• 383 syf.
    ·31 günde·Puan vermedi
    Böyle nefis bir esere inceleme yazmadan edemezdim.
    Gerçi benim bir kaç kelimeden ibaret dağarcığım bu kitabı inceleyecek çapta olmasa da kalemim döndüğünce bu kitap neden okunmalıdır anlatayım size dostlar.

      Din hayatın temelidir,her alanın mütehassısı,usulü ve kaideleri olduğu gibi Dini Mübini İslam'ın da çok ince,hassas kaideleri,alanı olmayanın fütürsuzca kelam etmemesi,kalem oynatmaması gereken bölümleri vardır.
    Kimse kimseye sen Din hakkında konuşamazsın demiyor kardeşlerim,tam aksine bu ilmin temeli arapçadır,arapça ile de olmaz sana bir hoca lazımdır,hocan da Ehli Sünnet olmalıdır diye şartlar koşuluyor.
    Ancak ne yazık ki modern çağın anlayışını zehirlediği insan aklı merkeze koymuş bilgiyle konuşsa yine iyi onu da bir kaç cümleye sığdırmış affedin cahil cesaretiyle yok şu hadis iftira yok tesettür Kur'an da yok,ben Kur'an da olmayanı kabul etmem diye tutturmuş gidiyor.

      Güzel kardeşim,bir hastanenin karşısında demirci bir işletme açsa ben insanları tedavi edeceğim dese insanlar ona itibar eder mi?
    Senin alanın şu demirleri eritip bir şeyler meydana getirmekten ibaret Kainatın en akıllı varlığını sana teslim edemeyiz denmez mi ona?

    Peki Dini Mübini İslam ayaklara düşecek  ve her önüne gelenin cahilce konuşacağı kadar sathi bir şey midir ki ağzı olan konuşuyor!
    Gel bak senin bu uydurma dediğin hadisleri biz hangi şartlarda kabul ediyoruz,garip hadis desek sana garip garip şeyler zannedersin halbuki bu ravinin tek başına kaldığı hadistir kardeşim bu işin usulü var biz de önümüze geleni hadis kabul etmiyoruz ince eleyip sık dokumuş selefimiz var desek de tutturmuş aklıma uymuyor,bilime uymuyor olmaz diye!
     
     Soruyorum kardeşim senin dinin bilim mi?
    Bu ne aşağılık bir görüştür,işimiz gücümüz yok Dini bilime tashih mi ettireceğiz!

    Bu kadar açıklamadan sonra işte bu değerli kitapta İslam ümmetinde son dönemde ortaya çıkmış dini tamir edeceğiz iddiasında bulunup da tahrif edenleti tanıtıyor. Kitapta ismi zikredilenlerden birisi de Diyanet İşleri Başkanlığında yüksek bir mertebede bulunan Hayrettin Karaman...

      İçerisinde Merhum Akif,İbni Teymiyye,Afgani,Abduh da yer alıyor.Hepsinin iddiaları ilmi olarak çürütülmüş.
    Mehmet Akif meselesine gelince onun yüce şahsiyetine hiçbir itiraz olmamasına karşın yaptığı yanlışlar zikredilmiş(kişisel değil din hususunda akaide taalluk eden) kaldı ki Ahmet Davutoğlu Akifi rüyada gördüğü ve sarıldıklarını dahi söylüyor.
    Kısacası aziz okurlar önsözünü Necip Fazıl'ın yazdığı bu eseri mutlaka kütüphanenizde bulundurun.
    Allah'a emanet olun.. .
     
  • "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum."
  • 384 syf.
    ·36 günde·Puan vermedi
    “… gönlünün farkında ol. Karşındakinde de gönül var, o farkında olmasa da sen ol. Sen ne kadar mutebersen, o da o kadar muteber. Ona göre davran ona göre hürmet et. Senin kalbin kırılsın ama sen kırma. İncinsen de incitme.”

    Bazı kitaplara nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum, nedeniyse kafamın karışıklığı. Kütüphanemi oluştururken seveceğimi düşündüğüm, uzun yıllar kitaplığımda bulunmasını ileride çocuklarıma, torunlarıma okutmak istediğim kitapları satın alıyor hatta altını çizerek, notlar alarak okuyorum ki gelecekte okuyana benden mesajlar iletsin. Kalbin Aklı’nı da aldığım ilk anda hevesle kitaplığıma yerleştirmiş okunacağı güne dair de güzel kapağıyla bakışmıştık.

    Aslında sevmekle sevmemek arasında gidip geldiğim, pek de sevemediğim kitaplara da genelde yorum yapmamayı tercih ediyorum. Kalbin Aklı da onlardan biri oldu, nedenlerini de ayrıntıyla yazacağım. Gelenekten Geleceğe programı ile tanıdığım Savaş Barkçin’in okuduğum ilk kitabı Kalbin Aklı. Hem adına hem de kapağının zarafetine vurularak geçen yıl fuardan almıştım, okumak şimdiye nasipmiş. Uzun sayılabilecek bir zaman diliminde yavaş yavaş ara vererek okudum.

    Kitapta kalp ile akıl arasına sıkışmış olan günümüz insanına medeniyeti hatırlatmak medeniyetten de önce kendi içindeki özü hatırlatmak, özümüzdeki güzelliği göstermek adına kaleme alınmış kırk yazı, altı tane de mülakat yer almakta. Yazıların bazıları kitap için özel olarak yazılmış bazıları ise muhtelif dergilerde daha önce yayımlanmış. Yazıların ortak noktası Türk insanı olarak kendi özümüzü, kökümüzü, tarihimizi, edebiyatımızı, müziğimizi bilinç ve idrâkle bilmemiz ve bu bilgiyle Batı’ya ve ne Batılı ne de Doğulu olabilen, bir o yana bir bu yana yalpalayan su yosunu gibi yönünü kestiremeyen ve ortada sıkışıp kalan, sıkışıp kaldığı gibi de size sürekli serzenişlerde bulunan, istemediğiniz halde akıl vermeye çalışan kendisini “entelektüel” olarak görüp de kendine toz kondurmayan ama çevresini, milletini küçümseyen insan tipine karşı kendimizi, güzeli, iyi olanı önce içimizde olan özle sonra da kökümüzün sağlamlığıyla savunmak ve kendimizi bu bilginin, bilincin ışığıyla ileriye taşımak.

    Yazıların temelini oluşturan bu düşünceyi beğendim, bunun yanı sıra yazar, kitap içerisinde çeşitli kelimelerin kökenine de değinerek sözcükler hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Yazar kültürel birikimi yüksek olan, tarihimizin, müziğimizin, köklerimizin farkında olan biri yazılarından bunu rahatlıkla fark ediyorsunuz.

    Ne kadar güzel bir içeriği varmış Mine, sen kitabı niçin sevip sevmemek arasında kaldığını söylüyorsun, dediğinizi duyar gibiyim. Şimdi ise sevemediğim bölümüne geliyorum, yazıların temel düşüncesi takdire şayan, doğru ama maalesef ki yazılar arasında tutarsızlıklar vardı kitapta. Örneğin; yazar 44. Sayfada benim altını çizdiğim şu sözü yazmış:
    “Kendimiz olmak için dâvâmız olmalı. Çünkü dâvâsı olmayanın iddiası olmaz.”
    Sonra 374. Sayfaya geliyoruz aynı yazar şu cümleleri söylüyor (söylüyor çünkü bu kısım mülakat):
    “Kişinin davası olması iyi bir şey ama iddiası olması iyi bir şey değildir. İddia, hâşâ yaratıcılık imâ eden bir şeydir.”
    Bu iki cümle arasındaki tezatlık insanın kafasını karıştırıyor.

    Sonra yukarıda yazdığım: “Senin kalbin kırılsın ama sen kırma. İncinsen de incitme.” gibi mütevazı bir cümle kuran yazar, kitabın 301. Sayfasında: “Kibirliye karşı tevazu değil, kibir göstermek edebdir.” yazıyor. Okurun da yine kafası karışıyor ayrıca o son cümleye asla katılmıyorum. Kibirli bir kişiye karşı biz de kibir gösterirsek farkımız ne olur? Bu nasıl edep olur? Sırf bu cümle için bile sayfalarca yazı yazarım ama yorumum zaten uzun daha fazla uzatıp okuyan arkadaşları sıkmak istemiyorum. Kitabın neredeyse her sayfasında Mevlana’dan alıntı varken yazara “Ne olursan ol yine gel” cümlesini cümlenin felsefesine vararak okumasını tavsiye ederdim çünkü ben en çok kibirli bir insan olmaktan korkarım (bir de kin tutmaktan) karşımda başlangıçta kibirle davranan bazı öğrencilerimin de onlara olan yaklaşımımla yavaş yavaş tevazu kazanmalarını izliyorum zaman zaman. “Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!” diyen peygamber ümmetindeniz elhamdülillâh. Özümüzdeki güzellikte kimseye karşı kibir yoktur benim görüşümce.

    Beğenmediğim bir başka yeri ise kaynak kullanılmayışı. Kitapta tarih ve edebiyat üzerine birçok anlatı var ve bunların hangi kaynaklara hangi belgelere dayalı olarak yazıldığına dair hiçbir kaynak yok. Kitap bir kurgu kitabı değil içinde belirtilen yerler de devletler de insanlar da gerçekte varlar, var olmuşlar ve bir şey yazılıyorsa aynı cümleleri okuduğumuz başka kaynakların da varlığını bilmek biz okurları çok daha memnun edecektir.

    Farkındayım ki uzun bir yorum oldu bana kalsa daha da yazarım da neyse, gerçekten sonuna kadar okuyan arkadaşlardan haklarını helâl etmelerini dilerim. :)
  • Sevgili Dost,
    Sana bu mektubu neden yazdığımı biliyor musun? Ben bilmiyorum mesela. Sana soruyorum bu soruyu çünkü insanlar çoğu zaman cevabını bilmedikleri soruları sorarlar karşısındakine.

    Sevgili Dost;
    Geç kalmış bir mektup aslında benimkisi. Ortak bir dostumuz diyor ki, “başka bir zamana bırakılmamalı mektuplar; yansıtmalı anı.” Oysa ki ben erteleme alışkanlığımdan vazgeçemiyorum, neden bilmiyorum. Sabahları alarmı erteliyorum mesela. Daha fazla uyuma yanılgısı içindeyim belki de. Ah bir farkında olsam, ben uyurken kum saatindeki kumların loca değiştirdiklerini, ‘Bak hayatından birkaç dakika daha eksildi’ dercesine..

    Sevgili Dost,
    Kirlenen her şeyi yıkıyorlar bu dünyada. Deterjan, sabun, çamaşır suyu, yumuşatıcı... Ne varsa temizleyici niyetine ellerinde, temizliyorlar bütün kirleri. Bir tek ruh kalıyor. Kirlenen insan ruhunu temizleyen yok, pis pis dolaşıyorlar etrafta. Pisliklerini temiz ruhlara da bulaştırıp çoğalıyor sayıları hızla.

    Sevgili Dost,
    Ne çok şeye sahibiz. Ama kullanmayı bilmiyoruz kırıyoruz, bozuyoruz ve parçalıyoruz onları. Bu yüzden türemiş tamirciler. Her şeyi tamir ederler üstelik her biri farklı bir şeyi tamir eder. Bir istisna var ama. Bütün insanlarda olan, kolayca kırılabilen, bozulabilen bir şeyden bahsedeceğim sana. Merak etme bu sefer ruhtan daha somut bir şeyi; “Kalp” i kastediyorum. Kalp ki kıranı, bozanı, parçalayanı çok; tamir edeni ise hiç yok! Bir de yaralıyorlar kalbi, doktora gidiyorsun o da biz bakmıyoruz diyor, tıbbi bir tedavisi yokmuş yaralı kalpler için.
    “Dünyadasın, bunun tedavisi yok.” ; Samuel Beckett’tan bütün yaralı kalplere gelsin bu parça.

    Sevgili Dost,
    Bugün bir cümleye rastladım tam beni anlatıyordu:
    “Bir yalnızlığıma sarılır ve ağlarım, güvenim sadece yalnızlığıma. Çünkü yalnızlık beni asla bırakmaz ve aldatmaz.”
    Bu sözün üzerine ne söyleyebilirim ki Sevgili Dost?

    Sevgili Dost;
    “İnsan efendi ve sahiptir” demiş ya Descartes, hayvanları yok saymış gibi olmuş. Ama ben katılmıyorum kendisine. Geçen gezsin açılsın diye bahçeye saldım bizim kediyi, saatler oldu acıkmıştır artık, çağırıyorum:gel mama verecem sana diyorum, gelmiyor hayvan oğlu hayvan! En son kucaklayıp zorla götürdüm içeri. Aslında zorla da sayılmaz hiç debelenmedi. Sanırım bizim kedi benden de tembel, yorulmak istemediğinden ve sonunda onu kucağıma alacağımı bildiğinden yaptı öyle. Ne diyebilirim ki, korkulur bu kediden.
    Descartes gelsin o sözünü bir de bizim kediye söylesin bence.

    Sevgili Dost,
    Sahi sen kimsin? Bunca zamandır ‘Dost’ diyorum sana, yeni aklıma geldi kimsin diye sormak.
    Daha da önemlisi ben kimim?
  • Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerinde karşılık buluyordu, çünkü onların acıları akrabaydı.
    Stefan Zweig
    Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları