• 176 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Bir süredir popüler olan bu kitabı merak etmiştim sonuçta bu türü seviyorum tabii kaliteli olanlarını, araştırmadan incelemeden almayın kişisel gelişim kitaplarını. Bu kitabıda beğendim ama daha çok beğendiğim kişisel gelişim kitapları var tabii. Bu türde en beğendiğim kitap değil ama yine de gayet güzel.
    .
    İkigai yani, Yaşama Amacımız, Varoluş Sebebimiz olan bir veya birden fazla husus vardır. Bunu bulup ona yönelik yaşadığımız zaman hayat gerçekten daha anlamlı ve güzel oluyor. Kitapta Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı anlatılıyor. Bahsedilen hususlar sadece uzun yaşamak değil benim uzun zamandır kendime empoze ettiğim kaliteli yaşamak yani zevk aldığım ve beni geliştiren şeylere yönelmek üzerine.
    .
    Kitap zaten bildiğimiz duyduğumuz ama kulağımızı kapattığımız birçok şeyi ispatlarıyla, bunu uygulayan ve daha uzun, kaliteli yaşayan bölgeler ve İnsanlar ile aktarıyor bizlere. Dediğim gibi okunmaya değer güzel bir kitap ama fazla abartılmış onu da söyleyeyim.
  • Daha kolay bir yaşam arayışı pek çok zorluk çıkarmıştı ve bu sonuncusu değildi. Bugün aynı durum bizim için de geçerli. Kim bilir kaç üniversite mezunu genç çok çalışıp iyi paralar kazanacaklarını düşünerek büyük firmalara giriyor ve ancak otuz beş yaşından sonra bu işlerdenayrılarak gerçek istediklerini yapmaya çalışıyor? Öte yandan, bu yaşa gelinceye dek kredi ödemeleri, okul yaşma gelen çocukları, ödemeleri gelen arabaları ve yurtdışmda tatiller veya kaliteli şaraplar olmadan yaşamın çok da anlamlı olmadığına dair geliştirdikleri anlayışları oluyor. Ne yapabilirler? Geri dönüp kök bitkilerini mi eşelesinler? Elbette öyle yapmayıp daha da büyük bir çabayla köle gibi çalışıyorlar.
  • 272 syf.
    ·4 günde·8/10
    Ah Zeze ah keşke hiç büyümeseydin!
    Şeker Portakalı serisinin ikinci kitabı olan ‘’Güneşi Uyandıralım’’ ile yine Zeze’nin hüzünlü, yaramaz ve olağanüstü hayal dünyasına yolculuk ediyoruz. Zeze bildiğimiz Zeze insanı yıldıracak derecede yaramaz ama bir o kadar da hüzünlü, duygusal, kırılmış ve kırgın minik bir kalp...
    En son bıraktığımızda 5-6 yaşlarında olan Zeze bu defa bizi biraz daha büyümüş, 11 yaşlarında ailesi tarafından daha zengin bir aileye iyi bir yaşam, kaliteli bir eğitim ve güzel bir gelecek için evlatlık olarak verilmiş yeni hikayesi ile karşılıyor. Artık Portekizli dostu ve şeker fidanı olmayan Zeze’ye yeni yolculuğunda bir gün kalbine yerleşen bir cururu kurbağası, Maurice ve Peder Fayolle eşlik etmektedir. Zeze, haftasonu gitmesi gereken film yerine başka bir filme girerek filmedeki başrol oyuncusu olan Maurice’yi kendisine baba olarak seçmiş ve artık hayali de olsa gece ona iyi geceler oğlum diyen, geceleri üzerini örten, sabahları günaydın diyerek onu uyandıran istediği babaya kavuşmuştur.
    Hiç değişmeyen Zeze’nin yaramazlıklarına kaldığı yerden devam ettiği, hayal dünyasındındaki kahramanların gerçekliğine inanıp bazen bu gerçek miydi ya dedirtecek kadar kendinizi onun hayal dünyasına kaptırdığınız, bazen hem yeter ama bir çocuk bu kadar da acı çekmez ki deyip hem de evlat olsan sevilmezsin be Zeze bu kadarı sence de fazla değil mi kuzum dediğiniz, gerçek bir aileye özellikle de babaya olan özlemini yüreğinizde hissettiğiniz, hayatının aşkını bulduğuna inandığı, aşk gibi yeni bir duyguyu keşfettiği, kendini bulma, kendisi olma yolunda yaşadığı deneyimlere şahitlk ettiğiniz, size de hayal etmekten vazgeçmemeniz gerektiğini hatırlattığı için teşekkür ettiğiniz ama sonunda keşke hiç büyümeseydin hep küçük Zeze olarak kalsaydın dediğiniz bir son...
  • 200 syf.
    ·4 günde
    Kitap, Julian Mantle, yoğun bir tempo ile çalışan, kariyer, şöhret ve zenginliğe sahip, ülkesinin tanınmış avukatlarından biridir. Varlıklı zengin ama hayatta mutluluğu ve huzuru eksik ve kalp rahatsızlığı olan bir avukatın, sahip olduğu Ferrari’sini satarak Hindistan’a yaptığı ziyaretle hayatına kattığı disiplin ve kalitenin bizlere aktarıldığı bir kitaptır.
    Kitap aslında günümüzde de yaşanan birçok şeye sahip maddi gücü olan bir insanın her şey tam derken içinde hissettiği kaliteli yaşam kavramını derinlemesine işlemektedir. Kitapta, kalite kelimesi ancak zihin yönetimi, gerçek bir amaç edinme, sürekli değişim, disiplin, zamana saygı, başkalarına yardım etme ve anı anlama ve değerini bilme değerleriyle bir bütüne ulaşıyor, kaliteli bir yaşamın sırları ifşa oluyor.
    Kitabı okuduktan sonra, kitap bizlere bireyin zamanını daha etkin kullanması gerektiği bu nedenle hayatındaki önceliklerinin doğru şekilde belirlenmesi gerektiğini anlatmaktadır. Bireyin sahip olduğu, şöhret ve kariyerde elde edebileceği her şeye sahip olunmasına rağmen bireyin yaşayabileceği tatminsizliği çok güzel bir şekilde ifade etmektedir.
    Kitapta okurken o kadar güzel cümlelerle karşılaşacaksınız ki bu kelimeler zihninizde yeni yol haritaları oluşturarak bol sorgulatacak ve hayatınızdaki farkındalıkları görmeniz için zihninize tohumu serpecektir. Bu nedenle Ferrari’sini Satan Bilge okunmaya değer bir kitap.
  • 336 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Hepimizin bildiği bir romandır ya da roman kahramandır Robinson Crusoe. Muhtemelen dünya üzerinde en fazla tanınan roman kahramanlarından bir tanesidir. Benimde tanışıklığım eskilerde dergilerde yayımlanan çizgi roman tarzı karikatürlerdendir. Okumam ise bu döneme denk gelmiştir.

    Yazarı 16. yüzyılda İngiltere’de doğmuş, zengin bir ailenin çocuğu olan ve iyi bir eğitim gören, ticaret ile uğraşan Daniel Defoe’dir. Eserinde ise sıkı bir Katolik olduğu gözükmektedir. Avrupa’da birçok ülkeyi gezmiş, bir dönem siyasete ve gazeteciliğe merak salmış ve 71 yaşında Londra’da ölmüştür.

    Her ne kadar Robinson Crusoe bir adada yaşam mücadelesi olarak gözükse de aslında olan şey kişinin Tanrı’ya hesaplaşmasıdır. Sebep-Sonuç ilişkisi gözeterek Neden’e ulaşma isteğidir. Adada kaldığı süre boyunca önceleri Tanrı’nın hatası olduğunu ve kesinlikle ettiklerini bulduğunu düşünen Robinson, zaman geçtikçe aslında Tanrı tarafından cezalandırılmadığını hatta ödüllendirildiğini ve bu ödüllendirme nedeniyle Tanrı’ya sürekli şükran duyulması gerektiğini okurlarına çok güzel bir şekilde izah etmektedir. Şundan emin olabiliriz ki mutlu olabilmek ve Tanrı’ya şükran duymak için binlerce hatta milyonlarca sebebimiz vardır.

    “...minnettarlık insanın doğuştan gelen bir erdemi olmadığı gibi, insanlar zorluklarla karşılaştıklarında çıkar umdukları zamanların aksine sözlerinden döner.” (Alıntı)

    Eserdeki süreklilik ve devamlılığa diyecek sözüm yoktur, muazzam kalitece akıcı. Uzun cümle kurulumlarında cesaret takdir edilebilecek seviye de manalı ve hoş. Olay örgüsü ise okuru heyecanla bir akışa sürüklemektedir.

    Ayrıca eserde toplumun insan üzerindeki kin, nefret, bencillik, daha fazlasını kazanma hırsı ve sayısızca insani duyguları nasıl ortaya çıkardığını; aslında bize lazım olan sadece hayatımızı idame edebileceğimizken, sürekli bir toplama ve stoklama girişiminde olduğumuzu; bizim için hiçbir önem arz etmeyen eşyanın, hayatımızı nasıl kolaylaştırdığını; normaldeyken anmadığımız Tanrı’yı bir başımıza kaldığımızda nasıl baş tacı ettiğimizi; doğanın kıymetini bilmeyip, tamamen insan yararına olan her şeyi insan eliyle mahvettiğimizin yüze sille atılmış halidir Robinson Crusoe.

    “Tehlikenin korkusu, gözle görülür bir tehlikenin kendisinden on bin kez daha ürkütücüdür; endişenin yükü bize, endişe duyduğumuz kötülükten kat be kat büyük gelir.” (Alıntı)

    Tavsiyem ise kesinlikle tam metin olarak küçük dostlarımıza kitabı okutmanızdır. Çünkü içerisinde hayal dünyalarını genişletecek, insan tek başına olsa bile kendine bir düzen kurabilecek ve hayatını idame edebilecek bir akla sahip olduklarını kitaptan ders niteliğinde kendilerine pay çıkaracaklardır.

    Sözün özü; kitap muazzam denecek kadar kaliteli, okunulabilir ve tavsiye edilebilirdir. Çıkarılacak çok iyi dersler ve öğrenilecek çok fazla bilgiler vardır.

    Sevgi ile kalın….


    En çok hoşuma giden alıntı, tek bir cümlelik alıntı….

    "Bu gerçeği yabana atmazsam, yaşamın felaketlerinin hep insanlığın en üst ya da en alt kesimi arasında paylaşıldığını, ama o orta basamaktakilerin bu yıkımlardan çok azına uğradıklarını ve üst ya da alt kesimdekiler kadar iniş çıkış yaşamadıklarını mutlaka görürmüşüm; yani onlar bir yanda mücadeleyle dolu bir yaşamın, lüks ve aşırılıkların, öte yanda ise çok çalışma, ihtiyaçlarını karşılama isteği ve kötü ya da yetersiz beslenme gibi yaşam tarzlarının doğal sonucunda katlandıkları, gerek ruhsal gerekse bedensel pek çok rahatsızlık ve sıkıntıların uzağındaymışlar; yaşamın orta basamağı her tür erdem ve her tür zevk için biçilmiş kaftanmış; huzur ve bolluk, ortalama bir kaderin hizmetkârlarıymış; ölçüyü kaçırmamak, ılımlılık, sesini çıkartmamak, sağlık, toplumda kabul görmek, makul tüm eğlencelerle arzulanabilecek her türlü haz, yaşamın orta basamağında kalmanın ödülleriymiş; insan bu şekilde ellerini ya da zihnini yormak zorunda kalmadan, günlük tayını için kendisini köle gibi satmadan, başına ruhun ve bedenin huzurunu çalan allak bullak edici işler gelmeden, kıskançlık hırsıyla ya da büyük işler başarmak için gizliden gizliye içini yakan tutkuyla gözü dönmeden, dünyada kolayca, kendi halinde akıp giderek, yaşamın zevklerini acısız tadarak ve mutlu olduğunu hissedip gündelik deneyimleriyle bunu daha akıllıca öğrenerek bu dünyada sessiz ve sakin yaşayıp rahatça da göçüp gidermiş."
  • 208 syf.
    ·9 günde·7/10
    İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 32., Polonya asıllı Amerikalı yazar Roger Zelazny'den ise okuduğum ikinci kitap oldu. Okuduğum ilk Roger Zelazny kitabı olan Işık Tanrısı'nda olduğu gibi aynen bu kitabı okurken de bir hayli zorlandım.

    Kitap, bilinmeyen bir gelecekte, ÜçGün olarak adlandırılan ama ayrıntılı bir şekilde okurun önüne sunulmayan bir nükleer felaket sonucunda zor durumda kalan bir dünyayı tasvir etmiş. Bu dünya öyle bir dünya ki, çok ciddi felaketler yaşayarak hasarlar almış, üzerinde yalnızca 4 milyon insan ırkı kalmış, insanların dışında radyoaktivite mutasyonları sonucu ortaya çıkan bir takım canlıların(hayvanların) da bulunduğu, yaşam alanlarının oldukça sınırlı hale geldiği bir dünya.

    Kahramanımız ise, Conrad Nomikos isimli bir ölümsüz. Conrad Nomikos'un ne yaparak ölümsüzlüğe eriştiğini merak ederseniz, maalesef kitapta bu konuda bir bilgi yer almıyor. Benim gibi bilimkurgu okuyan okurların merak duygusunu tatmin etmeyen bu gibi havada kalan bilgiler, ne yazık ki kitabın sağlam bir zemine oturmasını engelliyor. Bu konuda kitabı eleştirmeden geçemem.

    Kitaba dönecek olursak, kitapta Dünya'nın dışında yıldızlararası başka uygarlıklardan da bahsediliyor. Bunların en önemlisi ise Vegalılar. Vegalılar Dünya'nın üzerinde belirli bir etkiye ve güce de sahipler. Açıkçası onların izni ve icazeti sayesinde Dünya'daki 4 milyon insan yaşamını sürdürüyor. Myshtigo isimli bir Vegalı ise, Dünya hakkında yazacağı kitap için araştırma yapmak üzere Dünya'ya geliyor ve Conrad'ı kendisine rehberlik etmesi için seçiyor. Çeşitli sebeplerle Conrad ile Myshtigo'nun yanına Hasan, Kızıl Peruk, Dos Santos, Phil ve Cassandra isimli yan karakterler de dahil oluyor. Conrad, rehberliği esnasında ekibinin güvenliğini sağlamaya çalışırken, bir yandan da hiç güvenmediği Myshtigo'nun gerçek amacını anlamaya çalışıyor.

    Kitabın okura sorduğu ve düşünmesini istediği sorular ise şunlar:

    Her an ölmek üzere olan ölümlü bir Dünya, bir ölümsüz tarafından kurtarılabilir mi?

    Başka bir yıldızlararası gezegenin himayesi altına girmektense yok olmak daha mı yeğdir?

    Yukarıda izah ettiğim gibi, kitapta havada kalan birçok konu vardı ve bunlar beni rahatsız etti. Yazarın tıpkı daha önce okuduğum Işık Tanrısı kitabında hissettiğim duyguları bu kitapta da hissettim. Çok iyi ve kaliteli bir bilimkurgu kitabı okuduğumun farkındaydım; ama zaman zaman "Ben ne okuyorum acaba?" diye kendime sormadan edemedim.

    Roger Zelazny, Işık Tanrısı'nda da Bu Ölümsüz'de de benzer bir takım konular işlemiş. Bunlar: mitoloji, yarı insan-yarı Tanrı bir takım yaratıklar, doğaüstü güçler, ölümsüzlük gibi konular. Belli ki yazarımız bu konuları seven bir yazar. Açıkçası benim çok ilgimi çekmese de sizlerin ilgisini çekebilir. Özellikle mitolojiye ilginiz varsa Roger Zelazny ile mutlaka tanışmalısınız.