• "Türkiyeli" Lafı
    "Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyordu içerde birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi
    basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor
    "Türkiyeli", "Türk demek olmaz ırkçılık." ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk'ten gayrı
    kimden bahsetse ırkçılık olmuyor. ...
    "Oturuyorduk, bir tanesi dedi ki ben Kürdüm, öbürü Çerkesim falan dedi" ben de
    şaşırdım dayanamadım; "afedersiniz, kusura bakmayın ama ben de Türk'üm.' dedim, diyor. "Beni az daha döveceklerdi"
    diyor, "vay ırkçı, alçak, faşist."
  • --Efendim, tütün tabakasını ortada unut-
    mağa gelmiyor, insafsız herif, tütünün ne kadar saçak yeri varsa içti, tozlan bana kaldı. Çok
    otlakçı gördüm ama böylesine hiç rasgelmedimdi. Bizim rahmetli İlhami de otlakçı idi
    ama hiç olmazsa bir inceliği vardı, adamı eğlendirirdi. Karşınıza oturdu mu gözleri ile tütün paketini arar, sokulur, tabakayı cebime
    koyanın sözlerini şaşırır, cebimden çıkarıp masanın üstüne bırakınm, sevinir. Saatlerce gözleriyle tabakanın arkasından koşar, sonra bir
    fırsatını düşürüp bir cıgara yakınca keyiflenir,
    güler, söyler, dinleyenleri de eğlendirirdi. En
    çok hoşlandığı da fırsatını düşürüp cıgarayı
    kendi eliyle almasında idi. Siz ona paketinizi
    uzatırsanız alır ama, kendi eliyle aldığı cıgaradan duyduğu haram tadını duymazdı. Bu otlakçıya canım kurban, kardaşım! Bu herif öylesi değil ki.
    Dün artık dayanamadım, söyledim :
    - Ama Mahmut Efendi, dedim, bu kadar
    da olmaz. İçiyorsun, neyse iç. Ama hiç olmazsa tozunu da katık et!
    O, alışmış, aldırmıyor. Yan gözle bana baktı :
    - Bir cıgara sardım diye mi söylüyorsun? dedi.
    Hangi bir cıgara birader, dedim, bak

    gene bir tutam saçak tütün kalmadı. Bana yalnız tozları kalıyor.
    Kayıtsızca,
    - Senin tütünün de içimli bir şey değil
    ya! dedi, bunu nasıl içiyorsun?
    Kaçak içsen
    ondan daha iyi!
    Kızdım.
    - A birader, dedim, iyiye kötüye baktığımız yok, sen benden çok içiyorsun.
    Fena ise
    niçin içiyorsun?
    - Ne yapayım, dedi, daha iyisi olsa onu
    içerim ...
    - Neden yok, dedim, tütüncü dükkanları dolu!
    Yüzüme dik dik baktı :
    - Ben, dedi, bu zıkkıma para vermem.
    Mundar şey ...
    Mekruh.
    Kalkıp üste de para
    vereceğim! İşim yoktu da ...
    - Çok iyi buyuruyorsun, dedim, ama biz
    para veriyoruz!
    - Ben de onu söylüyorum ya, dedi, pa-
    ra verdin verecek, bari iyisine ver. Bunun böylesini içecek olduktan sonra hiç içmesen daha
    iyi!
    - Sen, dedim, kırk yaşından sonra benim
    huyumu mu değiştireceksin?
    Kayıtsızca omuzlannı kaldırdı :
    - Benim neme gerek, dedi, ben kimsenin
    keyfine kanşmam. Sen bana kanşıyorsun da
    ben de söylüyorum.
    - Canım, dedim, senin kuruyasıca huyu-
    nun bana ziyanı olmasa ben de kırk yıl söylemem. Ziyanın bana dokunuyor.Benim sana ne ziyanım dokunuyor? di-
    ye sordu. Bu sözleri hep bir cıgara için ıni söylüyorsun? Ziyan olmuş da dünya batmış ... Ben
    içmeseydim de sen içseydin, daha mı kar edecektin? Bari başkalarının yanında söyleme, seni ayıplarlar.
    Tepem attı :
    - Neden ayıplıyorlarmış? diye sordum.
    - Neden olacak, dedi, bir cıgaralık tütün
    için bu !kadar lakırdı ediyorsun.
    - Canım birader, dedim, hangi bir cıga-
    ra, hangi beş cıgara? ...
    - Haydi on cıgara olsun, dedi, yirmi cı-
    gara, otuz cıgara olsun ... Daha diyeceğin yok
    ya! Yok tütünün saçak yerini içmişim, sana
    tozu kalmış ... Bunları söylemek ayıp. Tozu kaldı ise bir paket al, saçak tütün iç. Bunun kemali altmış para!
    - Bunu ben alacağıma, sen alsan ne olur,
    dedim, şunu neden almak bize düşüyor da, içmek size?
    - Ben adet etmemişim, dedik ya! Böyle
    zehire para vermem, dedi. Sen a.det etmişsin,
    ben içsem de alıyorsun, içmesem de. Benim
    için tütün almıyorsun ya. Benim için alıyorsan
    bir daha alma. Hem bir cıgara için adama böyle kahve ortasında bu kadar söz söylemek ayıp
    değil mi? Bu sana yakışır'mı?
    - Çıldıracağım, dedim, sen altmış para
    verip bir paket tütün almaz, herkesin tabaka-
    sından geçinirsin, bu ayıp değil; ben tütünü
    katık et, saçağından bana da kalsın, dedim,
    bu ayıp öyle mi?
    - Bana neden ayıp oluyormuş? dedi, hırsızlık etmiyorum ya, zorla da almıyorum, tütünün saçağı dururken tozunu içecek kadar ahmak değilim ...
    - Biz tütünün tozunu içip ahmak mı oluyoruz? dedim.
    Doğrusu çok da kızdım. Onun da cıgara-
    dan sararmış parmaklan titremeye başladı, ama
    sözünü kesmedi :
    - Sen, dedi, demindenberi bana o kadar
    söz söyledin, ben sesi.mi çıkardım mı? Tütünün saçağı dururken tozunu içmek ahmaklıktır
    dedimse niçin kızıyorsun?
    Kahvede olanlara bakarak,
    - Yalan mı söylüyorum, efendiler, dedi.
    Bana bir cıgara verdi diye bu kadar söz söylenir'mi, bu nerede görülmüş şey?
    Karşı peykede oturan Miralay Esat Bey
    bana işaret etti. Kendimi topladım :
    - Sen, dedim, birader bir daha benim yanıma gelme, benimle de konuşma. Bir gün öfke
    ile kafana bir şey vururum, başıma bela olursun, anladın mı? İşte bu kadar!
    İş buraya vannca Esat Bey cebinden ta-
    bakasını çıkardı :
    - Mahmut Efendi, dedi, gel sen buraya,
    bak ben sana bir tütün vereyim, nasıl beğenir-
    sin ...
    Tabakayı görünce kalktı, karşıya gitti. Ba-
    na da,
    - Benim kabadayılığım yok, dedi, kimseye de bir fenalık etmedim, gene de etmem.
    Bütün suçum nedir : bir cıgara sarmışım! Sanki tufan olmuş ...
    Bir yandan söylendi, bir yandan da EsatBeyin tabakasında ne var ne yok içti. Ben artık
    cevap vermedim. Ancak Mahmut Efendi bana
    darıldı, ben de ondan kurtuldum sanmayınız.
    Ertesi sabah, erken, çocuk haber verdi ki bir
    efendi gelmiş, beni görmek istiyormuş. Aşağı
    odaya indim. Baktım, Mahmut Efendi. Beni görünce dedi ki,
    - Birader, dün sizin hatırınızı kırdım.
    Sonradan ben de pişman oldum. Sizden özür
    dilemeğe geldim. Kusura bakmayın, insanlık
    hali ... İnsan hazan 'boş bulunuyor ...
    Siz olsanız ne yaparsınız? Özür dileyen bir
    yüzüm
    adam. Kalkıp evinize kadar da gelirse ... Benim
    tutmaz.
    «Buyurun» dedik. Kahve de pişirttik. Önü-
    ne bir dolu kase tütün de koyduk. Kardaşım,
    emin olun, kalem vaktine kadar kasenin dibinde yalnız tozlar kaldı, cıgara tablası da ağzına
    kadar doldu!
    24 Nisan 1923
  • Herkesi mutlu edemezsin, çünkü bir pizza değilsin.
  • Koptun köyden.
    özledin toprağı yağmur gibi
    özledin toprağı gübre gibi.
    sonra ne mi oldu?
    köyden indin şehire
    dağdan yuvarlanan taş gibi,
    bütün yalandan aşklar gibi
    sen de bir saksı çiçekle
    avuttun kendini.
  • "Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyordu içerde birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor "Türkiyeli", "Türk demek olmaz ırkçılık." ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk'ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor. ...

    "Oturuyorduk, bir tanesi dedi ki ben Kürdüm, öbürü Çerkesim falan dedi," ben de şaşırdım dayanamadım; "afedersiniz, kusura bakmayın ama ben de Türk'üm." dedim, diyor. "Beni az daha döveceklerdi" diyor; "vay ırkçı, alçak, faşist."
    Oktay Sinanoğlu
    Sayfa 50 - Otopsi Yayınları