• Doğal kaynaklar,jeopolitik konum,tarımsal zenginlikler artık bir ülkeyi ihya etmeye yetmiyor.Şimdi lokomotifi özgürlük,adalet ve dayanışma olan yeni bir ekonomi var.
  • Sözlükte, “nasip, pay, nimet ve bağış” gibi anlamlara gelen rızık, bir terim olarak: “Allah’ın yiyip, içmek ve faydalanmak üzere bütün canlılara sağladığı imkânlar, lütfettiği nimetler” şeklinde tarif edilebilir.
    Kur’an’da, “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın…” denilerek rızkı verenin Allah olduğu vurgulanmakta; “…yeryüzünde dağılın ve Allah’ın lütfünden nasibinizi arayın…” denilerek de rızkın temin edilmesinde insanın çabasına işaret edilmektedir . Aynı şekilde, insan için kendi çalışmasından başka bir şeyin olmadığını dile getiren ayetlerde, rızkını elde etmede insanın gayretine vurgu yapılmaktadır .
    Allah, yeryüzünde herkese yetecek kadar imkânlar yaratmıştır. Bu imkânlardan faydalanmak herkesin hakkıdır. Fakat herhangi bir çaba olmaksızın bu imkânlardan faydalanmak mümkün değildir. Öyleyse insanların geçim noktasında sıkıntı çekmelerinde kendi tutumları önemlidir. Çalışmadan, herhangi bir gayret göstermeden rızık temini mümkün değildir.
    Fakat kabul etmek gerekir ki, bazen insan ne kadar çaba gösterirse göstersin rızkını temin etmede zorluklar çekebilmektedir. Bazen coğrafya ve iklimden kaynaklanan sebeplerle, bazen de insandan kaynaklanan sebeplerle açlık ve fakirlik gibi problemlerle karşı karşıya kalıyoruz. Esasında açlık ve fakirlik probleminin gerisinde yanlış kader anlayışı ve adalet, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma gibi erdemlerden yoksunluk yer almaktadır.
    Allah Teâlâ bütün canlılar için sayısız nimetler yaratmış, bu nimetlerin paylaşılması gerektiğini vurgulamıştır. Servetin sadece zenginler arasında dolaşarak tekelleşmemesini kınayan Kur’an, zenginliğin bir imtihan olduğunu belirtmiştir. Bu şekilde zenginlere ayrı bir sorumluluk yükleyen Kur’an, başkalarına yardımda bulunmayı ve infâk etmeyi imanın bir gereği olarak görmüş, bu yüzden de nimetleri paylaşmamayı bir hak gaspı olarak görmüştür . Dolayısıyla, gerekli şartları taşıdığı halde zekât ve sadaka gibi yükümlülüklerini yerine getirmeyenler fakirin hakkını gasp etmektedirler.
    Nimetlerin paylaşılması konusundaki Kur’an’ın emir ve tavsiyelerinden hareketle açlık ve fakirliğin bir kader olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla, rızkın Allah’tan olduğuna inanan mümin, elde ettiği nimetlerden fakirin de hakkı olduğunu bilir ve bunu paylaşırsa, toplumsal sorumluluğunu yerine getirdiği gibi, Allah’ın nimetlerine karşı şükür borcunu da ifa etmiş olacaktır. Böylesine bir anlayış, açlıktan ölen insanların olduğu dünyada yaşama gibi bir utancın ortadan kalkmasına oldukça önemli katkı sağlayacak bir anlayıştır.
  • 1985-1990 arasında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) uygulanmasını talep eden dilekçe kampanyası, Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü, Kâriye Şenliği, Mor İğne Kampanyası ve Medeni Kanun reform çalışmalarında aktif rol oynayan, 1986’da İnsan Hakları Derneği’nin, 1989’da İstanbul Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın, 1990’da Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın, 1993’te Türkiye Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin, 1997’de Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’nin (KA-DER) ve Winpeace – Türk ve Yunan Kadınları Barış Girişimi’nin kurucuları arasında yer alan, Türkiye'de kadın çalışmalarında çıtayı Nirvana'ya çıkarmış, anısına toplumsal cinsiyet odaklı araştırmaları desteklemeyi ve teşvik etmeyi amaçlayan araştırma ödülü düzenlenen, feminist hareketin öncülerinden Haziran 2017 'de kaybettiğimiz feminist öncümüz kimdir?

    Bu soruyu bilene; Kendine Ait Bir Oda hediye :) benim değerimi bilmiyorsunuz, alın size soru :))
  • Varoluşçu kişi ıvır zıvır eşyayla dolu bir dünyada sendeliyor;
    acayip bir dayanışma kaygısıyla birbirine yaslanmış, fakat kendini salt dışlaşma olarak gösteren ülkücülerin gözünde ikiyüzlülük damgasını yemiş, birbirine zincirli pis engellerle dolu bir evrende tökezliyor.
  • Öğretmen koca bir sınıfın karşısında yapayalnız bir başlangıç yapıyor aslında. Kimi yıllar yılı tecrübelerinden çıkarımlar yapıyor kimi kendini bir şekilde geliştirirken kimisi kısır bir döngüde ilerliyor.
    “Ne yapabilirim? İleride nasıl bir öğretmen olacağım?” gibi soruların yavaş yavaş doldurduğu zihnimde bu kitap bir umut oldu benim için. Kitaba öğretmen el kitabı demek istiyorum. Bir kere okuyup verilecek bir kitap değil. Çok sayıda etkinlikler ile kitap zenginleştirilmiş, tavsiyelerde bulunulmuş dolu dolu bir kitap. Bir öğretmenin diğer öğretmenlere ve öğretmen adaylarına tavsiyeleri. Bu tavsiyeler öyle değerli ki... Yazara emeklerinden ötürü çok teşekkür ediyorum. Eğitim bu dayanışma ile yükselecek inşaallah
  • Kırılmadık, alıştık. Başka bazı şeylere katlanmamızı güçleştiren yirmi yaşımız, bu işte bize yardım etti. Ama en önemlisi, içimizde sağlam, pratik bir dayanışma duygusunun belirmesi oldu. Bu duygu, cephede harbin yarattığı şeylerin en iyisini meydana getirdi. Arkadaşlık!
  • Arazinin statüsü ve inşa edilmiş hacim. İnşa edilmiş hacim, salyangozun kabuğudur . Arazinin statüsüyle salyangoz insan'ımızın maddesel ve ruhsal yiyeceklerini bulduğu sebze bahçesini belirler. İnsan ve ortamı. Ve bu derste mimarlıkla şehirciliği birleştirmek isterdim.Daha doğrusu: şehirciliği, içine itildiği gözde düşmüş , iki boyutlu bilim tanımlamasından kurtarıp (kadastro memurlarının elinde tehlikeli bir araç bugün) ona üçüncü boyutunu vermek; sorunun verilerini birlik , dayanışma ve bütünlük içinde bir araya getirebilecek, üçüncü ve tek boyut.