• 372 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım
    Bilmem ben bi’ çocuğu düşünmek zorunda olmadım
    Hiç evlendirilmedim
    Evde dayak görmedim
    Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim
    Sözlerinizi kusmadım
    Yurdumdan edilmedim
    Nefretinizle yanmadım
    Yakılarak can vermedim
    Hiç kardeşim olmadı
    Hiç abimden korkmadım
    Okuldan alınmadım
    Ben hiç öldürülmedim

    #susamam
    #susmamalıyım

    Kitabı tanımama sebep olan yazarın tedx konuşmasını linkte paylaşıyorum
    https://youtu.be/yK7PsjTRfwY

    Kitabı ilk aldığım zaman, bittiğinde kapsamlı bir inceleme yazmayı kafama koymuştum. Fakat şuan o kadar dağılmış vaziyetteyim ki ne anlatsam nerden başlasam bilemiyorum. İlk sayfa da Cengiz Aytmatov'un şu sözü tüm hislerimi özetliyor aslında "İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez..."
    Evet tam da şuan yetmeyeceğini bile bile yine de anlatmak istiyorum.
    O halde kitabın kapağında da olan ensest kavramı ile başlayalım. Bakalım nedir ensest.
    "Güncel dilde yaygın olarak aile içi yasak ilişki anlamında kullanılır"
     
    Giriş
    "Dünya düzenine baktığımızda, hatta insanlığın varoluşuna kadar indiğimizde, yalnızca bugün değil, her dönemde görülen bir vaka olmuştur ensest. Eski Roma'da da vardı, Eski Yunan'da da... Hatta öyle ki bazı eski toplumlarda anne hamileyse ve biri erkek biri kız, ikiz bebek doğurmuşsa öldürülüyorlardı; çünkü anne karnında cinsel ilişkiye girdikleri düşünülüyordu!"

    Yani ensestin yeni oluşan, yaşanan ve de görülen bir şeyin olmadığını daha ilk sayfada tokat gibi yüzünüze çarpıyor kitap. Yazar uzun süreli bir çalışmayla ensest mağdurları ile, aileleriyle, sosyologlar, adli tıpçılar, psikologlara kadar bir çok insanlarla konuşarak bu kavramın Türkiye tablosunu çıkarmış.

    Kitabı okurken şahit olduklarım, bazen saatlerce mide bulantısına, bazen ağlamama sebep oldu. Sadece bir sayfa okuyup dakikalarca düşündüğüm, kendime gelemediğim oldu.
    Ben sadece okuyor olmama rağmen bu dehşeti hissediyorsam, kim bilir yaşayanlar nasıl atlatıyor, ya da atlayabiliyor mu ?

    Kimsenin kabullenmediği dile getirmediği bu durum, her gün belki onlarca, yüzlerce çocuğun başına geliyor.

    Sen! Ben! O! Görmüyoruz, ya da görmezden geliyoruz. Ve inanır mısın bunu yaşayan kişinin birinci dereceden yakını bile sessiz kalabiliyor ve de kalıyor. Namuslarını(!) lekeletmeme adına.

    Bir kadının "kayınpederinin elinden geçmeyen kadın var mıdır?" Diyişine şahit oluyorsun kitap da.
    Bir babanın da (!) İfadesinde "Yetiştirdiğin ağacın meyvesini ilk sen yemez misin?" Diyişine mesela.
    Babasından hamile kalan kendi ÖZ BE ÖZ KIZININN doğumuna yardım eden anneyi (!) görebiliyorsun.
    "Baban, abin o senin ne olacak ihtiyacını gider" diyen anneyi de.
    "Nasıl olsa yaşayacaktı, en azından ilk benle oldu" diyen bir başka babayı da...

    Aklım almıyor, içim hiç almıyor !
    Bir baba, kızına sarılırken "acaba yanlış bir şey düşünür mü" diye bir cümle gördüm kitap da. Sahi düşünür mü ? Ya da artık düşünmeli mi ?
    Tüm bu gördüklerimizden sonra gerçekten böyle mi düşünmeli ?

    Çocuğa daha küçük yaştayken özel bölgelerine anne dışında kimsenin dokunmaması gerektiğinin öğretilmesi yazıyor mesela. Ki ben bunu çok daha önce çocuk eğitimi ile alakalı bir makalede okuyup çok doğru bir hareket olduğunu düşünmüştüm.
    Ama şimdi bu okuduğum kitap da ise öz oğluna bile bunu yapan anneler varken şimdi kime güvensin bu çocuk? Kime sığınsın?
    Öz babasının tecavüzüne maruz kalıp, annesine anlattığı zaman annenin "beni değil kızımı tercih etti" diye sapıkça kıskançlık krizi karşısında ne yapsın bu çocuk !!??
     
    Ya aklım almıyor yaa. Çocuk bu çocuk ! Senin öz çocuğun, belki kardeşin, kuzenin ! Ama nasıl bir zihniyet ki bu seni böyle iğrenç bir şeye sevk edebiliyor ?

    Konuşacak, anlatacak, kitaptan örnek gösterecek çok şey var belki ama içim almıyor daha fazla yazmayı da kaldırmıyor gerçekten.

    Herkesin yüzleşip fark etmesi gereken bir kitap. Hatta ne kadar ağır olsa bile belki ara ara açıp tekrar okuması gereken.
    Okumalı ki sessiz kalmamayı öğrenmeli, bunların da yaşandığını bilmeli, karşılaşılırsa ne yapılması gerektiğini öğrenmeli, her ne kadar durumun vahimliği mide bulandırsa da daha çok bilinçlenmeli.

    Ne diyim ne demeliyim başka bilmiyorum. 4 yaşında çocuğun tecavüzünü okuyup, "ne malum kendi kendine yapmadığı" diyen avukatın savunmasını okudum ben bu kitap da. Bilmiyorum ki daha ötesi var mı, ya da söylenecek başka bir şeyi.

    İnsan bazen Allah belasını versin her şeyin, ve de böyle kişilerin demek istiyor ya. Tam olarak da öyle işte !
  • ...sanki bütün giz açmalara kapalı ve sonsuz bir gizin ezici ağırlığıyla yüklü bir yüreğin vuruşlarını önlemek istermiş gibi. Yaşamdan yorgun düşmüş, kendisine benzemeyen varlıklar arasında yürümekten utanmış, ruhunu bir umutsuzluk sarmış, bir dilenci gibi yapayalnız ilerliyor vadilere. 
    Yaşam için gereken şeyleri nasıl sağlıyor acaba? 
    O bu gözetimden kuşkulanmadan , onun yanı başında geceliyor merhametli ruhlar, ve hiç yüz çevirmiyorlar ona:
    öylesine iyi! Öylesine yazgısına boyun eğmiş! Bazen duyarlı kişilerle, kendilerine eliyle dokunmadan kolayca konuşuyor ve uzak duruyor düşsel bir tehlike korkusuyla. Kendisine yalnızlığı neden eş seçtiği sorulacak olsa, gözlerini gökyüzüne doğru kaldırır ve Esirgeyici'ye olan siteminin gözyaşlarını güçlükle tutar; ama yanıtlamaz  göz kapaklarının karına sabah gülünün kızıllığını yayan bu düşüncesiz soruyu. Konuşma uzarsa, kaygılanır, yaklaşan bir görünmez bir düşmanın varlığından kaçmaya çalışıyormuş gibi gözleriyle ufkun dört bir yanını tarar, eliyle çabucak vedalaşıp uyanan utancının kanatları üzerinden uzaklaşır ve ormanda yitip gider.
    Onu genellikle deli sayarlar
  • 186 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Pazar günümü bu güzel kitabı okumaya ayırdım ve ancak gece yarısı bitirebildim. Öyle ki gözyaşları içerisinde elimden bırakamadan okudum. Şu an alt üst olmuş, dağılmış vaziyetteyim. Şeker Portakalı benim için kutsal bir metindir, bir insanlık destanıdır bundan böyle. Ahh be küçük Zeze, Portuga, Gloria... Bu eseri tekrar tekrar okuyacağımdan eminim.