• 172 syf.
    Ali hoca bu kitabı, Evrim konusunun ders kitaplarından çıkarılması üzerine yazmış. Haliyle önsöz ve sonsözde, çıkarılmadan sorumlu olan yaratılışçılık ve akıllı tasarim teorilerini(!) savunanlara yönelik haklı eleştirilerde de bulunmuş. Bunlardan birisi, hadi yaratılışçıligi kabul ettik diye varsayalım, ama hangi yaratılış öyküsünü kabul edip anlatacaksiniz şeklindedir. Çünkü her kavmin her yörenin birbirinden farklı yaratılış hikayeleri mevcuttur. Benimki doğru deyip bu işin içinden siyrilanamayacagini söylemiş. Bunun dışında insanın evrimine yönelik, ara formların neden olmadığı ya da yeterince neden olmadığı şeklindeki itirazlara verdiği cevapta da, insanın zeki bir canlı olmasi ve yardimlasmasi üst seviyede olan bir canlı olmasi nedeniyle fosil saglanabilecek yerlerde olmemesine, haliyle insana kadar tüm basamaklara ait fosillerin saglanamayacagini söylemiş. Ancak zaten evimde kanıt olarak salt ara geçiş formu aramanın artık günümüzde salt saldırı mahiyetinde olduğu da açık bir durumdur. Çünkü genetik bilimi başta olmak üzere birçok farklı bilimsel alanda evrimin varlığının kanıtlandigi ve dünya çapında da bilimsel camialarda evrimin varlığının tartışılmadigi biliniyor. Evrim teorisi de şu an evrimi en iyi açıklayan ve 150 yıldır süregelen farklı bilimsel alanlarda yapilagelen çalışmalarda yanlislanamayan, aksine ortaya çıkan verilerle desteklenen bir kuram olma özelliğini devam ettiriyor.

    Kitabın dili oldukça açık ve anlaşılır. Bununla birlikte yazar, evrimsel süreci adeta film/belgesel gibi anlatmış. Hatta bu anlatima çok yakın bir de belgesel mevcut, onu da yorum kısmına bulabilirsem bırakırım. Gerçekten bu kitabın okullarda okutulmasinin oldukça faydali olacağını düşünüyorum. Bunu okuyan çocuklar ve gençler hiç sıkılmayacaklar, konuya meraklari artacak ve kendileri de konuyu araştıracaklardir.

    Ali hocanın birkaç videosunu izlemiştim. Oralarda Türkiye'de evrimi anlatmak için "evrim", "Darwin" ve "maymun" demezseniz evrimi anlatabilirsiniz diyerek esprili bir izahı vardı. Bunun devamında da meşhur "maymundan mi geldik" safsatasina karşı da "Hayır baliktan geldik deyin ve kimse buna itiraz etmiyor" diyerek yine insanı güldüren bir yanıtı vardı. Evet, hala merak edenler varsa, maymundan gelmedik, maymunlarla ortak atalarimiz var. Bu ortak atalarımız da ne insan ne maymundur. Daha genel düşünecek olursak da aslında bütün canlılarla ortak bir atadan geliyoruz. Bence bu muhteşem bir durum!

    Kitapta dünyanın oldukça fazla felaket neticesinde şekillendiğini anlayabiliyoruz. Bunların sonucunda mevcut türlerin büyük çoğunluğunun yok olduğu ve "o anki" koşullara en uygun canlıların hayatta kaldığı ve soylarini devam ettirdiğini görüyoruz. Örnek olarak dinozorlarin yaşadığı uzun zaman diliminde, ilk memeli denilen canlının, dinozorlarin tehditi neticesinde oldukça küçük yapıda ve yerin altında yaşadığını, yine dinozorlarin tehditi nedeniyle gece dışarı çıktığını okuyoruz. Dinozorlarin dünyaya göktaşınin düşmesi üzerine yok olmaları ve akabinde oluşan "o anki" şartlarda bu canlının o ortama uygun olması nedeniyle hayatta kalabildildigi ve memelilerin devrinin başladığını görüyoruz.

    İlk canlının denizlerde oluştuğunu görüyoruz. Çünkü "o anki" şartlarda yeryüzü henüz yaşama uygun durumda değildi. İlk balık türlerinden kimilerinin "o anki" şartlara uygun olarak zırhlı olduklarını ve "değişen" şartlarda bu zirhlarini attıklarını görüyor ve bizde de birçok kemik yapının bu zirhtan geldiğini okuyoruz.

    Doğa baştan itibaren bir mükemmel bir plan ile hareket etmiyor. Haliyle hatalar da oluşturuyor. Geçmişte işlevi olan ama artık canlılarda işlevi olmayan uzuvlar vb de. Bunlara da kitapta kısaca yer verilmiş. Eskiden tek kıtaya sahip dünyada kıtaların zamanla ayrıldığını ve ayrılan kıtalarda birbirinden farklı şartların oluştuğunu ve haliyle buralardaki canlıların da farklı evrimsel gelişim gösterdiğini görüyoruz. Bununla birlikte birçok jeologun öngörüsüne göre gelecekte kıtaların tekrar birleşecekmis. İlginç olurdu ama tabiki bu olsa da hiçbirimiz hayatta olamayacağız. Bu noktada yazarın vurguladığı şekilde evrimsel düşünme kısa hayatların uzun dönemleri anlamaya çalışması etkinliği olduğunu anlayabiliyoruz. Bu durum insanın kendi içinde bulunduğu küçük alandan sıyrılıp büyük alanları gorebilmesini veya dusunebilmesini; haliyle de geniş bir pencereye, farklı açilara sahip olmasını sağlıyor.

    Kitapta ABD'deki bir müzede veya bir bilimsel yerde, dünyanın geçirdiği büyük yok oluslarin ve bunların sonucunda yok olanların temsil edildiği kısımların olduğu ve bir kısmın da boş olduğu geçiyor. Bu kısım insanın yok oluşuna ayrılmış çünkü. Oldukça etkileyici. Dünyanın, evrenin yani her şeyin bizim için yaratildigini veya oluştuğunu düşünüyoruz ancak biz yok olsak da dünyanın ve hayatın devam edebileceğini hiç aklımıza getirmiyoruz. Belki de bunun sebebi, ya bizimsin ya kara toprağın mantığında olmamız ve dünyayı adım adım kendi elimizle yok oluşa doğru götürmemizdendir, kim bilir.


    Keyifli okumalar..
  • Evrim Teorisi veya diğer adıyla Darwinizm bilimsel değil ideolojik bir teoridir. Ateist ve pozitivistlerin yaradılışın ihtişamı karşısında uyduruk sığınaklarıdır. Aslında onların birçoğu bile bu mantık dışı teoriye inanmamakta ancak Yaratıcıyı kabul etmemek için tesadüfü tanrılaştırarak Evrime inanıyor görünmektedirler.

    Kısaca Evrim Teorisi’nin ne olduğunu tekrarlayalım: Cansız maddelerden tesadüfen tek hücreli canlı ortaya çıkmış, ondan da yine tesadüfen milyarlarca tür mükemmel bitkiler ve hayvanlar meydana gelmiş, en sonunda maymundan konuşan, düşünen bir canlıya yani insana yine tesadüfler sonucu geçiş olmuştur. Kısaca tesadüflerle mükemmele doğru gidiş gerçekleşmiştir.

    Bu iddialara kanıt var mı? Yok. Sadece yorum, varsayım, iddia ve tahminler var. Tek söyledikleri, “milyonlarca yıl içinde bu değişim olmuştur.” Yani olayı zamana atıp işin içinden sıyrıldıklarını zannetmektedirler. Tecrübeyi, deneyi, gözlemi, sağduyuyu savunanlar, nedense bu teori söz konusu olunca, bu savundukları prensip ve kuralları devre dışı bırakıp bizleri körü körüne inanmaya, birtakım saplantılı ideologların sahte dinlerinin peşinden gitmeye zorlamaktadırlar. Çünkü Evrim Teorisi bilim değil bir inanç sistemidir, kanıtlara değil kabullere dayanmaktadır.

    Evrim Teorisi’nin Milli Eğitim müfredatından çıkarılmasından bu yana aylar geçti. Bu dayanaksız teoriyi savunabilen çıkmadı. Bunun üzerine çok satan gazetenin bir öğretim üyesi ile iki gün süren röportajla durumu kurtarmaya çalıştığını görüyoruz.

    Sayın hocanın Evrim Teorisi’ne inandırmak için verdiği tek örnek mikroorganizmaların antibiyotiklere direnç kazanması olayıdır. Sanki direnç kazanmakla bu mikroplar ayrı birer canlı mı veya tür mü olmuştur? Hayır.

    Yine hocanın ifadesi, ”inananlar da Evrim’i kabul edebilirler.” Teori Allah inancına aykırı değilmiş! Hâlbuki Evrim Teorisi’nin temel felsefesi; Yaratıcıya ihtiyaç olmadan evrenin oluşması fikridir. Ateist filozof Bertrand Russell’in ifade ettiği gibi insan durgun suda tesadüfen meydana gelmiş garip kaza eseriydi.

    Hâlbuki ya Yaratılış veya Evrim doğrudur. İki zıt şey aynı anda doğru olamaz.

    Üstelik bu teori yeryüzünde canlılığın nasıl başladığı konusunda bocalamakta ve suskunluğu tercih etmektedir. Cansız maddeden farklılığı tartışılmaz olan canlıya dönüşüm nasıl olmuştur?

    Darvinci teori ilk canlının nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz. Canlı hücre denen o son derece karmaşık minyatür fabrikanın ilki, çeşitli parçaların tesadüfen üstelik tam doğru şekilde birleşmesiyle tamamen rastlantısal olarak ortaya çıkması mümkün değildir. Ünlü astronom Fred Hoyle’un meşhur ettiği benzetme ile böyle bir hadisenin gerçekleşme ihtimali, bir hurdalıkta üstelik sadece uçak malzemeleri olan hurdalıkta esen kasırgaların bir Boeing 747 ortaya çıkarmasından daha akıl ve mantık dışıdır. Hatta bütün yeryüzünün hurdalık olduğunu düşünün ve milyonlarca yıl kasırga essin, Boeing 747 teşekkül etme ihtimali yine sıfırdır.

    Canlı ve cansız varlıklar belirgin bir şekilde birbirinden farklıdırlar. Canlının tasarımında öylesine çarpıcı olan yaratıcılık ve ince ayar ancak ‘muhteşem’ sözüyle tasvir edilebilir. Gözün iris tabakasındaki diyaframı, değişken odak mesafeli merceği, bilgi iletimi optik sinire bağlı olan ışığa duyarlı retinasıyla gözün yapısal karmaşıklığı, doğadaki tasarımın mükemmel örneğidir. Darwin bile, “Canlıların sahip olduğu gözleri düşünmek, beni bu teoriden soğuttu” itirafında bulunmaktadır.

    Sonra organize karmaşıklık ve evrenin temel yasalarından biri olan Termodinamiğin İkinci Yasası doğaları icabı birbirlerine zıttır. Bu yasaya göre; organize sistemler kendiliklerinden karmaşaya, düzensizliğe gitme eğilimlerindedirler. Tabiatın gidişatı ise, kaosu düzene tercih eder ve dolayısıyla düzensizlik doğal düzendir. Canlı sistemlerdeyse bu yasaya ters olarak, yaşamsal biyolojik işlev için mutlaka gerekli olan üst düzeyde organize durum, kayda değer bir hassasiyetle korunur. Alman filozof Kant’ın dediği gibi, “Çiçeklerin göz okşayan görüntüsü ancak Allah’ın varlığını gösterir.”

    Ayrıca tüm canlıların sanki bir gündemi varmış gibi davranmaları da tesadüfü reddettirmektedir. Her canlı, yaşamın gereklerini yerine getirir: Yuvalar kurar, yiyecek toplar, ürerler ve yavrularını korurlar.

    Üstelik bunu canlı dünyayı dikkate alarak, onlarla etkileşerek yaparlar. Bu etkileşim, çok daha farklı türlerden ve çok daha karmaşıktır. Canlılar kendi gündemlerini gerçekleştirme uğraşı içinde iken bunları yaparken öteki canlıların özel gündemlerini de dikkate almak zorundadırlar. Doğal seleksiyon bu değişimi ve oluşumu izah edemez. Ayrıca Darwin’in öngörülerinin aksine fosil kaydı bunu göstermez.

    Yaşamın olağanüstü çeşitliliğinin de kaynağı halen esrarını korumaktadır. Milyonlarca tür canlının tesadüfen ve gelişigüzel oluşan mutasyonlarla izahı mümkün değildir. Darwin’in kendisi bile bu can alıcı konuda bir açıklama yapamamıştı. Tek izah, yaratılıştır.

    Tesadüfilik, kesinlikle düzeni meydana getirmez. Allah’ı inkâr edenler bu defa tesadüfe tapmaya başlamışlardır.

    Hayatın insana daima bir ilham ve güzellik kaynağı olan o nefes kesici çeşitliliği ise olağanüstü tasarımlar gibi etkileyicidir. Kırmızı güller, zürafalar, rengârenk kelebekler, çeşit çeşit yılanlar, balinalar, mantarlar, timsahlar, mercan kayalıkları gibi canlıları temaşa etmek doğadaki muhteşem yaratıcılığa hayran bırakmaktadır. Doğada var olan milyonlarca tür akıllara sığmamaktadır ve havsalanın almadığı muhteşem bir çeşitliliktir bu.

    Kısacası insan, tabiat, tüm canlılar Evrim Teorisini reddetmektedir.
    *Sefa Saygılı 22.04.2017