• "-Ellerin" dedi.
    "Ellerin neden yara içinde Anna"
    "Kırılacağım ve yine de sen sivri yanıma denk gelmeyeceksin, bu yüzden ben yaralanacağım, sen sağ çıkacaksın Leon"
  • 48 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu sayıyı beğendim.22.sayıydı.Sticker ve poster hediyeliydi ve tahmininiz üzere kapak Leon'du.Mathilda'ydı."Ölümden gerçekten korkmaya başladığın zaman hayatın kıymetini bilmeyi öğrenirsin"cümlesiyle başladık dergiye.
    İlber Ortaylı ",Geleceğe Dair Beklentiler"inden bahsetti.
    Zülfü Livaneli,"Başka Bir Hırs"dedi
    Alfonso Cuarón'un "Roma "filmi hakkında konuştuk.
    Hakan Günday-Ahmet Mümtaz Taylan ikilisi dar alanda kısa paslaşmalar yaptı.
    Gonca Vuslateri-Güneş Duru ikilisi"Leon Sevginin Gücü"filmini değerlendirdi.
    Tarık Tufan "güven"konusuna değindi ve aşılamayacak paradokslarla hem düşündürdü hem ciğerimi yaktı.
    Serdar Kuzuloğlu sosyal medya teşhiri ve bizi bekleyen geleceğimizden bahsetti.
    Hoştu.Deli doluydu.Ansiklopedi tarzındaydı.Genel kültür,düşünce,edebiyat derlemesiydi.Okuyunuz.
  • 345 syf.
    ·4 günde·9/10
    ŞİİRE ON BEŞ, ON ALTI YAŞLARINDA BAŞLADI ve YİRMİ BİR YAŞINDA

    BİR ÇİZGİ ÇEKİP “HEPSİ BU KADAR” DEDİ.

    JEAN NICOLAS ARTHUR RIMBAUD
    (20 EKİM 1855-10 KASIM 1891)

    1852 yılı, Fransa’nın kuzeyinde, Ardenler bölgesindeki Charleville kentinin gar alanında ilk defa birbirlerini gördüler. 38 yaşındaki Yüzbaşı Frédéric Rimbaud ve çiftçi Bay Cuif’in 27 yaşındaki kızı Vitalie. Mavi gözlü bu güzel kız; çalışkan, tutumlu, ciddi, geleneklere ve kurulu düzene önem veren, geçinme derdi yüzünden aşka-meşke zaman ayıramamış bir sofuydu. Yüzbaşı Frédéric Rimbaud ise; özgürlüğüne düşkün, liberal, yazar, yabancı dillere karşı ilgili (Kuran-ı Fransızcaya ilk çevirendi ve İslam’a ilgi duyuyordu) güzel sanatları-edebiyatı ve yazmayı seven bir subaydı. 1860’da, evlikleri, dünyaya getirdikleri 4 çocuğa rağmen, Bourbon sokağındaki evlerinde, büyük bir tartışma neticesi sonlandı. Yedi yaşındaki Rimbaud’ya babasından kalan tek anı gümüş bir tabaktı. Abisi Frédéric, iki kız kardeşi İsabel ile Vitalie ve annesiyle; artık babaları olmadan devam edeceklerdi hayata.

    Abisi ve Arthur, önce laik bir eğitim veren Rossat Okuluna, üç yıl sonra da, dinsel ve laik eğitimin bir arada yapıldığı Charleville kolejine verilirler. Başarılı ve sofu bir öğrencidir. Yunanca ve Latinceye karşı yeteneği, bu dilde kitapları okuması, Rimbaud’nun, şiire köprü kurabilmesini sağlar. 1867’de bu içine kapanık, durgun, sessiz delikanlı; Ernest Delahaye ile ölümüne dek sürecek bir arkadaşlık kuracaktır.

    2 Ocak 1870’te, henüz 15 yaşındayken, Paris’te çıkan “Revue Pour Tous” dergisinde, ilk şiiri “Les Etrennes des Orphelins” (Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları) yayınlanır. Takip eden günlerde, Rimbaud’un şiir yaşamına etki edecek; devrimci, cumhuriyetçi, liberal, özgür düşünceden yana bir insan olan genç Georges Izambard, Réthorique (söz bilim) dersi öğretmeni olarak okuduğu koleje atanır.

    Fransa ve Prusya savaşta olduğu bir dönemde, annesinden bir nebze kurtulmak adına gönüllü askerliği bile göze alan şairimiz; biraz trenle, biraz yayan, ilk Paris kaçamağını 29 Ağustos 1870’de yapmaya yeltenir. Üzerinde kimlik bile olmadığından polislerce Mazas Tutukevi’nde birkaç gün tutulur. İzambard’ın gelmesiyle kurtulur ve Charleville’e geri döner. “Bit Arayan Ablalar” ve “Yedi Yaş Ozanları” şiirleri bu süreçte yazılır.

    18 Mart 1871 Paris Komünü ayaklanması ve Komün yönetimi sırasında Paris’te bulunan Rimbaud’ya, “La Bouche D’ombre” (annesine şom ağızlı lakabı takmıştır): Okulun savaşa rağmen bahar döneminde açılacağını, belirten mektup yazar ve onu geri çağırır. Ayak direyen Arthur, ilk eşcinsellik deneyimini de yaşadığı, Babylon askeri kışlasında bir süre daha takılır ve Charleville’e geri döner.

    Arkadaşı Paul Demeny’e yazdığı mektupta; şiirin öznel değil nesnel olması gerektiğini belirtir. “Tüm duyuları uzun süre, sonsuzca ve bilinçle bozup değiştirerek kendini “Voyant” (Bilici), görülmezi gören kılar ozan” demiştir. Ozan ona göre ateş hırsızıdır, insanlıktan sorumludur. Şiirin, özüyle de biçimiyle de yenilik sergilemesi gerektiği belirtir. Demeny’ye anlattığı felsefesini destekler nitelikte, şair, ileride çıkacak: “Illuminations (Renkli Levhalar) ve Saison En Enfere (Cehennemde Bir Mevsim)” şiir kitaplarını, mektubunda, şimdiden haber vermektedir.

    1872 ilkbaharında tekrar Paris’e, eşcinsel bir arkadaşlık da yaşayacağı ünlü şair Paul Verlaine’e davetlisi olarak gider. İkisi beraber Paris’ in altını üstüne getirirler. Yeşil Tanrı Absinthe’in de yardımıyla (sanrı etkisi veren bir içki), Rimbaud şiiri için: “Usun bilinçli bir biçimde bozulması” der. Verlaine ile beraber Belçika ve sonrasında Londra’ ya yaptıkları yolculuklardan “Gemicilik” şiiri doğar. Ölçüyü, uyağı atar Rimbaud ve böylece serbest şiirin ilk temellerine de harcını koyar: “Arabalar gümüş ve bakır / Pruvalar çelik ve gümüş / Döğüyor köpüğü / Kaldırıyor katmanlarını böğürtlenlerin”. Sarhoş oldukları bir gece, Verlaine’in Rimbaud’yu 9 Temmuz 1872’de elinden vurması ve hapse girmesiyle iki çılgının arkadaşlıkları sekteye uğrar.

    RIMBAUD’UN SALDIRGAN YAPISININ NEDENLERİ:

    İnatçı, alaycı, insanları iğnelemekten hoşlanıyor. Tembel ve ikiyüzlüdür. Ne okumak istiyor ne de çalışmak. Ama bağış niteliğindeki harçlıkları alıyor. Öte yandan gururludur. Bu da bilinçaltında rahatsızlık yaratıyor, “sağ ol” diyeceği yerde saldırıyor. İçedönük, kapalı, disiplinli, ailesinden sevgi ve şefkat görmediğinden kimseye karşı sevgisini dışa vurmuyor. Vaktinden önce olgunlaşmış. Kendi gibi düşünmeyenlerle birlikte olup dostluk kuramıyor, yalnız kalıyor. Verici değil, alıcı. Öfkeli Rimbaud herkese kızıyor; annesine, kiliseye, öğretmenlerine, büyüdüğü yere, yasalara, devlete, Fransa’ ya, rejimlere, özetle her şeye kargışlar yağdırıyor. Saldırganlığı yaşının ve bireysel yapısının yanı sıra, sanat görüşünün aşkın oluşundan da kaynaklanıyor.

    LES AFFAIRES – GARİPLER

    Gece soğuk, kar serpiyor,

    Fırıncı ekmek yapıyor,

    Beş küçük çocuk



    Bakıyorlar somunlara,

    Yazık değil mi bunlara

    Donları delik!



    Ve fırıncının kolları

    Çeviriyor somunları

    Harlı fırında.



    Somunların çıtırtısı,

    Fırıncının zevzek sesi

    Kulaklarında.



    Büzülmüş o daracık

    Ana göğsü gibi sıcak

    Delik önünde.



    Ekmek, iftar sofrasının

    Çörekleri gibi, bakın

    Çıkıyor işte.



    Delikten yaşam tütüyor

    Böcekler ile ötüyor

    Kızaran ekmek



    Çarpıyor, nasıl iştahla

    Yırtık giysiler altında

    Beş çocuk yürek.



    Toplanmış kuşluk vaktinde,

    Kırağı, çiyler içinde

    Yoksul İsalar.



    Küçük delikte yüzleri,

    Ekmeklerde aç gözleri

    Ne söylüyorlar?



    Büzülmüşler, bu alaca

    Tan vaktinde, budalaca

    Dualar kime?



    Yırtık donları patlıyor

    Bağırmaktan. Savruluyor

    Gömlekleri kış yelinde.

    Çeviri: Erdoğan ALKAN

    *

    LA DORMEUR DU VAL – KUYTUDA UYUYAN ASKER – Ekim 1870

    Yeşil bir kuytudaki gümüş ot kümesine

    Takılmış deli gibi, şarkı söylüyor ırmak

    Şavkıyor, ışık köpüren koyağın sesine

    Vermiş kendini güneş, şavkıyor dağlardan bak.



    Genç bir asker, ağzı açık, başı çıplak, dalgın,

    Boynunu serin, mavi tereotuna salmış,

    Işığın yaydığı yeşil yatağında, solgun,

    Otlarda, bulutun altında uyuyup kalmış.



    Ayakları otlarda, sayrı bir çocuk gibi

    Uzanmış ve uyuyor, deliksiz bir uyku bu

    Üşüyor, Doğa onu sıcak kollarınla sar.



    Artık hoş kokulara bile yabancı işte;

    Ellerini göğsüne kavuşturmuş, güneşte

    Uyuyor. Sağ yanında iki kızıl delik var.

    Çeviri: Erdoğan ALKAN

    *

    ŞAİRLİĞİNİN SONUNA DOĞRU:

    Rimbaud, düz yazılmış şiirlerini “Cehennemde Bir Mevsim” adlı kitabında toplar. Paris’ de bastıramaz kitabı. Brüksel’ deki Poot Yayınevi, kitabın giderlerini Arthur’un ödemesi halinde yayınlamayı kabul eder. Kitap Ekim 1872’de basılır. Rimbaud birkaç kopyayı Paris’te ona yüz çeviren şair ve sanatçı arkadaşlarına yollar. Düşman bir sessizlik vardır! Kitabına karşı yazın dünyası sağır-dilsiz-duyarsızdır. Masrafını ödediği, basılan ve satılmayan tüm bu kitapları yayınevinin bodrumuna kaldırtır. Kitapları, ölümünden sonra 1901 yılında, hukuk dergisi arayan bir avukat, Leon Lousseau, şans eseri bulacak ve bu kitaplar ağırlığınca altından daha pahalıya satılacaklardır.

    KÂŞİF RIMBAUD:

    Yunanca ve Latincesi olan Rimbaud, İngilizcesini de hayli ilerletir ve Almancaya, Rusça ve Arapçaya merak salar. Hapisten çıkan Verlaine ile Stuttgart’ ta bir dost evinde buluşurlar ve Rimbaud ona “Illuminations” kitabının el yazmalarını verir. İki sevi, sonradan birbirlerine yazdıkları hakaret içeren mektuplarla yollarını ayırırlar. Verlaine 1886 yılında, kendi çabalarıyla, La Vogue Dergisi editörüne “Illuminations” kitabını yayınlattırır.

    1877’de Kıbrıs Larnaca’da inşaat işçilerine çevirmenlik yapmaya başlar. 1880, Rimbaud 26 yaşındadır. Yılların ve hastalıklarının yorgunluğu yüzü ve bedenindedir. Ailesinden mektupla; tarım ve mühendislikle ilgili onlarca kitap ister. O artık bir tüccar, girişimci, maceraperesttir. On yılını Habeşistan’ın (Etiyopya) Harrar’ında, uşağı Camii ve Habeşli kadın sevgilileriyle geçirir. Ader (Yemen) ve Mısır’a sıklıkla seyahat eder. Ticarette başarılı değildir ama azminden hiç kaybetmez. Bu seyahatlerinde öğrendiği yeni coğrafi bilgileri, Paris Coğrafya Enstitüsüne göndererek yayınlanmasını sağlar. Afrika ve Arap yarımadasındaki hayatı boyunca Abdullah ismini kullanır. Camii’nin Rimbaud’yu Müslüman yaptığı söylenir. Lakin batılı kaynaklarda böyle bir belge yoktur. Ölümünden önce Isabelle’e, Camii’ ye 10.000 altın Frank vermesini vasiyet eder. 1891 Mayısında Ader’den, ameliyat olmak için Marsilya’ya doğru yola çıkar.

    HASTALIĞI, ÖLÜMÜ ve CENAZESİ:

    20 Mayıs 1891’de Marsilya Conception Hastanesine gelir. Ertesi günü sol bacağı, kanser uru nedeniyle doktorlarca kesilir. Ağrılarının artması üzerine ameliyatı sonrası dinlendiği Roche’daki evinden tekrar Marsilya’ya hastaneye geri döner. 9 Kasımı 10 Kasıma bağlayan gece, habis kanser nedeniyle şiddetli ağrılar çeken, yüksek afyon ve sanrı etkisindeki Rimbaud, 37 yaşında, vefat eder.

    Annesi Vitalie Cuif, Charleville kilisesi rahibi Gillet’den, kimseye haber verilmeden- acilen, bir saatlik ve birinci sınıf bir merasim ister. Kimileri bu garip cenazenin sebebinin, Rimbaud’un sünnetli olmasından ve etrafın bunu görmesi tedirginliğinden ötürü olduğunu söylerler. Lakin bu bir varsayımdır.

    Ne enteresandır ki ilk kitabı da öldüğü gün, Rudolphe Darzens’in sayesinde, “Bütün Şiirler” başlığıyla yayınlanacaktır: RELIQUAIRE (Kutsal Emanetlerin Saklandığı Sandık). Sonraları, eski arkadaşı Pierquin’in çabasıyla Charleville Gar Alanına, Rimbaud’un heykeli dikilir. Maketi Isabell’in heykeltıraş kocası Paterne Berrichon yapar. Açılıştan sonra, akşamüzeri Ernest Delaheye, Rimbaud’un annesine rastlar ve ona: “Tören güzeldi değil mi? Ama sizi göremedim” der. Anne Vitalie: “Orası benim yerim değildi, siz Bay Delahaye, çok iyi bilirsiniz ki benim yerim orası değildi” der. Oğlunun çalışmalarından hep nefret etmiş ve onun şair olmasını hiç istememişti Bayan Cuif. Yine de, gar alanına gelen Charleville halkı, sık sık, bronz heykelin eteğinde çiçekleri sulayan, yaban otlarını ayıklayan yaşlı bir kadın göreceklerdi…

    ***

    MOUVEMENT (ILLUMINATIONS, 1873 – 1875) – DEVİNİM

    Çağlayanların kıyısında dolambaçlı devinim,

    Kıç bodoslamada girdap,

    Sahne yaşamının ivediliği,

    Akıntının olağanüstü gelip geçiciliği,

    Görülmemiş ışıklarla ve

    Alışılmamış kafa yapıcılarla götürüyor

    Akıntının ve vadinin yeli sarmalıyor yolcuları.



    Dünyanın fatihleridir bunlar

    Kafa yapıcı servetlerini arayan,

    Dürüstlük ve refah yolculuk ediyor onlarla;

    Irkların, sınıfların ve tüm mahlûkatın

    Görgüsünü yönetiyorlar, bindikleri bu alamette,

    Yeni bir çağın sarhoşluğu ve dirlik düzeni,

    Yaman çalışma odası akşamlarında.



    Çarklar, soy, körpeler, aile, güzel çocukların arasında söyleşinin nedeni,

    Bu kaçak gemide, çıkar hesapları,

    -Görülüyor ki, devingen suyolunun ötesinde, tıngır mıngır giden devasa bir engel gibi,

    Sonsuzluğa dek aydınlatılan, şaşılacak, —bir yığın çalışma odacıkları;

    Danslarına, uyumlu esrimelerinde,

    Ve ortaya çıkarmanın kahramanlığı.



    En şaşırtıcı hava değişikliklerinde,

    Kendi köşesne çekiliyor genç bir çift, Nuh’un gemisinde,

    –Eskiden kalma bir ürkeklik mi bu, onarılmasının imkânsız olduğu?—

    Ve şarkılar söyleyip bekçilik ediyor, genç çift.

    Fransızcadan Çeviren: Süha DEMİREL, İstanbul, 15 Nisan 2013

    Son Not: Bu yazının kaynağı olan ve Erdoğan Alkan tarafından yazılan “Ateş Hırsızı” kitabının incelemesi de yine Süha Demirel tarafından yapılmıştır.
    ***

    Kitabın Künyesi:

    Erdoğan ALKAN
    Rimbaud: Ateş Hırsızı
    Yaşamı, Sanatı, Tüm Şiirleri
    Broy Yayınları
    Ocak 1993
  • :
— Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz, dedi; ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor.
Léon:
— Ben de öyleyimdir, dedi; akşam rüzgâr pencereye vurur, lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki?
Emma, iri iri kara gözlerini ona dikerek:
— Değil mi?.. dedi.
Léon devam ediyordu:
    — İnsan bir şey düşünmez, saatler akıp geçer. Hiç kımıldamaksızın, görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız; düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar, yahut serüvenlerin çevresini izler, şahıslara karışır; onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız.
Emma:
— Çok doğru!.. Çok doğru!.. diyordu.
Léon:
— Bilmem size de hiç oldu mu?.. Bazen insan bir kitapta kendisinin de aklından geçmiş bir fikre, ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.
Emma:
— Onu ben de hissettim, dedi.
— Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum, insanı daha çok ağlatıyor.
Emma:
— Ama, dedi; sonunda insanı yoruyor; şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikâyeleri, korku veren öyküleri seviyorum. Hayatta çok rast gelinen alelade şahısları, ılımlı duyguları anlatan romanlardan nefret ediyorum.
  • Türk Edebiyatında hırsızlık sorunu ..

    Aşağıda parça parça toplayabildiğim bazı örnekler mevcut. türk edebiyatıyla ilgili dostlar varsa yorumlarını farklı örneklerini ya da eleştirilerini bekliyorum.

    peyami safa kaldırımlar için necip fazılı hırsızlıkla suçlayınca verilen cevap

    Necip Fazıl, 'Reşat Nuri'nin Çalıkuşu romanı, Yahya Kemal'in Leyla'sı, Muhsin Ertuğrul'un Hamlet tercümesi çalıntı eserlerden birkaçı' dedi. Çalıkuşu'nun Leon Frapye'ye ait Taşra Muallimesi eserinden, Yahya Kemal'in Leyla'sı ise bir Fransız şairin Solange şiirinden çalıntı. Muhsin Ertuğrul'un Hamlet tercümesinin de Abdullah Cevdet'e ait olduğu savunuldu.

    Ertaş, 'Peyami Safa, Necip Fazıl'ın Kaldırımlar şiirinin kendi romanlarından aktarma olduğunu iddia etti. Bunu inkar eden Necip Fazıl, Peyami Safa'nın hırsızlıklarını açıkladı' dedi. Peyami Safa, Para piyesi İtalyan bir gazeteci-yazardan intihal etti, Atila romanını Fransız Marsel Briyon'dan çaldı. Peyami Safa'nın, çocuk masallarının yer aldığı Bir Varmış Bir Yokmuş eserindeki bazı hikayelerin de çalıntı olduğu ortaya çıktı.
    ...

    "Hatıra, hatıra ne istiyorsun benden? Sonbahar."
    - cahit sıtkı tarancı

    "Bilmem ki hatıralar / Ne istersiniz benden / Gelir gelmez sonbahar?"
    - paul verlaine

    "Geçiyordum Seine kıyısından
    Eski bir kitap koltuğumda."
    - apollinaire

    "Geçtim bir akşam Sadabat’tan
    Koltuğumda Nedim Divanı."
    - cahit sıtkı tarancı

    gök öyle mavi, öyle durgun
    damlar üzerinde
    yeşil bir dal sallanadursun
    damlar üzerinde.
    -paul verlaine

    gök mavi mavi gülümsüyordu/ yeşil yeşil dallar arasından.''
    -cahit sıtkı

    ''sesler ve kokular dönüyor akşam havasında
    hazin bir vals, bir baş dönmesidir bu rüzgar.''
    -charles baudelaire

    '' renklerle şekiller sevişip anlaşır
    seslerle kokular el ele dolaşır
    bir mükemmeliyet orkestrasında''
    -cahit sıtkı
    .....

    arthur rimbaud '' akşam saatinin denizleri sanki amelie'nin göğüsleri''
    cahit sıtkı '' bir kadın göğsü başlarsa konuşmaya / en güzel deniz olur.''
    ......

    İntihal suçlamalarından Peyami Safa da nasibini almıştır. “Sözde Kızlar” kitabının konusunu Marcel Prevost'un “Yarım Bâkireler” ile Victor Margueritte'in “La Garçonne” adlı romanlarından, “Karşıki Evin Işığı” adlı hikâyesini de İtalyan yazarı Pirandello'nun “Öteki Evin Işığı” adlı hikâyesinden aşırdığı iddia edilmişti.

    Samet Ağaoğlu, 'Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda Dostoyevski'den Pitigrilli'ye kadar bir yığın romancının eserinden parçaların bir araya getirildiği iddiasındaydı. Berna Moran da, Peyami'nin aynı romanı Aldoux Huxley'in “Time Must Have a Stop” adlı romanından esinlenerek yazdığını, Noraliya'nın notlarının bir kısmını da yine Huxley'in “The Perennial Philosophy” adlı açıklamalı antolojisinden aynen aldığını yazdı.

    Öldükten sonra da intihal suçlamalarından kurtulamayan bir başka isim Ahmet Haşim. Haşim'in “Yarı Yol” şiirini Rudyard Kipling'in “Congl” adlı şiir kitabındaki “Maymunların Şarkısı” şiirinden aldığı iddia edildi. Nazım Hikmet'in, 'Haşim'e Cevap No 2'de "Ben ki halkın ne alınterinden on para çalmışım/ ne de bir şairin cebinden bir satır" mısralarında muhtemelen bu intihal iddialarına göndermede bulunduğu iddia edilir. Feyzullah Sacit de, Ülkü dergisinde çıkan bir makalesinde Haşim'in önemli imajlarından çoğunu Şeyh Galib'den aldığını iddia etmişti.

    Yağmur Atsız da Nâzım Hikmet'in "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin, Abidin?" mısrasını Pierre Bonnard'ın "Mutluluğun Resmini Yapmak" adlı tablosundan mülhem olduğunu ve "cuk oturmuş bir intihal" sayılabileceğini yazmıştı.

    Alıntı
  • https://youtu.be/CX5QiuMIDhw

    1913 yılı Kasımı'nda Sofya'ya askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal, Bulgar ordusunun ünlü generali, Savunma Bakanı Stylian Kovaçeva'nın 20 yaşındaki kızı Dimitrina Kovaçeva'yla (Miti) bir baloda karşılaşır.
    Yabancı diplomatlar, İsviçre'de eğitim görmüş, üç dil bilen, piyano çalan ve dans pistlerinde paylaşılamayan güzel Miti’ye ''Balkan Gülü'' adını takmıştır. Mustafa Kemal baloda Miti’yi dansa kaldırır.
    O gece Strauss’un ''Güzel Mavi Tuna'' valsi eşliğinde sabaha kadar dans ederler. Sofya'yı sarsacak aşk'ın ilk kıvılcımları başlamıştır.

    Miti ve Mustafa Kemal sık sık görüşür, birlikte buz pateni yaparlar. Ancak, ilişkileri 1914 Sofyası’na esrarengiz, mutlu ve umutsuz bir aşk çıkmazı olarak damgasını vuracak, Bulgar sarayından gelen baskılar ve general baba Kovaçeva’nın ''kızının Osmanlı'daki yaşama uyum sağlayamayacağı'' gerekçesi yüzünden görüşmeleri sona erecektir. Mustafa Kemal İstanbul'a döner. Babası Miti’yi derhal bir mühendisle nişanlar. Fakat Sofya’nın en güzel kızı Dimitrina, son nefesine kadar Mustafa Kemal’i sevecektir.


    Dimitrina’nın kızı Anna Deyanova, yıllar sonra yapılan bir röportajda yaşam boyu sıkıntı çektiklerini, sürgüne gönderildiklerini ifade etmiş, "Şimdi Dolmabahçe Sarayı'nda olmak vardı," diyerek sonu hüsranla biten aşk hikâyesini esprilerle yumuşattıklarını söylemiştir.

    Sofya’ya yeni taşındığı günlerde henüz çevresi olmayan, Bulgaria Pastanesi'nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, mektuplar yazan, akşamları da operaya giden Mustafa Kemal, bir gün yine pastanede otururken, Türkçeye bizzat tercüme ettiği Fransız şair Leon Montenaeken'ın La vie est bréve adlı şiirini yaveri Salih Bozok'a yazdığı mektuba ekler:

    La vie est bréve - Hayat kısacık.
    Un pen de reve - Azıcık hayal,
    Un oen d'amour – Azıcık aşk.
    Et puis bonjour - Derken merhaba...
    La vie est vaine - Hayat anlamsız.
    Un pen de peine - Biraz ızdırap
    Un pen d'espair - Ve umut yalnız
    Et puis bonsoir - Derken Allahaısmarladık...

    ''Sofya'da hayat güzel geçiyordu.
    Fransızcamı geliştirmiştim.
    Ne de olsa davetli sürgün hayatı,
    Diplomatik misyonların davetleri, ziyafetler, açılışlar, akşam yemekleri.

    Memleketim için ne gerekiyorsa, buradan yapmaya çalışıyordum.
    Arkadaşlarımla yazışmayı hiç aksatmadım.
    Zaman, bizim zamanımızı bekliyordu.

    Bir gün, Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.
    Garson, onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
    Köylü: "Bulgaristan, benim çalışmamla yaşatılıyor,
    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
    Verin çayımı pastamı, alın parasını," dedi.
    Ben de köylüden yana çıktım.
    "Benim de köylüm böyle olmalı," dedim.
    "İşte böyle olmalı!"
    Dimitrina, General Ratçov Patrov'un kızıydı.
    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
    Babası Bulgar müdafaa vekiliydi.
    Davet eder, her seferinde gelirdim.
    Kızıyla dans ederdik.
    Ondan çok hoşlanırdım.
    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince.
    "Kadın erkek eşitliği" derdim, ''Dimitrina,
    Seçim hakkı, seçilme hakkı, kadınların her türlü özgürlüğü olmalı."

    Dimitrina da "Bu Avrupa'da bile yok ki Mustafa?
    Türkiye'de ne zaman olur?"

    "Çok yakında," derdim, "Dimitrina,
    Hem de çok yakında...
    Kadınlar, yeniden doğuracaklar kendilerini."
  • 'Ah,denize bayılırım''dedi Leon.
    'düşünce bu sınırsız mesafede daha serbest dolaşır' diye atıldı Emma.