( On altıncı ve on yedinci yüzyılın işgalcilerine göre)
Yerlilerin Aşağı Irk Olduğunu Kanıtlama Yönetimi
Karayip adalarındaki yerliler intihar mı ediyor? Çünkü tembeller, çalışmayı reddediyorlar.
Bütün bedenleri yüzleriymiş gibi çıplak mı dolaşıyorlar? Çünkü vahşilerin utanması yok.
Mülkiyet hakkından habersiz her şeyi paylaşıyorlar ve zenginlik hırsından yoksunlar mı? Çünkü hepsi insandan çok maymunun akrabasıdır.
Şüphe uyandırıcı bir sıklıkla mı yıkanıyorlar? Çünkü Engizisyon ateşlerinde yakılan Muhammed dininin sapkınlarına benziyorlar.
Düşlere inanıyorlar ve düşlerindeki seslere mi itaat ediyorlar? Çünkü şeytanın etkisindeler ya da katıksız birer aptallar.
Homoseksüellik serbest mi? Bekaretin hiç mi önemi yok? Çünkü uygunsuz bir şekilde, cehennemin kabul odasında yaşıyorlar.
Çocuklarını hiç dövmüyorlar, onları özgür mü bırakıyorlar? Çünkü ceza vermekten acizler, herhangi bir doktrinleri yok.
Yemek saati geldiğinde değil de, ne zaman acıkırlarsa o zaman mı yiyorlar? Çünkü içgüdülerine hükmetme yetisinden yoksunlar.
Doğaya tapıyorlar, onu anne olarak kabul ediyorlar ve kutsal olduğuna mı inanıyorlar? Çünkü dini inançları yok, yalnızca puta tapınmayı biliyorlar.
1997 yılında resmî plakalı bir otomobil Sao Paulo’nun bir caddesinde normal hızda seyir halindeydi. Yeni ve pahalı bu otomobilde üç kişi vardı. Bir kavşakta polis onları durdurdu. Polis üçünü de arabadan indirdi ve yaklaşık bir saat, elleri havada, sırtları dönük bekletti; bu arada, o arabayı nereden çaldıklarını tekrar tekrar sordu.
Üç adam da siyahtı. Aralarından biri, Edivaldo Brito, Sao Paulo hükümetinin adalet bakanlığı sekreteriydi. Diğer ikisi de sekreterlik memuruydu. Brito için bünyeni bir şey değildi. Bir yıldan kısa sürede bu beş kez başına gelmişti.
Onları alıkoyan polis de siyahtı.
1995'te Fransa Güney Pasifik'te nükleer denemeler yaparken, Fransız büyükelçisi Yeni Zelenda'da açıkladı: "Bu bomba kelimesi hoşuma gitmiyor. Bomba değil bunlar. Bunlar patlayan mekanizmalar";
Serbest piyasa bizim ülkelerimizi, insanların büyük çoğunluğunun bakabildiği ama dokunamadığı ithal incik boncuklarla dolu pazarlar dönüştürdü. Tüccarların ve toprak sahiplerinin, çıplak ayaklı askerlerimizin elindeki bağımsızlığımızı gasp edip onu satılığa çıkardıkları çok eski zamanlardan beri bu böyleydi. Bizim ulusal endüstrimizin öncülleri olabilecek zanaatkar atölyeleri o zaman kapatıldı. İç bölgeleri besleyen limanlar ve büyük şehirler yaratıcılıkla rekabet etmek yerine tüketim çılgınlığını seçtiler. Yıllar geçti ve Venezüela'daki süpermarketlerde viskiye eşlik eden su için İskoç yapımı küçük plastik su şişeleri gördüm. Taşların bile oluk oluk terlediği Orta Amerika şehirlerinde koket hanımlar için deri kürk mantolar gördüm. Peru'da elektriği olmayan toprak evler için Alman yapımı elektrikli cila makineleri gördüm. Brezilya'da Miami'den ithal plastik palmiye ağaçları gördüm.
Yoksulluk her yıl, pek çok insanın ölümüyle sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı'ndan daha çok insanı öldürüyor. Ama iktidarın bakış açısına göre bunca ölüm çok da kötü değil; çünkü fazlasıyla büyüyen nüfusu düzenlemeye yarıyor. Uzmanlar Güneyde ki aşırı nüfustan şikayet ediyor, burada cahil kitleler gece gündür altıncı emri ihlal etmekten başka bir şey bilmiyorlar: Kadınlar hep istiyor, erkekler hep beceriyor. Aşırı nüfus mu? Kilometrekareye yalnızca on yedi kişi düşen Brezilya'da mı, yoksa kilometrekareye yalnızca yirmi bir kişi düşen Kolombiya'da mı? Hollanda da kilometrekareye dört yüz kişi düşüyor ve hiçbir Hollandalı açlıktan ölmüyor, ama Brezilya'da ve Kolombiya'da bir avuç açgözlü her şeyin sahibi. Haiti ve El Salvador, Amerika kıtasında nüfusu en yoğun ülkeler, ama bu yoğunluk ancak Almanya'nınki kadar.