• Tanrı affedip hayatımı bağışlarsa, ben size hizmet edeceğim, zira hepimizin birbirimize hizmet etmesi gerek.” Sözlerini duyan annem başını sallıyor, “Sana bunları hastalık söyletiyor yavrum,” diyordu.

    “Canım anneciğim, uşaklar olmadan beylik olmaz, ama ben uşaklarımın uşağı olmak istiyorum; onlardan farklı olmaya dayanamıyorum! Şunu da bil ki, anneciğim, hepimiz birbirimize karşı suçluyuz, hele ben herkesten çok…”
  • babam cesaretsizdi
    annem ise cok kontrolcu bir kadin
    bunu da korumak sandilar
    aslinda dedikleri sey suydu
    "hayat beni yaraladi ve senin hata yapmana dayanamiyorum"
    "bu beni tetikliyor"
    ve bu beni bogdu yavas bir olum gibi
    hayati anlamak icin sana hicbir yer vermeyen bir olum
    kendi hatalarimi yapma hakkini sahipleniyorum
  • G. konusunda yaptığım çocukça bir şımarıklık değil.
    Bunu sana da sebepleriyle anlatabilirim.

    Ben sana kadın arkadaşların olamaz demiyorum, hiçbir zaman da demedim değil mi? Mesela geçen yıl vardı bir arkadaşın, hiç sesimi çıkardım mı sen söyle? Hayır. Ve hatta bu kadın senden hoşlanabilir, sevebilir, körkütük aşık da olabilir, bunlar da gayet olağan. İnsanlar çok sık aşık olup, hayatlarının büyün bir kısmını aşk acısı çekerek geçirebiliyorlar ve bunun için de kimseyi yargılayamam. Ama ben, bu kadının hislerinin kaynağı senin ona karşı davranışların olsun istemiyorum. İnsanlar sizi birbirinize yakıştırıyor, hakkınızda ileri geri konuşuyorlar, sen daha yeni tanıdığın bu kadını gidip hastanede ziyaret ediyorsun sanki çok gerekliymiş gibi, fotoğraflar atılıyor, kahvaltılar yapılıyor ve bunlar sadece benim bildiklerim! Ahh bir de çocuğu var hazır yapılmış! Bunu söyleyen kimse değil üstelik, bunu bana söyleyen sensin. Neden bu kadar büyüttün diyorsun bana bir de. Büyütüyor muyum gerçekten? Hiç öyle düşünmüyorum. Hadi bu da benim çocukluklarımdan biri olsun, ki değil, ama sen bu kadınla aynı işyerinde çalışıyorsun. Hadi insanlar dedikodunuzu yapıyor umursamıyorsun, ola ki G. ile aranda tatsız bir şey geçti, onu her gün görmeye katlanabilecek misin? O kadın işten çıkamaz çünkü çocuğuna bakıyor. Sen işten çıkamazsın çünkü ne halt edeceksin. Ne olacak biliyor musun, bana gelip "S. ben artık dayanamıyorum, gitmek istiyorum tüm bunları bırakıp" diyeceksin. G. bunu benim kadar umursamayacak, benim kadar üzülmeyecek buna. O güzel burnunu başka yerlere sokabilir. Ve benim o zaman sığınacak bir yerim kalmayacak. Ve ben belki o zaman bunları kaldıracak durumda olmayacağım. Belki benim sınırlarım hiç bu kadar zorlanmamış olacak, belki bilemiyorum nasıl tepki vereceğimi. Konu seninle ilgili mutsuzluklar olunca intihar bana çok güzel görünüyor. Peki sence ben, güzel sevgilim, bunu hak ediyor muyum? Bana sen söylüyorsun, insanlar aptallıklarının cezasını çekiyor diye, benim aptallığım sana güvenmek istiyor oluşum mu? Peki güzel sevgilim ben, sana güvenemeyeceksem, sana bağlanmayacaksam en çok sevdiğim sana, ne yapacağım? Mesafeni koruyabileceğine inanıyordum, az bir zaman öncesine kadar. Ama o aptal kızla aranda geçenlerin beni ne kadar yıprattığını nereden bileceksin ki? Babamın yerinde sen vardın ama annem kimdi?, Deniz kimdi?, Serpil kimdi ya da adını bilmediğim birçokları? Paşalar gibi kocaman bir travmam var, beni bununla neden sınıyorsun? O kadın isterse Hz. Meryem olsun, benim sütten ağzım yandı, yoğurtmuş değilmiş umrumda değil. Tekrar ediyorum, mesafenin koruyabileceğinden emin olsam yemin ederim sorun değil, ama bana güzen vermiyorsun. Üniversitede diyorsun yaşamam gerekenleri yaşamadım, ergenliğimi yaşamadım diyorsun. Leş gibi bir dershaneden çıkmışsın mesela, aklına gelmiyor mu? Yani sevgilim, inan umrumda değil benden önce kimle ne yaptığın, ama ben hayatına girdikten sonra yaşadıkların beni de ilgilendirir değil mi? Tabii bir de o mesele var, ben senin hiçbir şeyin değilim. Sana göre sen de benim bir şeyim değilsin ama ben her şeye daha yakın olduğunu söylerdim, sen buna yine kızardın. Peki bu arada kalmışlığın bana neler yapacağını, bana neler yaptıracağını görmüyor musun gerçekten? Senin bende beğenmediğin ne varsa senin iletişimi kestiğin yerde ayyuka çıktığını fark etmiyor musun?

    Off ne anlatıyorum böyle kendi kendime. Yoruldum.
  • Ben kıskanç biriyim ve bunda travmalarımın etkisi büyük. Lütfen beni bu konu üzerine sınama. Bu çok korkunç, hırpalayıcı, yıpratıcı bir his. Tabii bunun özgüven eksikliğinin bir sonucu olduğunu söylerler, belki de öyledir, belki değil, muhtemelen öyledir. Ben bunu inkar ediyor değilim, sonuçta yarım bir ailede büyümüş, sevgisini talep ettiği kimseden karşılık görmemiş -sana kadar- biriyim ben. Toparlanabilmiş olmayı dilerdim, bazen daha olgun davranıyorum ama bazen tutamıyorum içimdeki çocuğu. Kıskançlığın yanında bir de kaybetme korkusu var ki, o da aynı derecede yıpratıyor beni. Ve bu konuda bana pek yardımcı olmuyorsun. Bana yersiz umut vermek istemediğinin farkındayım. Benim kadar inanmıyorsun, bunun da farkındayım. Ama işte, olur da bir şey olursa bizden, S. ben çok bunaldım, dayanamıyorum, her şeyi bırakıp gitmek istiyorum diyebilirsin gibi geliyor bana. İki kız çocuğuyla tek başıma kalmak istemiyorum. Annem olmak istemiyorum. Beni bu konuda ikna et nolur.
  • bahçe duvarını aştım; evet, orada teneke bir kutu vardı, fakirler için para
    topladığımız, onu kırdım ve içinden trene binebilmek için para aldım;
    umarım annem o parayı iade etmiştir; bana hırsız desinler ya da demesinler,
    hiçbir şey umurumda değildi... Bilirsin, hayır, dışlanan, evlilik dışı biri
    olmanın benim için ne anlama geldiğini anlayamazsın; beni tanıyorsun ya,
    sevilmeye ne denli ihtiyacım olduğunu biliyorsun... Birinin bana tepeden
    bakmasına dayanamıyorum.
  • Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun anlatıyor:

    Babam 11 Haziran, halam 12 Haziran 1923’te Ankara’da doğmuşlar. Ayrı gün ikizleri. Şûra-yı Devlet’in (Danıştay) kurulmasında büyük emeği olan dedem Mehmet Asaf’a 1922 yılında Atatürk’ten bir haber gelir: “Asaf’a söyleyin, Ankara’ya gelsin.” Aile, İstanbul’dan Ankara’ya taşınır. İkizlerin doğumunu, Ankara’daki bir hastanede Operatör Dr. Mim Kemal Öke yapar. Mehmet Asaf, kısa süren hastalığının ardından 1930 yılında vefat eder. Aile tekrar İstanbul’a taşınır. İkizler okul çağındadır. Atatürk, İsmet İnönü’ye “Asaf’ın çocuklarını bir okula yerleştirin” talimatını verir. O dönemde soyadı olmadığı için babam ilkokula Özdemir Asaf olarak kaydolur. 1934’te çıkan Soyadı Kanunu ile babaannem “Arun” soyadını alır.

    Üniversite eğitimini yarım bırakan babam, annemle evlenir. Şakacı yönü az bilinen babamın, benim doğumumla ilgili hoş bir anısı var. İstanbul, Acıbadem’deki köşkün büyük bir bahçesi, bahçede de meyve ağaçları vardır. 26 Haziran 1947 günü bahçeden toplanan armutlar büyük bir iştahla yenir. Annem hamile olduğu için biraz daha fazla yer. Akşam herkes odasına çekilince annem, “Özdemir, çok sancım var” der. Babam da “Haklısın Sabahat, benim de çok sancım var. O kadar armut yememeliydik” diye cevap verir. Babam uyur, ama annem uyuyamaz. Tekrar seslenir: “Özdemir, dayanamıyorum, çok sancım var.” Babam “Uyuduğuma bakma, benim de çok sancım var, ben de dayanamıyorum” der. Sabah olduğunda annem hâlâ sancılıdır. Babaannem, teyzem, halam, annemi Zeynep Kâmil Hastanesi’ne götürürler. Sancının armuttan değil, doğumdan olduğu anlaşılır.

    Özdemir Asaf, bir süre sigorta şirketlerinde çalışır, daha sonra bir basımevi kurar. Bu arada Tanin ve Zaman Gazetelerinde çalışıp çeviriler yapar. İlk yazısı Servet-i Fünun, Uyanış dergisinde çıkar. 1951 yılında Sanat Basımevi’ni kurar ve kitaplarını “Yuvarlak Masa Yayınları” adı altında yayımlar.

    İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken başlar Özdemir Asaf’la Sabahat Hanım’ın aşkı… Ama bir ara Sabahat Hanım okul değiştirir. Kendisi için her gün sınıfta yer tutan ve yolunu gözleyen Özdemir Asaf, bu ayrılığa dayanamaz ve hastalandığı bir gün ateşler içinde Sabahat Hanım’ın adını sayıklar. Annesi ve teyzesi arayıp Sabahat Hanım’ı bulur ama aileler okul bitmeden evlenmelerine izin vermez… Böylece mektuplu ve hasretli günler başlar… Özdemir Asaf, mektup yazmasına gerek kalmayacak günleri özler ama tüm yaşamı Sabahat Hanım’a mektup yazarak geçer.


    Özdemir Asaf’ın ilk eşi Sabahat Selma Tezakın’dan, Seda isimli bir kızı; ikinci eşi Yıldız Moran’dan ise Gün, Olgun ve Etkin adında üç oğlu vardır.

    Özdemir Asaf