• Ey yabancı! Kimdin? Kaç yaşındaydın? Hastalığın neydi? Biraz önce hastane havasını bizimle beraber solumuyor muydun? Ama artık nefes almıyorsun, bitti her şey. Ancak senin payına düşen havadan arta kalan işimize yaramaz. Ciğerlerimize biraz daha fazla oksijen girmeyecek nasıl olsa. Senden alınan bize verilmeyecek. Sen sadece yok olacaksın, hepsi o kadar. Kimdin acaba? Hangi dünyalardan geldin? Yaşamın saçmalığını kavrayabildin mi? Elli-altmış yıl birbirimizi tanımadan yaşadıktan sonra ölmek için hastanede buluştuk ama gene de görüşemedik. Güle güle. Bana sorarsan şanslıydın çünkü karın yanındaydı. Karın yanındaydı ve nasıl üzüldüğüne tanık oldum ben. Haykırışıyla bütün hastaneyi ayağa kaldırdı. Hatta bu hareketsiz vücudumu bile sarstı. Ben, içten gelen üzüntü ifadesini yapmacık olandan ayırt edebilirim. Karın seni seviyordu, sen onun her şeyiydin. Acaba onun için büyük önem taşıdığını biliyor muydun? Bunu bilemediysen anlamak için çok geç kaldın zaten. Çok geç kaldın... Çok geç kaldın...
  • Evet dostum, sen en yakınların için bir vicdan azabısın; çünkü onlar sana layık değillerdir. Böylece senden nefret ederler ve kanını emmek isterler. Yakınların her zaman zehirli sinek olacaktır. Sende büyük olan şey, onları her zaman daha zehirli ve daha fazla sinek yapacaktır.
  • Gerçek ve kurgu iç içe, yazar gerçekler ve kendi kurgusunu birbirine o kadar  iyi bağlamış ki bazı yerlerde tüylerim diken diken oldu diyebilirim. ilim, sanat, din, tarih, matematik , 593 sayfalık kitap boyunca verilen her bilgi ilerisi için bir zemin hazırlıyor bazen tekrarlara düşse de her ayrıntı ince düşünülmüş.
    Ve son, sanırım en etkilendiğim yer.
    Tam ‘’ne yani böyle mi bitiyor’’ diye eleştiri yapacakken verdiği bilmeceyi anlayıp etkilenmem arasında 5 saniye geçti. Evet daha fazla devam edilemezdi.
    Soru işaretleriyle başlayıp soru işaretleriyle bitti kendi felsefesine yakışır bir şekilde.
  • Bir şeyi bastırırsan o şey değerli olur. Daha fazla bastırırsan, daha değerli olur. Bastırmazsan bütün değerini kaybeder. ( Osho )
  • HİNDİSTANDA ORGAZM

    Kutsal bir orgazm kaldı senden,
    Bir arının bacağındaki polen kadar masum ve olası,
    Ya da sınırda yakalanan bir anarşist tohum,özgürlüğe iltica eden.
    “Savaşma seviş” diye bağırdığımız günler geldi aklıma.
    Tuhaf…
    Sevişmekte savaşmak gibi cinayet sanki,
    Olan hep çocuklara olmuyor mu?
    Ölmek için doğmuş çocuklara,
    Yaşamak için doğamayan çocuklara.
    Yaaa gitmesene!
    Bak çocuklar ölüyor gitme.
    Demokrasi tabutlarından faşizm hortluyor,
    Savaş çıkıyor,herkes daha fazla sevişiyor sanki,sen gidince.
    Nereye gideceksin?
    Yüzüme uzaklaştıkça sırtıma yaklaşıyorsun hem.
    Bana kızma GALİLE’nin yalancısıyım ben.
    Öküzün boynuzundaki tepsi olsa ne fakeder,
    Yine kaçamazsın,
    O öküz ben olduktan sonra…
    Kutsal ile başladım yazmaya
    Öküzle bağladım sonra,
    Ahada buldum adresini…
  • Zarif Şair...

    * Edebiyat dersinden sınıfta kalan şair:
    Edebiyatı iyi olmasına karşın, sınava girip hiçbir soruya cevap vermemiş.
    Edebiyat kitaplarına konu olan bir şair edebiyat dersinden dolayı sınıfta kalmıştır. Enteresan. Neden böyle bir şey yapmış ben de bilmiyorum. (Bilen varsa yazsın lütfen)

    * Gençliğinde otostopla Avrupa gezisine çıkan şair:
    Bu kadar içine kapanık bir yazar olmasına karşın nasıl böyle bir şey yapabilmiş, otostopla Avrupa gezisine çıkabilmiş, aslında Zarifoğlu hakkında beni en çok şaşırtan, merakta bırakan olayı bu. İçine kapanık bir yapısı olmasına rağmen bu kadar da renkli bir kişiliği var.

    * Güreşe ve pilotluğa tutkun olan bir şair:
    Bir güreş buluşmasında, oradaki en güçlü olan arkadaşlarından biri olan Halil'le eşleşir. Herkes soyadı gibi zarif olan şairin yenileceğini düşünürken, Zarifoğlu incelikli bir teknikle Halil'in sırtını yere getirir. Yıllar sonra bu anıyı anlatan Aladdin Özdenören, Zarif şair için "Cahit şiir gibi güreşti" der.

    Pilotluğa olan tutkusu sebebiyle eğitimini alır pilotluğun, bir uçak kullanabilir düzeyine gelir. Lakin son olarak yapılan sağlık kontrollerinde gözünde ve kulağında varolan bir rahatsızlık yüzünden uçak kullanma ehliyeti alamaz. Hayali yerlebir olur.

    * Arkadaşları arasında "Aristo" lakabı ile anılan şair:
    Zarifoğlu o kadar içine kapanıktır ki okul yıllarında arkasından Cahit aşk acısı çekiyor diye dedikodular dolanır. Lakin Cahit'in içine kapanıklığının sebebi aşk acısı çekmesi değil, insanlıktan kaçma uğraşıdır. Bir bilge gibi sürekli sakin ve suskun olmasından dolayı arkadaşları ona "Aristo" lakabını takmıştır.

    * Üstad Necip Fazıl tarafından "Artist" lakabı ile anılan şair :
    Zarif şair, Necip Fazıl'ın evindeki bir sohbet meclisindedir. Herkes pür dikkat üstadı dinlerken Cahit Zarifoğlu ayağa kalkar ve üstadın kitaplığını, plaklarını karıştırmaya başlar. Daha sonra Necip Fazıl onun yanına gelip söyle der:
    " Yahu burada muhteşem bir konser varken sen notalarla meşgulsün artist". Daha sonra Nuri Pakdil tarafından meşhur bir lakabı olarak anılmaya başlar. Nuri Pakdil kendisi için, yedi güzel adamın en artist mizaçlısıdır der.

    * Liseyi 7, üniversiteyi 10 yılda bitiren şair.
    Pilotluk eğitimi esnasında sürekli okuldan kaçmasıyla beraber sınıf tekrarları yaşamıştır. 1 yıl edebiyat, 2 yıl da matematik dersinden sınıfta kalır.

    * Henüz hiç tanışıklığı olmadığı halde o zaman diliminde Paris'de olan Cemal Süreya'ya mektup yazar Zarifoğlu : " İstanbul'a döndüğünüzde sizinle bir ev tutup beraber kalabilir miyiz?" diye bir soru sorar yalnızca mektubunda. Cemal Süreya ise hiç tanımadığı birinden böyle bir mektup almayı ölçüsüz bularak cevap verme gereği bile duymaz. Tabi sonrasında çok defa görüşüp, her konu hakkında konuşmuşlardır. Cemal Süreya sonrasına dair açıklamalar yapmıştır.

    * Dergilerde yayınlanan şiirlerini kitaplaştırmak ister Zarifoğlu. Borç, dert, aç kalma pahasına şiirlerini kitaplaştırır. Tüm parasını "İşaret çocukları" isimli şiir kitabı için harcar. Çok az kısmını dağıtabildiği kitabın büyük bir kısmını aracı olan bir arkadaşının dayısının yazıhanesine bırakır. Emaneten bıraktığı kitapları birkaç ay boyunca almayınca, bir süre sonra kitaplarının ısınmak için sobada yakıldığını öğrenir.

    Hayatının büyük bir çoğunluğunu insanlardan kaçarak, yalnız geçirmiş zarif şairimiz. Kimseye muhtaç olmamak için kopan düğmelerini kendi dikermiş. Kendi yemek yaparmış, kimseye yük olmak istemezmiş. Bir dönem ailevi sıkıntılar yaşamış babasıyla. Düzensiz bir yaşantısı varmış, hatta kendisini şöyle tanımlar:
    " Bir yerde çok titiz bir insanım, bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindeyim, ama her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun. Çekmeceler de öyle; ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatım da öyle, bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine programlanmışımdır. "
    Işte böyle de çelişkili gibi gözüken bir şair.. Aslında dili o kadar kapalı olmasına karşın kendisini sevdiren bir yapısı var Zarifoğlu'nun. Aslında benim Zarifoğlu'na merakım başka sebepten. Arkadaşlarım babamı Zarifoğlu'na benzetir. Bence de benziyor 🤗. Bir Zarifoğlu kadar olmasa da babam da Zarif bir adamdır. Benim Cahit Zarifoğlu'na karşı olan kocaman sevgim burdan geliyor aslında. Bu eseri de henüz okuduğum 2.eseri ama yedi güzel adam eserine karşın inanılmaz açık, anlaşılır bir dille yazılmış ve bir o kadar mükemmel bir eser. Bitmesini istemediğim, bu sebepten sürekli az okuyup bıraktığım çok nadir kitaplardan biri oldu bu kitap. Zarifoğlu hakkında aslında yazılacak çok daha fazla şey var ama malum bu incelemeler de insanın epey bir vaktini alıyor . Bu sebepten herkese tavsiye eder keyifli okumalar dilerim 🤗 selametle kalın
  • Noah, öncelikle bana da herkes gibi konusu itibariyle bana Dan BROWN’un Cehennem kitabını hatırlattı..

    Bilinçsiz tüketim toplumu olan biz insanlar böyle düşüncesizce davrandığımız için yeni nesillere hiçbir şey bırakamıyoruz ve gittikçe çoğalıyoruz.. Öyle ise ölmeliyiz !!

    Fitzek’ de buradan yola çıkmış ve temel fikri bu olan böyle bir kurgu yaratmış. Ama bizim beklediğimiz gibi olmamış. Tamam kitaptaki temel fikir derinlere gidip düşündüğünde insanı gerebiliyor kabul ediyorum ama bunu ve bunun benzerlerini defalarca okuduk ve seyrettik.
    Yazarımızın kitapları her ne kadar kurgu olsa da baktığınızda gerçeklik payı olan hikayeler olduğunu biliyoruz ama bu sefer ki ne biliyim biraz sanki kopya olmuş . Hiç ihtiyacı olmamasına rağmen neden bunu yapmış anlamadım.

    Hikayede çok fazla karakter vardı ve bunların bir çoğuna gerek yoktu bence.. Oscar yeterdi :) Hatta kitabın bu kadar uzun olmasına da gerek yoktu.. Ben genelde kitap karakterleri ile empati kurabilir ve hikayenin içine girebilirim ki Fitzek’in diğer kitaplarında bunu fazlası ile yaşamıştım. Okurken evdeki kapı tıkırtılarından bile ürktüğüm olmuştu. Uyurgezer, Terapi hatta Yolcu 23’de bile.. Ama bunda olmadı.. Evet Noah'ın neleri unuttuğunu merak ettim ama öyle gereksiz detaylar vardı ki offf yahu deyip zaman zaman sinirlendim bile..

    Gerilim’den ziyade nefret vardı sanki daha çok.
    Demem o ki maalesef Fitzek beni bu sefer hayal kırıklığına uğrattı Ama kendisi hala en sevdiğim yazarlardan