Yazarın romanları kadar etkileyici öykülerinden oluşan bu kitapta, hikâyelerin ortak noktası; 95 yılında Japonya'da yaşanan büyük deprem. Fakat burada deprem gerçekliği ile hikayelerin kıyısında dururken, metafor olarak daha merkeze yerleştirilmiş.
İnsan büyük bir değişim sürecinden geçerken yaşanan içsel çatışmaları da deprem olarak tarif ederiz değil mi? Öykülerin herbirinde ana karakter bir içsel kırılma anı yaşıyor, okurken o sarsıntıları algılıyoruz. Ve hikayelerin bitimi genelde sarsıntının durduğu anı temsil ediyor.
Nasıl ki bir şehirde zaman depremden öncesi ve sonrası diye ayrılıyorsa, insan için de öyle. Burada dikkatimizi çeken nokta ise; insanların tekdüze bir yaşam sürerken içindeki boşlukta oluşan fayın farkında olmaması.
Öykülerin kimisi yazarın tarzını yansıtan büyülü gerçeklik ile harmanlansa da hepsi son derece yalın ve kendince akan bir tempoya sahip. Hafif bir hüzün, zaman zaman aydınlanma, zaman zaman da arınma hissi var. Keyifle okundu, tavsiye ederim.