Bütün acılar korkaktır , yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler; çünkü yaşama arzusu, düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.
"Zweig bu kitapta bize şunu soruyor: Bir ömrün değerini takvimler mi belirler, yoksa o ömre sığan tek bir an mı?
Kitabın başında ailesini terk edip giden kadına şaşırırken, sayfalar ilerledikçe Mrs. C’nin hikayesiyle sarsılıyorsunuz. Dışarıdan bakınca 'delilik' veya 'hata' gibi görünen şeylerin, aslında bir ruhun can havliyle hayata tutunma çabası olduğunu anlıyorsunuz. Mrs. C'nin o genç adama duyduğu şefkat dolu sevgi o kadar saf ve masum ki; insanın içinden 'keşke sonu böyle bitmeseydi' demek geliyor.
Zweig’ın o meşhur el betimlemeleri sadece bir kumar masasını değil, insanın kaderini nasıl titreyerek tuttuğunu anlatıyor aslında. İnsan yaşamadan bilemez; bazen yirmi yıllık bir düzen, yirmi dört saatlik bir tutkuya yenilebilir. Yargılamaktan yorulup anlamaya çalışanlar için kısa ama devasa bir eser."