• “Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
    Düşüncemizin katlanması mı güzel,
    Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
    Yoksa diretip bela denizlerine karşı
    Dur, yeter! demesi mi?
    Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
    Bitebilir bütün acıları yüreğin,
    Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
    Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
    Çünkü o ölüm uykularında,
    Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
    Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
    Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.”
    William Shakespeare
    Sayfa 125 - III. Perde I. Sahne, Hamlet
  • Sanırım olduğumdan daha iyi biri zannediyor beni, daha olgun, daha güçlü. Ama değildim, herkes gibiydim, belki herkesten daha zayıftım, çünkü herkesten daha fazla yaralanmıştım. Ama ne olursa olsun, bu duyguyu yenmek zorundayım..
  • Hissettiğimiz üzüntü, korku, öfke ve şok duyguları çok doğal, çok temizdir. Bu tip olaylar karşısında acı hissetmek çok insani bir cevaptır. Böyle zamanlarda kendimize duygularımızı yaşamak için izin verirsek, bir süre sonra ne kadar büyük ne kadar acı olursa olsun duygumuz yatışacaktır. Çünkü hiç bir acı baki değildir. Her duygunun bir vadesi, bir yaşam süresi vardır.
  • İki sayfa arasına bir reyhan yaprağı koyuyorum.Masalın ilk harfidir bu.Çünkü dev bir orman kuracağım onun altına. Okuduğum ilk satır,sabah güneşinin vurduğu buğulu bir patikaya götürecek seni.Ağaçlara dolanan çalı güllerinin, zakkumların arasından usul usul yürüyeceksin.Topraktan yükselen buğu, “Çınarları selamla!”diye fısıldayacak.O zaman durup etrafını saran ağaçlara bir daha bakacaksın.Bir daha ve yeni bir gözle.Nasıl dupduru bir mutlulukla topraktan fışkırdıklarına şaşıracaksın.Ağaç denen mucizeyi ilk görüşün bu olacak . Islak toprağın kokusunu içine çekeceksin.Çiy damlalarındaki güneş gözünü alacak. Aynı nehirden sulanan geyikle kaplanı, gökte kol kola gezen güneş ve ayı görünce, burada geçer akçenin merhamet, dilin aşk olduğunu anlayacaksın.

    Hayran olduğum bir öykü kitabı daha.. .
    Kitap “Afsun” isimli öykü ile başlıyor ve belli bir olay örgüsü ile 10 bölümden oluşuyor. Kitabın önsözünden başlayan bir “kadının toplumdaki yeri” tema olarak alınsada çöl insanları, yezidilik, gelenek&görenekler vb. çok şık dile getirilmiş.
    Hepsi masalın içinde, masal hepsinin içinde ve içine girdiğiniz zaman ayrılmak isyemiyorsunuz o dünyadan.Ayşegül Çeliğin yazı diline hayran olmamak elde değil, yaklaşık 1 yıldır masalsı öyküleri okumuyordum, ne kadar özlediğimi bu kitabı okuyunca anladım diyebilirim.
    Deneme, toplumsal konular, kişisel gelişim vb.kitaplari derken masalsı öyküleri ne kadar yalnız bıraktığımı ve özlediğimi farkettim, en kısa zamanda farklı eserleri de okumaya karar verdim.
    Not aldığım alıntıları kaydediyorum..

    Zaman...
    Çünkü biz dursak da zamanın yürüdüğünü biliyordum. İnsanın izini kaybetmez o.

    Hayat, başka birinin giysileri gibi duruyordu üstünde. Biçimsiz, uygunsuzdu.

    Gerçeğin yürekte taşınan bir ağrı olduğunu öğrendim

    Bir vardı, bir yoktu
    Yokluğu söylenmesi zordu..

    Keyifli okumalar;)
  • Bu kitaptan kısa süre önce okuduğum Ernst h. Gombrich' in "Genç Okurlar için kısa bir dünya tarihi" kitabını övgüyle arkadaşıma anlatıp, üzerine konuşurken o da bu kitabı önerdi. Ben "Oğlum bırak lobili, proje yazarları ya :) " falan derken kitapları takas etmeye karar verdik ve kitabı okuyup nihayet bitirmiş oldum.

    Öncelikle şunu belirteyim; İlk çağlardan başlayıp günümüze kadar süregelen her türlü yapıta bayılıyorum. Misal bilenler bilir Civilization vb. oyun serileri vardır. Oyuna sopayla hayvan avlayarak başlarsın ve tarım devrimi, antik çağlar, orta çağ, rönesans-reform, sanayi devrimi, dünya savaşları, nükleer araştırmalar ve uzay kapışmaları derken insanlığın gelişim tarihinin senaryosunu oynarsın aslında. İşte bu tarz oyunları aralıksız 7-8 saat şapşal bir gülümseme ile oynamış biri olarak kitabın bu şekilde yazılmış olması çok hoşuma gitti. Çünkü okumadan evvel -yalan yok- sadece evrim teorisi ile ilgili bi kitap olduğunu düşünmüştüm.

    Kitap içeriğiyle ilgili onlarca inceleme var zaten. kendimce olumlu yönleri; her dönemle ilgili birbirinden farklı konularda bolca bilgi vermesi hakikaten güzel. Denildiği gibi tam bir genel kültür kitabı. Bunun yanında kendi yorumlarının bolca olması da hoş çünkü kitaba ayrı bir felsefî hava da katmış. Okurken çokça durup üzerine düşündüğüm yerler oldu. Özellikle son bölüm hakikaten iyiydi. Çoğu yerinde gerginlikle beraber pis gülümseme belirdi yüzümde. Neden derseniz okuyunca da göreceksiniz insanoğlu yapay zekâ ya da başka bi sebeple helak olmayı hak ediyor bence.

    Peki negatif ne söyleyebilirim dersem; yazarın arkasında bir lobi olduğu aşikar. Çünkü iyi, hoş kitap ama hakikaten ortalığı ilettiği kadar değil onu da belirteyim. Bence girişte bahsettiğim, bundan evvel okuduğum kitap benzer tarzda ancak daha dar kapsamlı olmasına rağmen çoğu konuda çok daha iyi bir eser. Mesela bu kitapta yazarın yorumuyla alâkalı sıkıntılı noktalar gördüm. Sanırım çeviriyle ilgili sıkıntılar da varmış okuduğum kadarıyla ve imla ve noktalama hataları da vardı zaten. Bahsettiğim bi evvel okuduğum kitapta herhangi bir sıkıntı gördüğümü hatırlamıyorum.

    Bu kitabı elbet tavsiye ederim ancak Ernst H. Gombrich' in "Genç Okurlar için kısa bir dünya tarihi" kitabını çok daha tavsiye ederim. Kitap incelemesi içinde başka bir kitap önerisi... hadi bakalım :)
  • Reklamlarını şeytanın yaptığı "Dünyamarkette" 'elini verene eldiven, ayağını verene ayakkabı, ömrünü verene dünya veriyoruz..' şeklinde bir kampanya olsa hangi akıllı insan bu markete müşteri olurdu!. Hiçbir insan, hiçbir akıllı insan bu markete müşteri olmayacağına göre, sözkonusu markette birbiriyle itişen, birbiriyle yarışan milyarlarca insan da neyin nesiydi!. Bunlar ne yaptıklarının nasıl bir alışveriş içinde bulunduklarının farkında değiller miydi?
    Değillerdi, elbette ki farkında değillerdi!. Çünkü eldivenin peşinden giderken ellerini, ayakkabının peşinden giderken ayaklarını, dünyanın peşinden giderken ömürlerini yitirdiklerini sonra, daha sonra anlıyorlardı. Karanlık marketin içindeyken bunu anlamayan mikyarlarca insan, tabutlar icinde marketten dışarıya yani gün ışığına çıkarıldıkları zaman, ancak o zaman ne yaptıklarını, nasıl bir alışverişte bulunduklarını fark ediyorlardı!. Tabii ki gecikmiş, tabii ki geç kalmış bir farkediş oluyordu bu!. Artık bin eldiven verseler de yeni bir ele,bin dünya verseler de yeni bir ömre sahip olamazlardı!.
  • 1. Dervişliğin şanındandır, abdal olan aptal olanı bağışlar.
    2. Abdal, (hali) ‘değişen’ demektir, aptal ‘değişmeyen’. O nedenle ilki evrilir, ikincisi devrilir.
    3. Abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa hakikatte ilkinin anlaşılma’ya, ikincisinin anlama’ya ihtiyacı vardır.
    4. Abdal olan hazzın (güzelin) peşinden koşar, aptal olan yararın (çıkarın). Bu yüzden ilki hep acı çeker, ikincisi daima zarar eder.
    5. Bazı abdallar ‘aptal’, bazı aptallar ‘abdal’ görünür. Abdal görünmek kolay, olmak zordur.
    6. İyiler ‘aptal’ görünür, aptallar ‘masum’. Abdallara gelince, onlar görünmez.
    7. Abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ama yine konuşur.
    8. Derin çelişkiler karşısında, abdal olan tarafsız kalır, aptal olan kayıtsız. Kuşku irfan’ın alametidir çünkü.
    9. Abdal dünyadan kurtulmaya, aptal dünyayı kurtarmaya çalışır. En sonunda abdal kendine kavuşur, aptal dünyaya.
    10. Abdal yaptığı kötülükten, yapmadığı iyilikten pişman olur, aptal’sa yaptığı iyilikten, yapmadığı kötülükten.
    11. Abdal düşteyken uyarılınca uyanır ve utanır, aptal ise ne uyanır, ne utanır, sayıklamaya devam eder.
    12. Abdal tebessüm eder sevindiğinde, aptal sırıtır, bu yüzden, üzüldüklerinde ilki ağlar, ikincisi zırlar.
    13. Abdal vasat değildir ama vasat’ta (itidal’de) durmayı bilir, aptal ise vasat’tır ama vasat’ta durmayı bilmez.
    14. Abdal borçlu gibi sever, asla bedel ödemekten çekinmez, aptal ise alacaklı gibi sevdiği için en küçük anlaşmazlıkta hacze gelir.
    15. Abdal durur ve düşünür, aptal düşünür ve durur. Ne ki düşünen hemen susar, ama duran susmak bilmez.
    16. Abdal aşk ile mest, aptal mey ile hoş olur. Sonuçta ser-mest olan ebediyyen ayılmaz, ser-hoş olan zariflerden sayılmaz.
    17. Abdal sevdiğini beğenmek, aptal ise beğendiğini sevmek ister. İlki önce içe, sonra dışa bakar, diğeri tam aksini yapar.
    18. Abdallar genellikle kördür, yani gözleri dünyaya kapalıdır. Bu yüzden aptalların, yani gözü açıkların göremediklerini görürler.
    19. Aptal yaptığından nadim olur, yere çöker, abdal tevbe eder, ayağa kalkar. (Aradaki farkı oluşturan, pişmanlık hissine eşlik eden bilinçtir.)
    20. Aptal hep haklı olmayı marifet bilir, abdal hep haklı olmamayı.
    21. Aptal bir oylama’nın sonucunun “oy birliği” ile alınmasına sevinir, abdal “oy çokluğu” ile.
    22. Abdal abdal’ı bulunca susar, aptal aptal’ı bulunca aptal aptal konuşur.
    23. Abdal aptal’ın yanına düşse de susar, ama aptal yine aptal aptal konuşmaya devam eder.
    24. Güzel deyince aptal’ın aklına ‘kadın’ gelir, kadın deyince abdal’ın aklına ‘güzel’.
    25. Abdal sorularıyla tanınır, aptal cevaplarıyla.
    26. Abdal uzak görür yakın söyler, aptal yakın görür uzak söyler. O yüzden ilkinin bikrine kanma, ikincisinin zikrine.
    27. Abdal sözün hakikatinden etkilenir, aptal ise retoriğinden. Sen sen ol, ey talib, aptal olma!
    28. Aptal’ın hâli bardağın içinde kaşık gibi durmak veya altında tabak gibi uzanmak, abdal’ınki ise çayın içinde şeker gibi erimek.
    29. Aptal Batı’ya (Doğu’ya) ya hayranlık duyar, ya nefret eder, abdal ise ne hayranlık duyar, ne nefret eder, sadece anlamaya çalışır.
    30. Abdal’a malum olur, aptal’a bir şey olmaz, başkaları bile değil, kendisi kendisine meçhuldür çünkü.
    31. Günlük yaşamın seni işgal etmesini istemiyorsan ey talib, aptal gibi önemli olana değer vermek yerine, abdal gibi değerli olana önem ver!
    32. Abdal mesud olmayı marifet bilir, aptal ise memnun olmayı.
    33. Aptal için başarmak önceliklidir, abdal içinse denemek.
    34. Abdal sık ama yumuşak bir şekilde yere düşen kar taneleri gibi sükûnetle konuşur, aptal ise hınçla yağan sert dolu taneleri gibi öfkeyle.
    35. Aptal laf eder, abdal söz eder. Lafı bırak, söze kulak ver!