Yalnızca öğrenilmiş hakikat yapay bir bacak, sahte bir diş, balmumundan bir burun ya da en iyi durumda başka birinin etinden oluşturulmuş estetik bir burun gibi bize yapışıp kalır. Diğer yanda, kendimiz düşünerek edindiğimiz hakikat doğal bir organ gibidir; gerçekten bize aittir. Düşünür ile salt bilim insanı arasındaki ayrım buna dayanır. Kendisi için düşünen insanın entelektüel kazancı, bu nedenle, doğru ışık ve gölgeyle, aralıksız tonuyla ve kusursuz renk uyumuyla canlı duran güzel bir tablo gibidir. Diger yanda salt bilim insanının entelektüel kazanımı, belki sistematik olarak düzenlenmiş, ama uyumdan, ardışıklıktan ve anlamdan yoksun parlak renklerle dolu büyük bir palet gibidir.
Arthur Schopenhauer, “On Thinking fır Oneself”·Kitabı okudu
Twitter’da bir süredir takip ettiğim “Sanatın Tarihi” isimli hesapla birlikte tablolara ve eserlere konu olan, dönem hikayelerine ilgim oluştu. Hesabın yeni paylaşımlarını merakla bekler oldum, çünkü
Firavunun lahdinde yer alan hiyeroglif yazılarda dikkat çeken bir cümle vardı: “ Firavunun mezarına her kim dokunursa ölümün kanatları onu saracaktır.”
Antik Mısır sanatı ile ilgili şunu söyleyebiliriz: Kesinlikle özgünlük yoktur. Sanatçılar aslında zanaatkardır ve belli kurallara uymak zorundadırlar. Herhangi bir duygu veya düşüncenin dışavurumundan yola çıkan, insanların bireysel, ruhsal yolculuklarını anlatan veya yansıtan, özgün eserler verilmemiştir. Sanatçılar, eskilerin sanatını birebir taklit edebilir.