(3) Yoksul çevrelerden gelen geçlerle konuştuğumuzda, eğitimde ve çalışma hayatındaki fırsat eşitsizliği hakkında net bir öfke var ama mesela kimsenin üniversite yaktığını görmüyoruz. Bir Dixon restoranının yakılmasında daha büyük bir sembolizm yattığını farz edebilir miyiz?
Neden öfkeli olduklarını açıklamaya zorlandıklarında, o gençler ne anlatırlarsa anlatsınlar (genelde televizyonlarda işitip, gazetelerde okudukları açıklamaları tekrar ederler...) gerçek şu: Mağazaları yağmalayıp ateşe verdiklerinde, “toplumu değiştirme”ye, düzgün ve onurlu bir yaşam açısından çok daha insani ve misafirperver bir düzeni eskisinin yerine koymaya çalışmamaktadırlar. Tüketimciliğe isyan etmemişler, aksine kovuldukları tüketici saflarına (bir anlığına da olsa) katılmaya çalışmışlardır (yanlış ve başarısızlığa mahkum olsa da). Kazan kaldırışları, “şu amaçlarla” türlü değişlerle değil sadece “şu sebeple” türü cümlelerle açıklanabilecek birikmiş bir hayal kırıklığının, plandan ve bütünlükten yoksun bir şekilde kendiliğinden patlamasından ibarettir. Bu yıkım sefahati içinde “ne için” sorusunun herhangi bir rol oynadığından şüpheliyim.