• Istırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
    Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
    Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
    Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır

    Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
    Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.

    Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
    Bin yüzlü Ebrehe’ler, kara filler geliyor
    Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
    İbrahim bahçesinden taze güller geliyor

    Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

    Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
    Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
    Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
    Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.

    Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

    Gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
    Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
    Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
    O bir İnsan-ı Kâmil, mücella bir dilektir

    O’ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı.

    Bulanık akan sular durulacak yeniden
    Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
    Saâdet menziline varılacak yeniden
    Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden

    Cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

    Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
    Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
    Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
    Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.

    Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

    Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
    Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
    Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
    Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır

    Kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı

    Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
    Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
    Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
    Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim

    Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
    Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

    Nurullah Genç
  • Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için,
    Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için,
    Bazen, ağlamak gerekir açılmak için,
    Bazen, anmak gerekir anılmak için,
    Bazen de susmak gerekir duymak için,
    Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, İki ağzın ve bir kulağın olurdu.
    Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek!
    Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur.
    Zira sükutta, hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.
    Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir.
    Derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur.
    Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar.
    Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.
    Biraz da sessizliğim konuşsun, harfsiz bir dil bulalım içimizde, Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde!…
    Sus gönlüm.Çok dile getirme.
    Sen dile getirdikçe gönlün daha da cosuyor,daha meraklaniyor
    ve beklemek daha da zorlasiyor.
    Sus gönlüm.Çok laf etme.
    Az söyle ki isimiz olgunlassin.
    Az söyle ki Hakka karsi yanlis kelam çikmasin.
    Sus gönlüm.
    Bir elif miktari sus.
    Az kaldi bahara.
    Dayan gönlüm.
    Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum.Beklemekten baska çare olsaydi,seni durdurmazdim…İnan bana…Ama yok.
    Baska çare yok.Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,
    çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
    Sus gönlüm.Bu kisin bahara dönünceye kadar.
    Bu gece gündüz oluncaya kadar.
    Uzak yollar yakinlasincaya kadar.
    Bu sikintinin ardindan ferahlik gelinceye kadar.
    Ve yüzümüz vuslat gözyaslariyla islanincaya kadar sus…
    Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.Senin nasibin sana ulasincaya kadar,ulasmayanlarinsa senin nasibin olmadıgini anlayana kadar sus…
    Sus gönlüm.Onun gelecegini görünceye kadar.
    Acinin bala dönüstügünü farkedinceye kadar.
    Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet dügümüyle baglandigini görünceye kadar.
    Sus gönlüm.
    Sebepler var edilinceye kadar.
    Bahaneler olusuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
    Sus gönlüm.
    Bütün bu susmalarina karsilik her seyin hayirlisinin olacağına inanarak sus.
    Sus gönlüm.
    Her sususun bir cevap olsun.
    Her sususun,sabrin olsun.
    Her sususun,duan olsun.İçten yakarisinin adi olsun,
    Her susuşun.Bekleyisinin.umut edisinin,inancinin,sevdiginin vurgusu olsun,
    Tuz basıp yaralarıma ne kadar susulacaksa o kadar sustum.
    Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin
    Açmadım kimselere yüreğimi
    Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum
    Susmak kimi zaman ateşe su, kimi zaman ateşe rüzgar olmuştur.
    Yağmur alıp toprağa karışan sessizlik en güzel sestir duyabilen için
    Sus gönlüm, sus.
    Bütün bu susmalarına karşılık herşeyin hayırlısının olacağına inanarak sus. Şemsi Tebrizi
  • Hayatımız şimdi nasıl geçiyor? Geçmişten söz ediyoruz, ama parlak olacağını bildiğimiz, mutlaka gerçekleşecek gelece­ği de konuşuyoruz, herkes durmadan, "Keşke yaşayıp görebil­seydik o günleri..." diyor. Fakat hepimiz bu güzel geleceğin inşaasına katılmış olduğumuzu düşünerek biraz teselli buluyoruz.
    Çarşamba günü, hiç beklemediğimiz halde, kısıtlamasız pa­ket almamıza izin çıktı, yiyecekten, tütünden geçilmez oldu hücrenin içi kelimenin tam anlamında, herkes çok sevindi, bizi bekleyen akibeti bile unuttuk; şimdi aynı sevinci bir daha tat­mak için önümüzdeki Çarşambaya da belki yaşayacağımızı umuyoruz. Ne zamandır böyle şeylerden o kadar uzak kaldık ki, sevincimizi tahmin edersiniz (bir daha Çarşambaya benim pa­kete bir de don koyabilir misiniz, geçirecekler.) İşte böyle, kü­çüğüm, defter kapandı. Elveda, gelecek -bu uzun esaret ayları boyunca hayalimde kurduğum güzel gelecek! Seni mutlu edeceğime, senin yanında hayatımı çalışarak geçireceğime, ama sa­na da çok zaman ayıracağıma, ikimizin de onca özlemini duy­duğumuz yuvayı kuracağıma, bir küçük çocuğumuz olacağına, birbirini seven iki insan olarak yaşayacağımıza söz vermiştim. Yıkılınası imkansız bir mutluluğu inşa uğruna ne çok acı çek­tik, ne ağır bedel ödedik...
    Elveda, küçüğüm, elveda, canım hayatım, cesur ol, tut göz­ yaşlarını, dayan acına ve çalış var gücünle, yakında birgün mut­luluk günlerinin ışıdığını gördüğünde, davamızın zaferi için her şeyi, senin kocan olan insan da dahil her şeyi verdiğini düşüne­ceksin ve bir küçük Brötanya mezarlığında, sevgili L..’nin üze­rine birkaç damla gözyaşı dökmeye geleceksin.
    Kolektif
    Sayfa 85 - Pencere Yayınları
  • İyi akşamlar, #36889321 hikaye yazma etkinliği kapsamında, ismini vermek istemeyen bir okurun hikayesini paylaşıyorum. Okursanız sevinirim

    Geçmiş

    "Her harf iskele kursun düşlerime. Biliyorum yazmalıyım, yazmalıyım ki, sussun aklımdakiler, yorulsun beklemelerim.
    Tak etti canıma bu sessizlik! avazımın çıktığı kadar bağırmak istiyorum "yeter artık gel" diye! Ama hayallerimi yeni uyuttum. Uyanırlarsa, sabrım taşacak, arzularım zapt edilemeyecek.
    Ne savaşlar veriyorum içimi cehenneme çeviren belirsizliklerle bir bilsen? Bi bilsen; tutardın elimden, çekerdin kendine doğru sarılıp kovardın korkularımı. Çok korkuyorum, çok! Ama bilmiyordun, bilseydin gelirdin. Bu yüzden kızmayacağım sana.
    Korkularım, arzularım, hayallerim ve aşkın değerini bilmeyen, aşkı lekeleyen ahmaklar size sesleniyorum hepiniz duyun; Ben her şeye rağmen "O'nu" affettim!
    Ben, erdem'imin vebalini çekeceğim. O, ise bensizliğin."

    Şimdiki zamandan, geçmiş zamana yapacağı yolculukta, geçmişin-geleceğinde görebilmek için bu notu bıraktı zigon sehpaya.
    En büyük derdinin bu olduğunu düşünüp duruyordu, hâlbuki geleceğin getirebileceği dertlerden habersizdi zavallı.

    Yolculuk başlamıştı nihayetinde. İlk durak Okul çağlarıydı.
    Okul çağlarına geldi zaman, tek derdi ders notları, sınıf arkadaşlarıydı, bide değişmez sabah uykuları. Mutsuzluğu yüzüne öyle bir yer edinmişti ki, gören herkes; kendi dertlerini bir kenara bırakıp ona acıyordu.

    - O da ne? Zigon sehpa! Üzerinde duran sayısız kağıt ve kâğıtta şu notlar;
    "Üzülme bunların hepsi bitecek! Uykularını kaçıran dersler, acımasız öğretmenlerin ve sınıftaki aptal çocuklar! Bir gün hepsinden kurtulacaksın. Yepyeni bir hayatın olacak ve her şey yolunda gidicek Çok mutlu olacaksın. Dayan lütfen"

    " - Neden görmüyorsun bunları küçük? Sana bırakmıştım bu notları! Senin için geldim ben, senin için. Sana yol göstermek için. Bak bana, gör beni. Gör, yardım edeyim sana. Al şunu notları, al oku, al... Boşuna üzüyorsun beni... Boşuna ağlatıyorsun beni... bak bana bugün ben bunların hiçbirini hatırlamıyorum! Kıyma bana! Yeter sus ağlama... Sus diyorum! Kahretsin. Beni ne görüyorsun, ne de duyuyorsun."

    (...)

    Zamanı geriledi. Geriledikçe, her yaşında bir sorunla karşılaştı. Her sorununa sayısız not bırakmıştı ama nafile ne geleceğinden ders çıkarabilecek sezgileri vardı, ne de zigon sehpaların üzerindeki görünmez notları görebilecek gözleri.

    İnsan buydu işte, geçmişine yaptığı yolculuğu
    geleceğine yapamıyordu maalesef.
    Geçmişine yaptıkları ise faydasızdı!
  • Saat dördü gecenin uykudaydı yıldızlar
    Rüzgar yaman vurdukça yorgun tepeler sızlar
    İki aslan parçası döndü operasyondan
    Sırılsıklam oldular,üşüdüler bir yandan
    Süratle abdest alıp başladılar namaza
    Yasin dedi gidip de bakayım yaramaza
    Ağır şartlar, sonunda hanıma çark etmişti
    Yuvasını dağıtıp evini terk etmişti
    Beş yaşındaydı Yusuf, sevimliydi oldukça
    Bakıcı gelir idi sabah fırsat buldukça
    Bayburt'taki annesi yatalaktı Yasin'in
    Yüzü de somurtgandı ağabeyi Tahsin'in
    Kıyıp da veremedi Yusuf'u ellerine
    Bir bakıcı buldular Mardin'de evlerine
    Salih'in de Maraş'ta bir tek anası vardı
    Babasının yüzünü güç bela hatırlardı
    Kara gözlü Salih'im iki gündür uykusuz
    Bayburtlu Yasin ise çok yorgun aç ve susuz
    Her biri bir an önce uyumak istiyordu
    "Allah'ım yurdumuzu koru şerden" diyordu
    Tam yatağa uzandı,gözü azdan dalmıştı
    Ardı kesilmeksizin telefonu çalmıştı
    "Sus artık be telefon" dedi çalarsın niçin?
    Uzanıp aldı ele tezden kapatmak için
    Baktı ki annesiymiş arayan gözü doldu
    Durduk yerde aramaz yoksa bir hâl mi oldu?
    Aradı annesini hayır olsun diyerek
    Çoktandır aramamış affını isteyerek
    Anası bakmaksızın boynundaki ağrıya
    Panikle cevap verdi bir an önce çağrıya
    Dedi "Yavrum üç defa rüyada gördüm seni
    Peygamber'im giydirdi elleriyle kefeni
    Hayır olur inşallah gözümü uyku tutmaz
    Ağrı sızı değil de hasret beni uyutmaz
    İyi misin,hoş musun ne yer de ne içersin?
    Dualarım sizinle Mevla'm kolaylık versin
    Ne zaman geleceksin Bayburt'a sen izine
    Bizi hasret bırakma Yusuf'umun yüzüne"
    Dedi ki "Merak etme anneciğim bizleri
    Hele şu terör bitsin tezden dönelim geri
    Burada olmak bizim alnımızın yazısı
    Dinsin diye burdayız anaların sızısı"
    O esnada Salih'in telefonu da çaldı
    Salih ise deliksiz derin uykuya daldı
    Müsaade istedi çağrıya bakmak için
    Telefona öfkeyle dedi çalarsın niçin
    Baktı ki arayana yazıyor Komser Hasan
    Ulan bir çift söz derdim amirimiz olmasan
    Açtı "Buyur amirim Salih uyumuş çoktan"
    Dedi "Kusura bakma görev çıktı hiç yoktan
    Teröristler pusuya düşürmüş Osmanları
    Kurtarmaya acele etmeliyiz onları
    Salih'i de uyandır geç kalmayalım lütfen
    Bu saatte aramak hiç de istemezdim ben"
    Yasin, Salih'i sarstı pek derindi uykusu
    Dedi "Uyan be Salih yine kurulmuş pusu
    Osman ile ekibi zor durumda kalksana
    Bizim şu Çelik Hasan demin söyledi bana"
    Salih zorla da olsa yatağından fırladı
    Yasin de silahını doldurup hazırladı
    Üstü başı iyice kurumamıştı daha
    Görev kutsal diyerek sarıldılar silaha
    Karakoldan bir araç geldi sokaktan aldı
    Araç da kaygan yolda kayacaktı az kaldı
    Gönlüne Yusuf düştü Yasin'in bir ah çekti
    Gün yüzüyle yavrusun ne zaman sevecekti
    Bir de rüyası geldi annesinin,fikrine
    Döner dönmez bir daha arayacaktı yine
    Bir vadiye geldiler tehlikeli yer idi
    Yanlarında amiri, Çelik diyorlar idi
    Dört beş araçtan daha başka polisler indi
    Ekipleri görünce Osman hayli sevindi
    Teröristler çapraza almıştı üç kişiyi
    Biri yaralanmıştı, şükür durumu iyi
    Kaçmaya yeltendiler,gelince yeni ekip
    Bizim Yasin birini etmek istedi takip
    Ateş açıp nihayet indirdi başlarını
    Döndü çağırmak için tüm arkadaşlarını
    O esnada tepeden mermi geldi sırtına
    Düştü doğruldu tekrar bakamadan ardına
    Salih yetişti hemen kucakladı dostunu
    Yarayı sarmak için biraz yırttı üstünü
    Bir can daha yakmıştı kuduz itler kaçmadan
    Araçlara bindiler ağzı bıçak açmadan
    Dayan Yasin diyordu dolu dolu gözleri
    Salih dedi bulalım tezden pansuman yeri
    "Hastaneye gidecek zaman yok dayanamaz
    İnşallah daha fazla yaraları kanamaz
    Ulaşalım evvela Nevşehirli doktora
    Adı neydi adamın ya Burhan'dı ya Bora"
    Doktorla sözleştiler bir sağlık merkezinde
    Aklı,zihni donmuştu telaştan herkesin de
    Salih de komseri de gözünü yumuyordu
    Bir an önce hayırlı haberler umuyordu
    Bir an dayanamadı atıldı içeriye
    Yasin'den bir manidar bakış kaldı geriye
    Bir şey söyleyecekti elvermedi lisanı
    Allah diye haykırıp teslim eyledi canı
    Komser Hasan yıkıldı,en çok Salih ağladı
    Osman da kabahati kendisine bağladı
    Göz gözü görmüyordu,ciğere kor vurunca
    İçi sevgiyle dolu koca bir kalp durunca
    Beraber ne belalar atlatmıştı bu canlar
    Gözlerinden film gibi şeritle geçti anlar
    Salih yıkıldı hepten bayıldı düştü yola
    Oğlu görmesin diye Yasin'i karakola
    Götürdü omuzunda iki polis sırtlayıp
    Salihse uzun zaman uyudu ayılmayıp
    Ne oldu bana diye hafızayı yokladı
    Birden bire Yasin'in resmini kucakladı
    Acısı tazelenip tekrar düştü sineye
    Nasıl haber vereyim o zavallı anneye
    En iyisi bu işi amirim halletmeli
    Beklemek çok yararsız emniyete gitmeli
    Toparlanıp ofise uğradı taksi ile
    Meğer acı haberi çoktan vermişler bile
    Sonra birden aklına Yusuf düşünce yersiz
    Dedi o yavrucağız olanlardan habersiz
    Bir başına ne yapar acaba şimdi evde
    Muhakkak babasını biliyordur görevde
    Eve dönüp çocuğa nasıl anlatsam dedi
    Babasını sormaz mı nasıl atlatsam dedi
    Ekipden arkadaşı eve kadar bıraktı
    Yaya gidecek yol da Bağdat kadar uzaktı
    Yasin'siz bu sokaktan adım atmamıştı hiç
    Bu vedayı hesaba yazık katmamıştı hiç
    Velhasıl odasına baktı Yusuf'un lakin
    Göremedi çocuğu ortalık da pek sakin
    Sağa sola bahçeye baktı telaşa düşüp
    Komşuları yetişti feryadına üşüşüp
    Garip bir durum vardı,onlar da görmemişti
    Komser de telefonda haberim yok demişti
    Nasıl olur, nereye giderdi ki aniden
    Her tarafı telaşla arıyordu yeniden
    Bu esnada durmadan telefon çalıyordu
    Yasin'in abisinden mesajlar geliyordu
    Ya gönderin çocuğu ya biz gelip alalım
    Böylesi kara günde nasıl rahat kalalım
    Salih tamam ben onu gönderirim diyordu
    Tahsin illa bir tarih konulsun istiyordu
    Anlatamadı gitti içinden geçenleri
    Hem konuşup hem hızla arıyordu her yeri
    Bakıcıyı aradı bakmıyordu cebine
    En sonunda bir haber gönderdi ekibine
    Yusuf için seferber oldu bütün birlik de
    Mardin'i baştan sona aradılar birlikte
    Evvela bakıcının kapısını çaldılar
    Üç günden taşındığı haberini aldılar
    Bütün şüpheler şimdi çekildi üzerine
    Kadın için malumat verdi amirlerine
    Sonrasında soluksuz bütün Mardin arandı
    Hastanede cesetler teker teker tarandı
    Ekiplerce şehirin çıkışları tutuldu
    Yaşam durdu bir anda Yasin de unutuldu
    Mardin Kenan'a döndü Yusuf'u yuttu sanki
    Birileri kuyuda onu unuttu sanki
    Sabaha dek arandı bir tek işaret yoktu
    Bu ıstırap Salih'in bağrına düşen oktu
    "Gardaş emanetine sahip çıkamadım ki
    Yüzüne doya doya dönüp bakamadım ki"
    Günler geçer Yusuf'dan ne haber var ne de ses
    Yusufçuk dönmeyince kahıra düşmüş herkes
    Bayburt'ta da acılar ikiye katlanmış hem
    Bir ocakta iki köz,bir evde iki matem
    Ninesi günden güne eriyip,hasta düşmüş
    Bu karanlık günlerin ışığı dosta düşmüş
    Şingah'tan yirmi yiğit koşup gelmiş Mardin'e
    Bütün Bayburt tutuşmuş yavrucuğun derdine
    Ne bir iz var ne haber bunca zamandan beri
    Zaman durdu saniye geçmez oldu ileri
    Ardı kesilmeksizin telefon çaldı birden
    Üşenerek eline aldı olduğu yerden
    Yabancı bir numara Salih abi diyordu
    Sesi boğuk geliyor bazen kesiliyordu
    Dedi ki "Duydum meğer Yusuf'u aramışsın
    Gece gündüz demeden her yanı taramışsın
    Merak etme ben onun annesiyim bilinsin
    Amcası alır diye istemedim bulunsun
    Yanımda afiyette, bakmayın kusuruma
    Ailemin yanına döndüm ben Erzurum'a"
    Başından kaynar sular aktı Salih'in birden
    Telefonu fırlattı duvarlara sinirden
    Öfke,sevinç ve hüzün derin indi bağrına
    Hem mutluluktan uçtu,hem çok gitti ağrına
    Şehidin emaneti çıkmıştı gün yüzüne
    Şimdi doyabilirdi gönlündeki hüzüne
    Saat dördü gecenin uykudaydı yıldızlar
    Rüzgar yaman vurdukça yorgun tepeler sızlar

    Önder Eryılmaz
    Bayburt
    12.06.2018
  • Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için,
    Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için,
    Bazen, ağlamak gerekir açılmak için,
    Bazen, anmak gerekir anılmak için,
    Bazen de susmak gerekir duymak için,
    Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, İki ağzın ve bir kulağın olurdu.
    Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek!
    Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur.
    Zira sükutta, hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.
    Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir.
    Derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur.
    Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar.
    Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.
    Biraz da sessizliğim konuşsun, harfsiz bir dil bulalım içimizde, Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde!…
    Sus gönlüm.Çok dile getirme.
    Sen dile getirdikçe gönlün daha da cosuyor,daha meraklaniyor
    ve beklemek daha da zorlasiyor.
    Sus gönlüm.Çok laf etme.
    Az söyle ki isimiz olgunlassin.
    Az söyle ki Hakka karsi yanlis kelam çikmasin.
    Sus gönlüm.
    Bir elif miktari sus.
    Az kaldi bahara.
    Dayan gönlüm.
    Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum.Beklemekten baska çare olsaydi,seni durdurmazdim…İnan bana…Ama yok.
    Baska çare yok.Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,
    çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
    Sus gönlüm.Bu kisin bahara dönünceye kadar.
    Bu gece gündüz oluncaya kadar.
    Uzak yollar yakinlasincaya kadar.
    Bu sikintinin ardindan ferahlik gelinceye kadar.
    Ve yüzümüz vuslat gözyaslariyla islanincaya kadar sus…
    Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.Senin nasibin sana ulasincaya kadar,ulasmayanlarinsa senin nasibin olmadıgini anlayana kadar sus…
    Sus gönlüm.Onun gelecegini görünceye kadar.
    Acinin bala dönüstügünü farkedinceye kadar.
    Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet dügümüyle baglandigini görünceye kadar.
    Sus gönlüm.
    Sebepler var edilinceye kadar.
    Bahaneler olusuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
    Sus gönlüm.
    Bütün bu susmalarina karsilik her seyin hayirlisinin olacağına inanarak sus.
    Sus gönlüm.
    Her sususun bir cevap olsun.
    Her sususun,sabrin olsun.
    Her sususun,duan olsun.İçten yakarisinin adi olsun,
    Her susuşun.Bekleyisinin.umut edisinin,inancinin,sevdiginin vurgusu olsun,
    Tuz basıp yaralarıma ne kadar susulacaksa o kadar sustum.
    Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin
    Açmadım kimselere yüreğimi
    Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum
    Susmak kimi zaman ateşe su, kimi zaman ateşe rüzgar olmuştur.
    Yağmur alıp toprağa karışan sessizlik en güzel sestir duyabilen için
    Sus gönlüm, sus.
    Bütün bu susmalarına karşılık herşeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

    Hz.ŞEMS