Küçük kara balık, bir alıntı ekledi.
6 dk. · Kitabı okuyor

Ne istediğinizi bilin ve kendi beklentinizin ötesine geçmeye çalışın. Dansınızı geliştirin, çok çalışın ve kendinize olabildiğince yüksek, ulaşması zor bir hedef köyün. Çünkü sanatçının görevi budur; Kendi sınırlarının ötesine geçmek. Tutkusu zayıf bir sanatçı amacına ulaştığında, hayatta başarısız olmuş demektir.

Casus, Paulo CoelhoCasus, Paulo Coelho
KubraYSN(RJ), Yasak Sevişmek'i inceledi.
 17 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Açıkçası şiir kitaplarına pek sempatik bakmam. Çoğunun içi okurken bana fazla boş geliyor. Hatta bazı şiirleri okurken şunu sokaktan geçen herhangi biri ben yazdım dese kesinlikle yadırgamam diyorum kendi kendime. Yani benim açımdan aşağıda gördüğüm o ünlü yazar ismi dışında dikkate değer hiç bir anlamı olmuyor. O yüzden şiir kitaplarına her ne kadar hevesle başlasam da sonra tempom düşüyor ve sıkılıyorum. Bütün bu olumsuz görüşlerime rağmen bir yanım şiirleri okumakta ısrarcı.
Bütün bu yorumların ardından kitaba gelirsek, Atilla İlhan ile Hangi Batı kitabı ile tanıştım ve kendisi beni kitabına hayran bıraktı. Yani kendisi bende +1 olumlu havaya sahipti bu kitaba başlarken. Ve şu an +2 diyebiliriz :) Çünkü gerçekten şiirlerinin içi dolu. Sırf romantizm ya da edebi bir zevk değil. Şiirlerde farklı yaşanmışlıkların, toplumu derinden etkşlemiş olayların, verilmek istenen mesajların izleri var. Karşılaştırma yapmak gerekirse okuduğum , en kitap. Bu en in yanına istediğinizi koyun . En iyi, en tat aldığım , en farklı gibi gibi.

Yedi Numara
-Vahit emmi, evlilik nasıl bir şeydir?

+Evlilik dağdaki keçi yolu gibidir evlat.

-Anlamadım.

+Şimdi bir dağ düşün yalçın mı yalçın. Sivri kayaları var. İşte doğar doğmaz bizi hadi bu dağı aş diye eteklerine bırakıveriyorlar.

-Hayat yani?

+Aferin! İlk başlarda iş kolay. Ama yükselmeye başladıkça dağ sarpa sarıveriyor... Dimdik kayaların, uçurumların arasında kalıveriyorsun. Gücün azalıyor... Derken senin gibi bir yolcu daha çıkıyor. Yoldaşınla omuz omuza, can cana verip bir keçi yolu açıyorsun kendinize. Artık tek başına değilsin. Biliyorsun ki artık o yolu iki kişi yürüyeceksin... Dağ yine yalçın. Ama artık yürümek zevkli. Nefesim tükenecek diye korkmuyor insan. Çünkü yanında kendi nefesin gibi bir nefes daha var... Anladın mı?

-Her evlilik sizinki kadar mutlu mudur?

+Yoldaşına bağlı. Biz zelihamla yan yana yürürken, dikenleri değil çiçekleri derdik, canımız yanınca ağladık, bir yandan türkü söylemeyi bildik. Ben pes deyince o hadi dedi, o yorulunca ben sırtımda taşıdım.

-Peki geçim sıkıntısı insanı mutsuz etmez mi?

+Bilmiyorum. Biz mutluluğu ne parada ne handa bulduk evlat. Bak bugün deniz kenarında zelihamla beraber çekirdek çıtlatıp, çay içerken, mutluluk da bizimle masada oturuyordu sanki.

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.Kadınlar her şeye ağlayabilir;bir filme,bir şarkıya,bir yazıya..En az erkekler kadar yani!
Ama birkadını yürekten ağlatmak zordur.Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa,ağlatan onun yüreğine kadar ulaşmış demektir.Ama o yüreğin değerini bilmemiş olacak ki ağlatan,gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!İşte o zaman koca bir yumruk gelir,oturur boğazıa kadının.Yutkunamaz,nefes alamaz;çünkü o koca yumruk acıtırcanını.
Gözleri buğulanır kadının sonra.
Ağlamayacağım, der içinden.Ama engel olamaz çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler.
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.İnce ince süzülür yaşlar gözlerinden;önce bir kaç damla,sonra yağmur seli..Ve kadın ağlar;hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın..

Küçük kara balık, bir alıntı ekledi.
39 dk. · Kitabı okuyor

Çiçekler hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretirler bize; ne güzellikleri kalıcıdır ne de solgunlukları; çünkü sonradan yeni tohumlar verirler. Mutluyken de üzgünken de hatırla bunu. Her şey geçip gider, yaşlanır, ölür ve yeniden doğar.

Casus, Paulo CoelhoCasus, Paulo Coelho
TSena_gl, Son Yıldız'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap genel olarak güzeldi ama ayrıntıya girersem; üç kitaplık bir seri bu ve her kitapta biri birine söz veriyor, sonrasında sırf söz veriyor diye onu kurtarma peşine düşüyor ve bu durum birçok defa tekrar ediyor. Yani anlayacağınız tekrar tekrar bunun olması beni biraz sıktı. Seride zaten bu durum ön plandaydı, yazarın bilerek yaptığı bir şeydi bence ama bu, güzel durmaktan çok belli bir süre sonra: yeter, dedirtti bana. Bunun dışında kitap güzeldi, bol aksiyonlu hatta aşkı daha iyi hissettiren bir kitaptı. Hileci, yani gerçek adıyla Marika'nın her şeyi biliyorum havasında, ben güçlüyüm, her şeyi ben ayarlarım şeklinde takılması falan Cassie kadar beni de deli etti. Ben karakteri de biraz gıcık oldum; çünkü ne kadar geçerli nedeni olursa olsun, birinin yaptığı şeyler ölümcül bir şekilde seni ve etrafını etkiliyorsa, biraz olsun o insana karşı soğukluk hissettirmek gerekir ama Ben "He, sebebi bu muydu? Tamam." deyip olayı kapatıyor; bu durum benim karakterime ters ve okuyunca ister istemez uyuz oluyorum. Cassie'nin bu serideki yeri ve önemi en baştan belliydi aslında ama yazar ikinci kitap hatta üçüncü kitabın neredeyse sonuna kadar Cassie'i geri plana atmıştı ama sonra onu tekrar ön plana aldığında seri tamamen çözümlenmiş oldu. Hileci'nin yaptığı plan sekteye uğradı ve Evan Walker yine sevdiği kız Cassie için kendini feda etti. Kayıplar verildi ama insanlık savaşı hiç sekteye uğramadı. Kendini sevdiği için öne atan sadece Evan Walker değildi ve bunun sonrasında yaşananlar herkesin kaybına neden oldu. Gece biten bu serinin ardından gözyaşı döküp, derin düşüncelere daldım; duygusal olarak son, ne kadar tatmin edici oldu? İşte bu soru, serinin sonunda hem sizi hem de karakterleri düşündürüyor. Güzel bir seri okuduğum için yine de mutluyum ama buruk bir mutluluk.
"İnsanlık benim."

Okula Gitmeyeceğim

Okula gitmeyeceğim. Çünkü çok uykum var. Üşüyorum. Okulda kimse beni sevmiyor.
Okula gitmeyeceğim. Çünkü orada iki çocuk var. Benden büyükler. Benden daha kuvvetliler. Ben yanlarından geçerken ellerini açıyorlar, böyle yolumu kesiyorlar. Korkuyorum.
Korkuyorum, okula gitmeyeceğim. Okulda vakit bir türlü geçmiyor. Her şey dışarıda kalıyor. Okulun kapısının dışında.
Evdeki odam mesela. Sonra annem, babam, oyuncaklarım, balkondaki kuşlar. Okulda onları düşünürken ağlamak istiyorum. Pencereden dışarı bakıyorum. Dışarıda, gökte bulut var.
Okula gitmeyeceğim. Çünkü orada hiçbir şeyi sevmiyorum.
Geçen gün bir ağaç resmi yaptım. Öğretmen ''Çok ağaç olmuş, aferin,'' dedi. Bir tane daha yaptım. Bunun da yaprakları yoktu.
Sonra onlardan bir tanesi geldi, benimle alay etti.
Okula gitmeyeceğim. Akşam yatarken ertesi gün okula gideceğimi düşününce canım sıkılıyor. Diyorum ki: Okula gitmeyeceğim. Diyorlar ki: Hiç olur mu! Herkes okula gider.
Herkes mi? Herkes gitsin o zaman. Ben evde kalsam ne olur? Zaten dün gitmiştim. Yarın gitmeyeyim, öbür gün giderim.
Evde yatağımda olsaydım. Ya da odada. Kendi başıma. Şu okulda olmasaydım da nerede olursam olsaydım.
Okula gitmeyeceğim, hastayım. Görmüyor musunuz, okul deyince midem bulanıyor, karnım ağrıyor, o sütü bile içemiyorum.
Süt içmeyeceğim, hiçbir şey yemeyeceğim, okula da gitmeyeceğim. Çok üzülüyorum. Kimse beni sevmiyor. Okulda o iki çocuk var. Ellerini açıp benim yolumu kesiyorlar.
Öğretmene gittim. Öğretmen, ''Peşimden niye geliyorsun?'' dedi. Sana bir şey söyleyeyim mi, ama kızmayacaksın. Ben hep öğretmenin peşinden gidiyorum, öğretmen de '!Benim peşimi bırak,'' diyor.
Artık okula gitmeyeceğim. Neden mi? Çünkü okula gitmek istemiyorum da ondan.
Teneffüs olunca bahçeye de çıkmak istemiyorum. Tam herkes beni unutmuşken teneffüs oluyor. O zaman her şey birbirine karışıyor, herkes koşuyor.
Öğretmen bana kötü bakıyor, güzel de değil. Okula gitmek istemiyorum. Beni seven o çocuk var, bir tek o iyi bakıyor. Kimseye söyleme ama, ben de o çocuğu sevmiyorum.Oturduğum yerde öyle duruyorum. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Gözlerimden yaşlar akıyor. Okulu hiç sevmiyorum.Okula gitmek istemiyorum, diyorum. Sonra sabah oluyor ve okula götürüyorlar beni. Hiç gülemiyorum, önüme bakıyorum, ağlamak istiyorum. Sırtımda askerler gibi koca bir çanta, yokuş yukarı çıkıyorum, gözüm yokuşu çıkan küçük ayaklarımda. Her şey çok ağır, sırtımdaki torba, midemdeki sıcak süt. Ağlamak istiyorum.
Okula giriyorum. Bahçe kapısı demir ve kara, kapanıyor. Anne bak ben içerde kaldım, ağlıyorum. Sonra sınıfa gidip oturuyorum. Dışardaki bulut olmak istiyorum.
Kalem, defter, silgi; kahrolsun hepsi!

Orhan Pamuk, Ben Bir Ağacım, s.56

(Öteki Renkler adlı deneme kitabından. Yazarın kızı Rüya'nın ağzından yazılmıştır.)

şeyma., bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

"Sana bir şey sorabilir miyim?"
"Elbette."
"Ne zamandır acı çekmiyormuş gibi davranıyorsun?"
Bu soru beni derinden yaralamıştı.
"Neden sordun?"
"Çünkü bazen içimizdeki kaynak gözyaşlarıyla dolar ve sonunda taşar."

Ateşböceğinin Şarkısı, Kristin Hannah (Sayfa 122)Ateşböceğinin Şarkısı, Kristin Hannah (Sayfa 122)
Gökçe Kaleli, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Siz, dedi titrek bir sesle; Azrail'i ak urbalar içinde gezen, aksakallı biri mi sanıyorsunuz? Elinde ecel defteriyle bulutların arasından süzüle süzüle çıkıp gelir mi sanıyorsunuz? Ne vakit, hangi kılıkta geleceğini kimse bilemez onun.Türlü türlü yerlerden, türlü türlü kılıklara bürünerek çıkar gelir çünkü.Geliyorum meliyorum demeden, havsızca çıkar gelir.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 231)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 231)
nagehan, Çılgın Palmiyeler'i inceledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor · Puan vermedi

"Ne var olmadan önce ne de yok olduktan sonra yalnız değilsindir, çünkü her iki durumda da hiçbir zaman tek başına kalmazsın ." - Çılgın Palmiyeler.