• Düşüncelerle savaşmak yerine enerjini hissetmeye kaydır. Düşüneceğine şarkı söyle, felsefe yapacağına aşık ol, düz yazı okuyacağına şiir oku. Dans et, doğaya bak ve her ne yaparsan yap, kalpten yap.
  • Biliyorum gideceksin.

    Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin. Ne eski bir şarkı engelleyebilecek gitmeni ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım. Usul usul ve ağırbaşlı adımlarla gideceksin. Her adımında gitmenin acısı yankılanacak sokakta. Bir törendeymişçesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi bakakalacağım ardından. Sen geriye dönüp bakmayacaksın.

    Gideceksin...

    Yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı, sükuta kurban vereceğim. "Keşke" diyeceğim sonra ve sonraları da ve her zaman " keşke " diyeceğim. Söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak tüm bedenimi. Engizisyonlarda kurban edileceğim her gün. Geç kalmış infazın korkusu kemirecek beynimi. Duvarlara bakıp hayıflanacağım.

    Biliyorum gideceksin.

    Puslu bir eylül ayında gideceksin. Gözlerinle birlikte, saçlarınla birlikte gideceksin. Geride seni hatırlatan bir tek kelebekler kalacaklar. Bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle. İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. Taşıyamayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime. Sihirli sözcüklerin avutuculuğuna salacağım boyalı yüzümü. Kimse fark etmeyecek seni. Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım. Seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım. Başlanıp da bitirilememiş yazılarımda. Bir radyo istasyonunda çalınan Ortadoğu şarkısında.

    Sen gideceksin.

    Ve aslında gitmelisin de.

    Hem de bir eylül ayında gitmelisin.

    Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların.

    Korkularımla yüzüstü öylece kalakalmalıyım basık bir kenar mahalle kahvehanesinde. Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.

    Yokluğuna alışamamalıyım.

    Alışmamalıyım.
  • Düşünebilen bir canlı olarak yaratıcılık potansiyelimizi nasıl kullanacağımız tümüyle bizim seçimlerimize bağlıdır. Kendimizi ya doğada kendiliğinden bulunmayan müzik, yemek, şiir, şarkı, dans, dostluk ve aşkla sevişme gibi doğrudan edimler içerisinden ya da emir vererek, yasa kaleme alarak, marş besteleyerek, sınır çizerek, kale yaparak, şehit olmayı yücelten kutsal kitaplar yazarak, düşman edinerek, terbiye ve gramer kuralları tasarlayarak; kerhane, üniversite, parti, tapınak, devlet gibi “adına konuşan” temsili mekanizmalar kurarak oluştururuz.
  • Vatanımızın adı bundan böyle
    Afganistan İslam Emirliği’dir. Bunlar da
    bizim koyduğumuz, sizin uyacağınız
    yasalar:
    Bütün vatandaşlar, günde beş vakit
    namaz kılacaktır. Namaz vakti başka bir
    iş yaparken yakalanan, kırbaçlanacaktır.
    Bütün erkekler sakal bırakacaktır.
    Meşru ölçü, çenenin altında, en az bir
    sıkılı yumruk uzunluğundadır. Bu emre
    uymayanlar, kırbaçlanacaktır.
    Bütün erkek çocuklar türban
    takacaktır. Birinciyle altıncı sınıf
    arasındakiler siyah, daha yukarısınıftakiler beyaz türban takacaktır.
    Bütün erkek çocuklar İslami kılıklar
    giyecektir. Gömlek yakaları
    düğmelenecektir.
    Şarkı söylemek yasaktır.
    Dans etmek yasaktır.
    iskambil oynamak, satranç oynamak,
    kumarın her türü ve uçurtma uçurmak
    yasaktır.
    Kitap yazmak, ϔilm izlemek, resim
    yapmak yasaktır.
    Evinizde kuş beslerseniz,
    kırbaçlanacaksınız. Kuşlarınız
    öldürülecek.
    Çalarsanız, eliniz bilekten kesilir. Bir
    daha çalarsanız, ayağınız kesilir.
    Müslüman değilseniz, Müslümanların
    görebileceği bir yerde dua etmeyin. Bunu
    yapanlar kırbaçlanacak ve hapse
    atılacaktır. Bir Müslüman’ı kendi dinine
    döndürmeye çalışan kişi, idam edilecektir.
    Kadınların dikkatine:
    Evinizden dışarıya çıkmayacaksınız.
    Kadınların sokaklarda amaçsızca dolaşması, caiz değildir. Dışarıya
    çıkarsanız, yanınızda mutlaka bir
    mahrem, erkek akrabanız bulunacak.
    Sokakta tek başına yakalanan kadın
    dövülecek ve evine gönderilecektir.
    Her ne şart altında olursa olsun, asla
    yüzünüzü göstermeyeceksiniz.
    Dışarıdayken, burka’yla örtüneceksiniz.
    Aksi halde, şiddetle kırbaçlanacaksınız.
    Makyaj malzemeleri yasaktır.
    Mücevher yasaktır.
    Çekici, gösterici giysiler
    giymeyeceksiniz.
    Sizinle konuşulmadan,
    konuşmayacaksınız.
    Erkeklerle göz göze gelmeyeceksiniz.
    Uluorta gülmeyeceksiniz. Gülenler,
    kırbaçlanacaktır.
    Tırnaklarınızı boyamayacaksınız.
    Boyarsanız, bir parmağınız kesilecektir.
    Kızların okula gitmesi yasaklanmıştır.
    Bütün kız okulları derhal kapatılacaktır.
    Kadınların çalışması yasaklanmıştır.
    Zinadan suçlu bulunursanız, taşlanarak öldürüleceksiniz.
    Dinleyin, iyi dinleyin, itaat edin.
  • Bir kadın ne kadar güzel, kültürlü,

    Zarif, dürüst ve hoş olursa olsun

    Hırçın, huysuz ve asabiyse son derece iticidir

    Hangi erkek böyle bir kadınla birlikte olmak ister?

    Yanınızda lüzumsuz el, kol hareketleriyle

    Asabi mimiklerle dişlerini sıkarak konuşan

    Her an patlamaya hazır bir bomba ile

    Ne kadar huzurlu ve mutlu olabilirsiniz?

    Şık giyinmek de önemlidir ama zerafet daha önemlidir

    İnsan yaradılış itibariyle hantal olabilir

    Öyle ölçülü öyle güzel yürüyen toplu hanımlar vardır ki

    Onların yürüyüşlerini bile izlemek ruha huzur verir

    Hele onlarla yürüyüşe çıkmak ne kadar mutlu eder insanı

    Yere basışlarındaki yumuşaklık

    Adımlarındaki acelesiz huzurlu tempo ruhu rahatlatır

    Zerafet kadını şiirleştirir..

    Ne kadınlar vardır tesettürlü de olsalar

    Süzülür gibi dans eder gibi yürürler

    Bir bardak su verirken bardağı değil dünyaları uzatırlar insana

    Hizmet önemli değil, sunuş önemlidir

    Yumuşak, hoş bir hareketle, gözlerinin içi gülerek

    Saygı ve sevgi dolu bir bakışla

    Uzatılan bardağın içindeki her ne ise mutluluğa dönüşür

    Daha içmeden huzur, mutluluk ve yaşama sevinci yayılır ruha

    Sunulan suysa

    Su da hayatsa

    Bu su ab-ı hayattır

    Günaydın aşkım, canım.. demeseler bile

    Öyle bir tebessümle gelirler ki yanınıza

    Hangi kötü ruh halinde olursanız olun

    O anda gülümser, huzur duyar, bütünleşiverirsiniz

    Bir demet çiçek gibidirler

    Cıvıl cıvıl bir kuş, berrak akan bir su, gün ışığı gibidirler

    Uzaktan duyarsınız sıcaklığını

    Ona doğru yaklaştığınızın farkına bile varamazsınız

    Mıknatıs gibi kendilerine çekmişlerdir sizi

    Demir tozları gibi yapışır kalırsınız

    Zaman durmuştur, mekan orasıdır

    Dünya o kadarcıktır

    Kalabalığın sayısal değeri bire inmiştir

    İkiye çıkmasına da lüzum yoktur

    Şiir gibi yürürler, şiir gibi dolanırlar etrafınızda

    Şiir gibi konuşur, en güzel melodiler gibi gülerler

    Ağlayışları da hiçbir kadının ağlayamayacağı kadar güzeldir

    Hiçbir kadın senin kadar güzel ağlayamaz

    Bir yıldız yağmurudur senin gözyaşların der ümit yaşar oğuzcan

    Film de onlardır, şarkı da hayat da..

    Dokunmaya kıyamazsınız, bakmaya doyamazsınız

    Birkaç ömür daha istersiniz yaradandan

    Okşasanız saatlere düşman olursunuz

    Dünyanızı cennete değişmezsiniz

    Dansedercesine yaşamaktır onunla günlük hayatı yaşamak

    Gülümseyerek uyanırlar

    Müzikte dansedercesine çay yapmaya giderler

    Telaşsız, cıvıl cıvıl güne başlayan sevimli kuşlar gibidirler

    Geyşalar gibidirler

    Onların tüm amaçları erkeklerini mutlu etmektir

    Onları mutlu ederek, mutlu olurlar

    Bir de hizmetçi ruhlu kadınlar vardır

    Sabah sabah oflaya puflaya yataklarından kalkarlar

    Söylene söylene takır tukur temizliğe başlarlar

    Kafanıza çarpar gibi kurarlar sofrayı

    Mükellef bir kahvaltı sofrasında bile çekilmezler

    SADECE BAYANLARIN MI ROMANTİZMDEN HOŞLANDIKLARINI SANIYORSUNUZ

    YA DA SEVİLMEKTEN

    ERKEKLERİN DE ROMANTİZME, SEVGİYE, İLGİYE İHTİYAÇ DUYDUĞUNU DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?

    ONLAR SEVDİKLERİNE İNANDIKLARI, DOYA DOYA SEVGİ ALDIKLARI ZAMAN KAHVALTILARINI YAPMIŞ OLURLAR

    O KONUDA AKŞAMA KADAR ACIKACAKLARINI

    BAŞKALARINA İHTİYAÇ DUYARAK AVUÇ AÇACAKLARINI, SEVGİ DİLENECEKLERİNİ DE SANMIYORUM

    Akşam da aynı sıcaklıkla karşılarım

    Aynı huzur ortamına çekildiklerinde onlardan mutlu kimse olmaz

    Kovsanız da yanınızdan ayrılmaz,

    Ne kadın ne erkek kimseye ihtiyaç duymazlar

    O sizindir

    İmza ile kanun ile değil

    Bir köle gibi seve seve

    Artık herkes onu sizden kıskansın

    Sahabeden birisinin hanımı ekmeğini, suyunu güneşe koyar

    Sıcak su, kuru ekmek yermiş

    Kocası işinde öyle yiyor diye

    Eşini, erkeğini kendinden önce düşünür zarif olan kadın

    Onu ana gibi şevkatle sarar

    Abla gibi kanat gerer üstüne

    Kardeş gibi yanında canında taşır

    Arkadaş gibi omuz verir paylaşır

    Eşi olarak da tüm yüreğiyle çok sever,herkesten üstün tutar

    Sahip çıkar kardeşim, sahip çıkar..

    Evde ne huzur veriyorsunuz da dışarıdakilerden kıskanıyorsunuz

    Herşey iyi gidiyorsa onlar neden kendini dışarıya atıyorlar

    Arılar bal dolu kovanlırını neden terkediyor

    Acı yok, tatlı yok, evde duranın aklı yok

    Kalıp gibi kolalı kadın olmayın

    Sinirden tirtir titreyen, söylenen,

    bağırıp çağıran, kavgazan, fettan, fetbaz bir kadın olmayın

    Önce sakin olun

    HUZUR BULUN, HUZUR VERİN..

    Sonra zarif olun, daha sonra da duygusal olun

    Akıllı olun akıllı

    Unutmayın ki; onların herkesten önce

    Size ihtiyaçları var...
  • bir aşkın kollarından çıkıp bir diğerinin kollarına
    çarmıha gerilmiş ölmekten
    şarkı ve öyküler yazan
    ve ot tüttüren bir kadın tarafından kurtarıldım,
    ve bu kadın
    sonuncudan daha yumuşak,
    çok çok daha iyi kalpli,
    ve seks aynı güzellikte ya da daha iyi.
    çarmıha gerilip orada bırakılmak hiç de hoş değil,
    yürümeyen bir aşkı unutmak çok daha hoş
    zaten
    hangi aşk yürür ki...
    Del Mar kıyısında
    42 numaralı odada uzanıp sevişmek
    çok daha hoş, ve sonrasında yatakta oturup
    kaliteli şarap içmek,
    konuşmak ve dokunmak birbirine
    sigara tüttürmek
    dalgaları dinlemek ...
    milyon kere ölmüşüm ben
    inanıp bekleyerek, bekleyerek
    odanın birinde
    tavandaki çatlaklara bakarak
    telefon bekleyerek, bir mektup, bir kapı çalışı,
    bir ses, bir nefes .
    o, gece kulüplerinde yabancılarla dans ederken çıldırmışım kafamın içinde...
    bir aşkın kollarından çıkıp bir diğerinin kollarına
    çarmıha gerilmiş ölmek hiç de hoş değil, karanlıkta adının fısıldandığını duymak çok daha güzel.