“Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ''Tanıştığıma memnun oldum'' demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”
J. D. Salinger
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Bu görünmez unsur tarafından bütünüyle kuşatılmış olmamıza ve bedenimizin her santimetrekaresinin bu hafif okyanusun basıncı altında bulunmasına rağmen, yaşamın temel kaynağını ciğerlerimize hâlâ gerektiği kadar çekemiyoruz. Lupelius’un keşfi çarpıcıydı: İnsan, gerçekte ihtiyaç duyduğu nefesin ancak onda biriyle yaşamını sürdürüyordu.
Elyazmasında bu durumu “underbreathing” — yetersiz soluma — olarak adlandırıyordu. Ona göre insanlık, farkında bile olmadan, sürekli bir nefes kıtlığının içinde yaşıyordu; sanki yaşam ile boğuluş arasındaki görünmez bir eşikte varlığını sürdürüyordu. Lupelius, solunumun durmasına tehlikeli derecede yakın olan bu hâli büyük bir titizlikle inceliyor; onun beden, zihin ve bilinç üzerindeki etkilerini derinlemesine sorguluyordu.
Lupelius’a göre uyku, solunumun yetersizliğine karşı bedenin geliştirdiği kusurlu bir ikameden ibarettir. Beden, uygun olmayan nefes alışverişinin yükünden kurtulabilmek için, yalnızca birkaç saatliğine de olsa uykuya sığınır. Lupelius’un düşüncelerinin derinliklerine indikçe şunu fark ettim: Hayatımızda nefes kadar bize yakın olan, fakat aynı zamanda onun kadar bilinmeyen ve gizemli başka hiçbir şey yoktur. Bizler, görünmez bir hava okyanusunun dibinde yaşayan canlılarız.
Bütünlük, varoluşun kendini iyileştirme yolculuğudur. Bu yolculuk; bin yıllık kalıplaşmış inanışları yıkmayı, olumsuz duyguları ve yıkıcı düşünceleri dönüştürmeyi, kişinin kendi ustalığına ulaşmasını gerektirir. Aynı zamanda yiyecekler, uyku ve nefes üzerinde bilinçli bir hâkimiyet kurmayı da kapsar.
Her bir organın, kasların, dokuların ve hücrelerinle tüm bedenin en son atom parçacığına dek düşlerinin ışığıyla yıkanıncaya kadar, düşlerini genişlet. Düşlerin harekete geçtiğinde her şey mümkün olacaktır.