Her yerde, herkeste, her vitrinde sürekli olarak gördüğüm bir kitaptı. O kadar güzel yorumlar duymama rağmen bir türlü alıp okuyamadığım -nedenini ben de bilmiyorum- bir kitaptı. En fazla ne olabilir ki dedim, şişirilmiştir, abartılmıştır diye düşündüm. Ve bu sabah elime geçince de bir okuma arzusu doğdu ve başladım. İlk sayfalarında neler oluyor derken, kitabın asıl olayların anlatıldığı -eski satranç ustasının yaşadıkları- bölümlerde öyle derinden etkilendim ki adamın bir hiçlik içinde çıldırmamak için bulduğu yöntemlere hayran kaldım. Sorguya giderken bir kitap buluşundan sonra direk kitaba başlamaması, bunun nedeni olarak da alabildiğine zamanı olduğu için ön zevk çıkarmak istediği, hayal etmek istediğini okuyunca çaresizliğini o noktada tam anlamıyla kavradım diyebilirim. Zira dört aydır bir hiçlik içinde olan karakter, karşısına belki 10000 kez okuyarak zaman geçireceği bir kitap çıktığında hemen açıp okumaya başlamıyor bile. Şu ruh haline, şu çaresizliğe bakar mısınız? Daha sonra ünlü satranç ustalarının satranç partilerini beyninde canlandırıp oynadıktan sonra yeniden bir boşluğa düşüyor, çünkü yine yapacak bir şeyi kalmıyor. Bundan sonra ise beynini resmen iki kişiye, iki ayrı beyne ayırmaya çalışıp kendi kendine (siyah ben ve beyaz ben) olarak rekabet ediyor. Gerçekten bu psikolojik buhran beni çok derinden etkiledi. Bir kitaptan ne kadar zevk alsam da 10 puan veremezdim, 9'da kalırdı. Ama bu kitap için on bin puan üst limiti de olsa onu yine veririm. Herkesin mutlaka -psikolojiye özellikle meraklıysa- okuması gereken bir kitap.