• O geçen zulm-i istibdât yıllarında her milletin büyükleri zenginliği ile övünürken bir Türk ulusu ancak muharebelerde aldığı yaralarla iftihâr ederdi.
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 33 - Palet Yayınları
  • "Türk gibi kuvvetli." darbımeseli boşuna söylenmemiş idi.
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 30 - Palet Yayınları
  • Yahya Kemal ,Balkanlar için;"Türkler,bir deniz gibi Balkanlardan çekilmiş lâkin tuzunu bırakmış,bütün o topraklar Türklük kokuyor."diyor.Ne kadar güzel bir söz Balkanlara gittiginizde hala orada ki Osmanlı mimarilerini goruruz.Oradaki insanlara "Turkiyeden geliyoruz" denilince gozlerinde hep bi isilti parlar.Belki hala ayni sinirlar dahilinda olmasakda 500 yıllık ortak gecmisimiz bizi bir yapiyor.
    Peki neden unutuldu bu eski vatan.?
    Anzaklar Canakkalede olen askerleri icin her yıl o kadar mesafeyi gozardi edip ,gelip atalarini anarken.Bizi ordaki atalarimizi anmakdan mahrum eden gaflet nedir?

    Belki şoyle diyebilirsiniz;"eskiden vatanmis simdi degil beni ilgilendirmiyor"diyebilirsiniz.Peki o zaman Balkan savaslarinda sehit olan askerlerimiz, dedelerimiz niye oralarda canini feda etmis neden onca sivil katledilmis.Gunumuzde her ulkenin siniri belli fakat bir zamanlar dedelerimizin yasadigi yerleri can verdigi yerleri ve sehitlerimizi unutmamak icin oğrenmeliyiz "Balkanların Nasıl Kaybedildiğini" ogrenelim ki  dogu anadoluyu,egeyi ,karadenizide aynı sekilde kaybetmeyelim.
  • Colin Falconer'in Bir Hürrem Masalı'ndan sonra acaba daha böyle güçlü entrikalarla dolu başka Sultanlar var mı diye araştırıp büyük bir beklentiyle okuyup kısa sürede hüsrana uğradığım bir kitap,maalesef ki!

    Bunu üzülerek söylüyorum ve baktığımda incelemelerin hemen hemen hepsinin olumlu olması da beni şaşırtan bir başka konu.Belki de kitaba böyle yaklaşmamdaki bir sebep de Colin Falconer'in akıcı üslubunu Ann Chamberlin'den alamamam,çeviriyi yapan da suç desem,ki bana tarihi sevdiren yazar/çevirmen olan Solmaz Kâmuran'a asla böyle bir kötülük etmem.

    Gelgelelim kitabı okumaya nasıl başladığıma,birinci kitabını okul kütüphanemizde bulamadığım için ikincisinden başladım(bazılarınız diyebilir ikincisinden başladığın için olabilir bu yorumların ama hayır.Hatta ikincisinden başlamam daha iyi oldu diyebilirim çünkü birincisinden başlasaydım ikinci kitaba bir şans vermezdim bile.).

    İkinci kitap hadım edilmiş Abdullah'ın ağzından anlatılıyordu ve kitabı çoğu İsmihan Sultan üzerine durulmuş ve beklediğim Güçlü Safiye'yi pek bulamadım da.Hürrem'le karşılaştırıracak olursam eğer Safiye çok sabırsız,ve Osm. İmparatorluğunu Hürrem kadar iyi tanıyamamış.Safiye istiyor ki elde etmek istediği güç hemen ayağına gelsin.Fazla fikir üretemediğini gördüm Hürrem'e oranla.Mesela Hürrem,iktidara giden gücün erkek çocuk doğurmaktan geçtiğini biliyor ve hamile kalabilmek gerekse Kanuni'yi etkileyebilmek için sürekli fikir üretme içerisinde,mümkün olduğunca tüm fırsatlardan istifade etmeye bakıyor ama gel gör ki Safiye Sultan korunuyor. Ha bunun bir nedeni de güzelliğinin bozulmasını düşüneceği ve 3.Murad'ın başka kadınlara yönelebileceği düşüncesi.Aslında oldukça doğal bir konu bunu Hürrem de oldukça takmıştı bir nevi güzelliği onun şah damarıydı ama bununla ugraşmayı da öğrendi,bakımına yine devam etti,çocuklarını kendisi emzirmedi mesela.
    Neyse Safiye sonunda buna sıcak bakıyor(Nur Banu,Murad'ın şu ana kadar baba olamamasında Safiye'nin korunduğu düşüncesini Murad'a söylemese Safiye daha nereye kadar korunacaktı orası da başka merak konusu.) ve bir erkek çocuğu oluyor.Sonra tutturuyor evlenelim diye.3.Murad da bir zamanlar Kanuni'nin Hürrem'e söylediklerini aktarıyor Safiye'ye(Kanuni'den farklı olarak Murad annesine evlenmeyeceğine dair söz vermiştir ve bunu da söylüyor) ,Safiye de surat asıyor;bu konuyu yine ara ara Murad'a hatırlatıp onu bunaltmaktan başka bir şey yapmıyor.Ama Hürrem bunları mı yapmıştı?

    Yazarın üslubuna gelirsem eğer,ara ara benzetmelerinin beni çileden çıkardığı oldu,bunun bir nedeni de kitapta her "Osmanlılar,Türkler,Müslümanlar" vs gibi kelimeler gectiğinde yazarın objektifliğini kaybedip aleyhimize eleştiri yapması,en basit bir şeyden bile o zamanların güç sahibi dedelerimiz Osmanlılar"a gönderme yapması oldukça canımı sıktı.Bu yüzden kitabı bırakma noktasına geldim,daha sonra ben niye yazarı araştırmıyorum dedim ve ekşi sözlükte ilk gözüme çarpan yorumun,düşüncelerimle kelimesine kelimesine aynı olduğunu görünce içim bir nebze ferahladı.

    Kısacası hayal kırıklığı oldu benim için.Umarım Safiye Sultan'ı anlatan başka kaynaklar bulabilirim...
  • Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, fikirleri, demokratlığı, bilgeliği ve gerçek dindarlığı ile çok büyük saygı duyduğum, hatta açık söyleyeyim hayranlık beslediğim bir liderdir. Onun birbirinden değerli eserleri Türkçeye çevrildi ve ben de daha önce bazılarını okumuştum. Son olarak Türkiye’de ‘Köle Olmayacağız’ adıyla neşredilen eserini okuma fırsatı buldum. Aslında hiç tarzım değildir ama müsaadenizle bu sefer bütün sözleri onun kitabından alıntılarla sürdüreceğim. O yüzden buna bir ışığı yansıtma çabası diyelim. Buyurunuz;

    - Bosna’nın Sırp olduğunu söyleyenler ve onun Hırvat olduğunu ifade edenler vardı. Ancak –maalesef- aynı saldırganlıkla, Bosna’nın sadece Müslüman olduğunu söyleyenler de vardır. Bu üç iddiayı da biz aynı kararlılıkla reddediyoruz.

    - Biz zulümlerin sadece ve sadece zalimlerin filli olduğuna inanlardanız ve ilan ediyoruz ki biz bu zulümler için Sırp halkını suçlamıyoruz. Zulüm için zalimlerden başkası hesap verecek değildir.

    - Dedelerimiz, insanlar arasındaki bağlar güçlensin diye köprüler inşa ediyorlardı. Bu köprüler ise kargaşa ve zulüm yıllarında bizim yok edilişimizin yerleri oldu. Onlar üzerinde akrabalarımız öldürüldüler. Biz onları unutmamak zorundayız. Fakat biz, bu köprüleri yapan asil kimselerin torunları olduğumuzu da unutmamalıyız.

    - Büyük Allah’a yemin ederiz ki köle olmayacağız!

    - Tarih, hayatın öğretmenidir.

    - Bu normal bir savaş değil, Sırbistan’ın başlattığı işgal normal bir işgal de değildir. Bu, sivil halka ve onun dini, milli ve kültürel değerlerine karşı bir soykırımdır.

    - Hakikaten o gün şehrin tümünde silah sesleri patlamaktaydı. Her tarafa bombalar düşüyordu. O zaman bir evden bir bayan bağırmaya başladı: ‘Başkanım korkmuyor musunuz?’ Dedim ki, ‘tabii korkuyorum.’ Açıkça benim cevabıma şaşırdı. Dedim ki, ‘ben normal bir insanım ve korkarım.’ Şimdi cesaret hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum. Asla korkmadıklarını söyleyen insanlar yalan söylerler. Eğer öyle insanlar varsa onlar normal insan değiller. Bizler ise normal insanlardan oluşan askerleriz.

    - Avrupa’nın ilk şoku şu idi; Küçük bir halk direndi. Burada Bosna Hersek halkı demek zorundayım. Bu sadece Boşnak halkı değildi. Ordumuzda bizimle birlikte savaşan önemli sayıda Sırp ve Hırvat vardır ve ben bunu burada söylemek istiyorum. İkinci şoku Avrupa bir müddet sonra yaşadı. Eğer bir kimse ibadethaneleri, köprüleri, kültür abidelerini yıkacak, kadın ve çocukları öldürecekse Avrupa bunu Boşnaklardan beklerdi. Biz bunları yapmadık. Bunu Avrupa hiçbir şekilde açıklayamamaktadır. Bu sebeple diyebilirim ki bir yere gittiğimde çifte şeref duymaktayım.

    - Açıkça ifade edeyim ki: ben burada İslam Cumhuriyeti istiyor değilim ancak kimilerinin hoşuna gitse de gitmese de, İslam’ın bu topraklarda hayatta kalmasını istiyorum.

    - Biz başkasının dinine, milliyetine, siyasi görüşüne saygı gösterdiğimiz ve bu zamanlarda demokrat kalmaya, daha doğrusu adam gibi olmaya çalıştığımız için muzaffer olacağız.

    - Halkımız cami eşiklerini yıkmıyorsa da dindardır ve bunu çok iyi biliyoruz. Onun bazı kutsallarına dokunmayın. Biz subaya camiye gidip gitmediğini ya da oruç tutup tutmadığını sormayacağız. Ondan istediğimiz dürüstçe savaşmasıdır ve neye inanıyorsa inansın. Kendisi bilir ancak Allah’a küfür edemez!

    - UNPROFOR kapsamında Türk askeri de gelecektir bize. Bu konuda da çok direnç gösterdiler. Türkler buradan yüz seneden de fazla süre evvel gittiler. Ancak Türk askeri buraya gelecek ve herhangi bir parmak kaldırmak değil, dürüst bir şekilde hizmet edeceklerine inanıyorum. Onlar iyi askerdir. BM askeri olarak görevlerini dürüstçe yapacaklardır.

    - Bana yaptıkları bir şeyi istersem affetme hakkına sahibim. Ancak kadınlarımıza ve çocuklarımıza yaptıklarını asla affetmeyeceğiz!

    - Gerçekten halkımız çok acı çekti. Ve dünya ülkelerine giderken bu sebepten dolayı acı hissediyorum. Ama utanarak gitmiyorum. Birinin bana ‘ne yaptınız orada?’ diye sorması beni korkutamaz. Çünkü biz ibadethaneleri yıkmadık, kadınlara ve çocuklara kötülük etmedik.

    - Bu savaş iki ordunun yaptığı klasik bir savaş değildir. Bu, o zamana kadar görülmemiş kültürel ve dini eserlerin yıkımıyla beraber bir ordunun sivillere karşı bir savaşıydı.

    - Bizim Bosna dediğimiz şey Balkanlarda sadece bir toprak parçası değildir. Çoğumuz için Bosna sadece vatan değil, o bir fikirdi. Farklı din, farklı millet ve kültür geleneklerine sahip insanların bir arada ve beraber yaşayabileceğinin inancıdır.

    - Biz Doğuda olsun Batıda olsun iyi olan her şeye açık olarak kendi İslami kimliğimizi koruyoruz.

    - Bosna, İslam dünyasının Batıya doğru son, Batıdan Doğu’ya karşı ise ilk kapısıdır. Burası, iyi insanların yaşadığı güzel bir ülkedir.

    - Bir din olarak İslam tabiata dönük, Kur’an ise gözlem ruhuyla dolu bir kitaptır. Dini bir kitap için biraz alışılmışın dışında olan ve ‘bakınız, gözlemeyiniz yolculuk yapınız’ gibi Kuran’ın çağrılarını hatırlatırım. Bu çağrılara başkaları uydu. Biz Müslümanlar ise uymadık.

    - İlk soru şudur; bizim İslam dünyamız sanki takvim ve saat yokmuş gibi dakik değildir. İbadetin bile zamana bağlı olduğu ve her şeyin saat ve dakikada tasvir edildiği bir dünyada bu nasıl olabildi? İkinci soru; şehirlerimiz kirlidir. Temizliğin imandan sayıldığı ve ibadetin organik, ayrılmaz bir parçası olduğu bu Müslüman dünyasında bu durum nasıl meydana geldi?

    - Saraybosna, farklı din, millet ve kültür sahibi insanların beraber yaşayabileceğinin şahididir. Bunun için tek şart vardır; insan olmak! İnsan olmayanlar bunu yapamaz.

    - Bosna’da medya sansürü yok. Asla bir yayın yasaklanmamış. Herhangi bir gazeteci yazdıkları sebebiyle takibata uğramamıştır. Buna karşın bizim sağ ve sol tarafımızda yani Sırbistan ve Hırvatistan’da tek ırk, tek din ve tek parti konseptiyle gurur duyan küçük faşizmler vardır.

    - Şahsen kendimi hem Müslüman hem de Avrupalı hissediyorum.

    - Gerçek vatanseverlik başkalarının değil kendimizin fedakârlığıdır.