• | ∞ 

    ".. kim istemez ki bir fikrin ince gülü olmayı 🕊️🍃
  • Evet, cumhuriyet ilan edilmiş ama Batı tarzı, çok partili parlamenter rejime, demokrasiye hemen geçilmemiştir. Ama:
    a. Batı, demokrasiye hangi aşamalardan geçerek ulaşmıştır?
    b. Tarihte, ihtilal yapar yapmaz, demokrasiye geçmiş bir tek ülke var mıdır?
    c. Mesela Fransa Fransız İhtilalinden, İngiltere Haklar Bildirgesi’nden ne kadar sonra, demokrasiye geçebilmiştir? Bugünkü demokratik düzene, kaç aşamada geçebildiler?
    d. 1923 Türkiye’sinde, demokrasiye geçiş için gerekli olan tarihi ve pratik koşullar var mıydı? Bernard Lewis, dünü bugünün ölçüleriyle değerlendirmeye kalkanları uyarıyor ve diyor ki: “Demokrasi, Alaaddin’in lambasından çıkmaz!”
    e. Buna rağmen, iki defa çok partili hayata geçilmiş olmasının, hiçbir anlamı yok mu acaba?
    f. Bir diktatör, okullarda okutulmak üzere cumhuriyet, demokrasi, hürriyet, insan hakları, tek dereceli seçim, partiler gibi kavram ve kurumlar hakkında ayrıntılı bilgi veren ve hepsini öven bir kitap yazar ve yazdırır mı? (1931)*
    g. Otoriter yönetim tarzı, hiç övülmüş, savunulmuş mudur, rejim bu anlayışa göre mi düzenlenmiştir?
    h. CHP, militan bir parti miydi, yoksa birçok görüşlerin temsilcilerinin bulunduğu, geniş tabanlı bir koalisyon muydu?

    Bu soruların cevabı araştırılmadan hüküm verilebilir mi?
    Turgut Özakman
    Sayfa 735 - 736, Bilgi Yayınevi, 6. Basım
  • En kederli yıldız kayarken
    Dilek tutmuşum...
    F.d.
  • 432 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitabı okurken âdeta bir psikanaliz yolculuğuna çıktım. Mükemmel bir yolculuk... Kitap hem gerçek hem de kurmaca üzerine kurulu bir eser. Yazar olayları ve kişileri o kadar güzel bağlamış ki kitabı okurken geçen tüm olay ve kişilerin gerçek olduğunu düşünmüştüm; ancak kitabın sonundaki yazarın notunu okuduktan sonra öyle olmadığını anladım. Yazar karakterlerin psikolojik durumlarını çok başarılı bir şekilde yansıtmış. J.Breuer ile F. Nietzsche' nin uyumu(benzerlikleri) çok etkileyiciydi. Acaba bu kadar ortak noktaları var mıydı gerçekten?
    "Nietzsche Ağladığında" aslında bize çok şey anlatıyordu. Akan ve hiç durmak bilmeyen bir gözyaşının anlamını bilen herkes zaten Nietzsche'i çok iyi anlayacaktır.
  • Ama kimse ayrılığa, ölüme, yağmura dur diyemedi...
    F.D.
  • 377 syf.
    Oncelikle pek manasız olsa da 'spoiler vardır' uyarısı yapayım. Sonra incelemenin başına bir bela gelmesin :D

    Bu kitabı yazmak özellikle o devirde büyük cesaret ister. Darwin de yazıp yazmama konusunda tereddüt yaşadığını belirtiyor. Peki neden?

    Çünkü o devirde insan, diğer tüm canlılardan ayrı bir sınıflamaya tabi tutuluyor. Bundan ötürü insanın her zaman insan olmadığı daha alt bir versiyondan aşama aşama gelişerek bugünkü halini almış olduğunu söylemek, bence cesaret isteyen bir iş. Darwin'in oldukça tepki toplamış olduğu bir gerçek.

    Darwin, insanın yapısındaki güdük diye tabir ettiği organlar ve yapıların; insanın daha az gelişmiş aralarından kalma izler olduğunu söylemektedir. Örneğin: 20'lik diş, apandist, kuyruk kemiği (zaman zaman kuyruklu insan doğumları yaşanmaktadır), erkekteki memeler ...

    Ayrıca insanın embriyonel aşamasında belirli bir süre, diğer canlılarla çok benzer hatta aynı olduğu ortaya koyulmuş.

    İnsanın evriminde iki önemli mihenk taşı olarak: Ateşin bulunması ve dilin gelişimi gösterilmiş. Ateşi bulan insan, hem eti vb daha kolay yeme imkanı bulmuş hem de etten çok daha fazla yararlanma imkanı... Sonuç olarak beynin gelişimi ile beraber günümüz insanı olma yolunda büyük bir adım atılmış. Dildeki gelişim ise insanın deneyimlerini kültürel olarak aktarabilmesini sağlamış. Bu sayede her yeni nesil, bir önceki neslin aktardığı bilginin üstüne yeni bilgiler ekleyerek medeniyetin dolayısıyla insanın evrimine önemli katkılar yapmış olmuşlar.

    Ahlak konusunda ise, insanın topluluk halinde yaşaması bu konuda mihenk taşı görevi görür. İnsanların duygudaşlığı, topluluğun faydasını gözeterek yaşama şansının yükselmesini sağlar.

    "Tek başına tutulmak verilebilecek en ağır cezalardan biridir."


    Doğada da topluluk halinde yaşayan hayvanlarda duygudaşlik ve kurallara uyum gözlenmiş. Bu konuda şu kitabı öneririm:


    Bonobo ve Ateist

    Tanrı ve din inanci konusuna da kısaca değinilmiş:

    "Her şeye gücü yeten bir tanrının varlığına olan yüceltici inanca insanın ta başlangıçta eriştirildiğini gösteren hiçbir kanıt yoktur..."

    diye başlayan bu düşünce de Tanrı kavramının ve tabiki din kavramının insanla beraber evrim geçirdiği fikri mevcut. İnsanın zihni geliştikçe kendisini, doğayı ve evreni anlayışı değiştikçe Tanrı ve din anlayışının da değişime uğradığı savunuluyor kitapta.

    Son iki bölümde; insanın soy kütüğü ve insan irklarinin tükenmesi üzerinde durulmaktadir. Bu noktada meşhur soru: İnsan maymundan mi geliyor? akla gelebilir. Bu konuda maymundan ne anladığına bağlı diye cevaplayabiliriz. Bu soruyu soran insanın düşündüğü şekilde değil tabiki olay. Çünkü insanlar şu anki bir maymundan evrildigimizi düşünerek soruyorlar. Ancak şu anki maymunlar da bizler de ortak bir atadan geldik. Bu ata tür, ne günümüzdeki gibi bir insan ne de günümüzdeki bir maymun... Diğer meşhur soru: Şu anki maymunlar neden insan olmuyor? Bu soruya da insandan ne anladığına bağlı değişir diye cevap vermek istiyorum. Şu anki en yakın akrabamiz olan Şempanzeleri baz alırsak; Şempanzeler ile çok uzun zaman önce evrimsel olarak farklı yola girdik. Evrimsel aşamalarımiz başka başka evrelerden geçmiş ve geçmektedir. Yani, şu anki bir şempanze bir gün zihinsel gelişimi artacak olursa yine de bir insan olmayacak. Zihnini daha iyi kullanan bir tür olacak ancak bunun adı insan olmayacak. Sadece adı değil birçok açıdan insandan farklı bir tür olacaktır.

    Ata Tür
    / \
    A B
    / \ / \
    C D E F
    ....
    ....
    6 / \ 7
    İnsan Sempanze

    Benim sadece göstermek için yaptığım bu ilkel tablodan anlatırsak; insan olmak için 6. yoldan ve önceki numaralandırmadığim yollardan geçilmesi gerekir. Ancak sempanze ile çok önceden yollar ayrılmıştır ve o artık 7. yoldan evrimine devam etmektedir.

    Son sözü Darwin'e bırakacak olursak:

    "Böylece, insanın ve bütün öbür omurgalı hayvanların neden aynı genel örneğe (modele) uygun yapılışta olduklarını, neden aynı ilk gelişim aşamalarından geçtiklerini, ve neden genellikle belirli güdüklükleri olduğunu anlayabiliriz. Sonuç olarak, onların soy ortaklığını açıkça kabul etmemiz gerekir.
    ...

    Bu sonuç karşısında duraksamamıza yol açan, yalnızca bizim doğal önyargımız ile dedelerimize yarı-tanrıların soyundan geldiklerini söyleten büyüklenmedir (arrogance)."

    Not: İnsanın evrimi belgeseli

    https://youtu.be/5_uO-JBjBjU