



    Didem Madak