Oruç Aruoba “Benlik” kitabında aslında “yengeç” metaforuyla çatışma halinde olduğu benliğine odaklanıyor. İçimdeki yengeç diyerek asıl benliği ile tartışıyor. Kitaptaki şu cümle
“Oysa, ulaşabilseydim, onun kovuğunda ne büyük bir hazine bulabilirdim: Yaşamımın bütün ülküleri, hayalleri, düşleri—değerleri—; (amaçlarım, ereklerim, hedeflerim), tertipli, düzenli, anlamlı bütünlükler içinde, orada —pırıl pırıl, hiç eskimeyen, yıpranmayan, geçip gitmeyen bengilikleri içinde. “ aslında özetliyor her şeyi. Benliğine ulaşabilse ne büyük bir hazine ile karşılacağını, yaşamında istediği şeylerin hiç yıpranmamış bir şekilde kendi sonsuzluklarında yaşadığını söylüyor. Çoğumuz birçok yerde ve zamanda asıl ben’imiz gibi davran(a)mıyoruz. Bunun sebeplerinden biri de toplumsal kabuller içinde yaşıyor olmamız. Onları yıkmak zor olduğundan kendimiz dışında biri gibi tepki verebiliyoruz çoğu zaman. Halk arasında “Aman ayıp olmasın.” da diyebiliriz bu duruma :) Ayıp olmasın diye vazgeçtiğimiz şeylerden vazgeçmememiz gerekiyor. Yazar da “Yengeç” isimli bölümü “Ey bu satırların Okur’u—bil ki, ancak kendin, kendi kendine, hiçbir başkasının yönlendirmesi, öğüt ve salık vermesi olmaksızın, kendin olabildiğin zaman, kendin olabileceksin.” diyerek ve öğüt verdiği için kendisini hoş görmemiz gerektiğini belirterek bitiriyor.