• 144 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    "Bazı acılar vardır. Geçtiğine siz bile inanırsınız ama geçmez. O sızı hiç dinmez ve bir yerlerde gizlenir kalır."
    Huzursuzum... Son sayfayı okuyup kitabın kapağını kapattığımdan beri huzursuzum. Evet huzur dolu bir renk mavi, içimi açan bir renk mavi ama artık maviyi görünce o mavi otobüsle İstanbul-Ankara yolunda olan yolculuğum gelecek aklıma hep, içlerine siyahın fazlasıyla karıştığı bir sürü rengarenk hayat hikayesi gelecek...

    Kemal,Bahar,Musa,Ömer,Aida ve İbrahim,Nermina,Mirza,Marko,Merve,Abdullah Sami,Ceylan,Matbaacı,Aysel ve İlyas ve dahası. Ben onların hayatlarına dokunamadım ama onlar tek tek benim hayatıma dokundular. Aç gözlerini Hilal, görmüyorsun! Acı çeken onca insanı görmüyorsun. Hilal, bak yolumu kaybettim, neden tutmadın elimden kayıp gidiyorum! Dinle Hilal, duymuyorsun! Dini, dili, rengi ne olursa olsun mazlum birinin çığlıklarını duymuyorsun. Sana seslendik Hilal, tıkadın kulaklarını neden?!

    ...

    Aslında bu yazı incelemeden daha çok kendime olan kızgınlığımı kendime ve sizlere itirafımdan oluşacak. Sebeplerini birazdan anlayacaksınız ve ben, benim gibi çok kişinin olduğuna eminim. Neyse başlıyorum.

    Bir yolculuğa çıktım bu kitapla ve yolculukta bir çok kişiyle tanıştım evet ama en çok etkileyen Ömer ve onun sayesinde tanıdıklarım oldu. Aida, İbrahim ve küçük oğulları Mirza...
    Kuru bilgi: Bosna'da Sırplar katliam yaptılar.
    Ama sadece bu muydu? Orada neler yaşandığını, neler hissettiklerini hiç düşündün mü? Eh ben hiç düşünmemiştim.
    Aida'yla tanışana kadar. Hırvat,Sırp ve Boşnakların hepsinin aynı kökenden geldiğini ve hatta aynı dili konuştuklarını tek sorunun Boşnakların Türkleşmesi yani müslüman olması olduğunu... Böyle bilmiyordum. Bir arada yaşarken ne oldu da bu denli düşmanlaştılar? Onlar birbirlerinin komşusuydular. Dostlardı. Neden?
    "Ruh hastası politikacılar, kendi kitlelerini zehirleyebiliyormuş. O kitleler, artık aynı o hasta gibi konuşmaya, onjn gibi davranmaya ve onun gibi düşünmeye başlıyorlardı. Yani bir bakıma bulaşıcı bir hastalığa dönüşüyordu bu."(s.74)
    "Mesela Adolf Hitler diye bir ruh hastası olmasaydı milyoblarca insan yaşayacakltı. Hâlbuki o milyonlar Adolf Hitler'i tanımazdı, o da onalrı tanımazdı. Gelgelelim o delinin ve avanelerinin aptalca politikaları, konuyla ilgisi olmayan milyonlarınhayatını karartmıştı."(s.120)
     Doktor Aida, gözleri önünde eşi İbrahim acımadan öldürüldü. Eşinin ona son sözleri ise "Seni seviyorum Aida, biz KÖLE OLMAYACAĞIZ" oldu. Olmadılar da... Kadınlara Sırp çocuklar doğursunlar diye defalarca tecavüz ettiler, insanlıktan iğrendim. Nermina, ah o küçük kız, bırak abla öleyim,kurtulayım diye ağlarken insan olmaktan nefret ettim.
    Senelerce sustu Aida. Şimdi Zene Zvarta Rata(savaş mağduru kadınlar)derneğinin bir üyesi ve tek istedikleri ADALET!

    "Bu insanların bizimle ilgili düşünceleri bunlarken ben hiçbir şeyin bile farkında değildim. Dedelerimizin beş asır idare ettikleri toprakları bugün haritada gösterebilmekten bile aciziz. Boşnak gençlerle birazcık dahi sohbet etseniz, nasıl bir Türkiye hasreti duyduklarını, Türkiye'ye ne gibi sevgiler beslediklerini hemen anlayabilirdiniz. Onlar rüyalarında bile Türkiye'yi görürken , Türklere ve Türkiye'ye çok büyük manalar yüklerken, bizim daha "Bosna neresidir, Boşnaklar kimdir?" gibi soruları bilmiyor oluşumuz ise büyük bir acıydı."(s.100)
    "Biz toplum olarak pek tarih bilmiyoruz ama coğrafyayı hiç bilmiyoruz."(s.106)
    Bu iki alıntı işte beni sarsan gerçekler oldu. Ben tam olarak Ömer'in dediği gibi bilmiyorum, araştırmadım, o insanların duygularını önemsemedim. Bunların farkına vardıkça canım yandı. Kızdım kendime. Kitabı okumadan önce hiçbir şey bilmezken artık bir çok şeyin farkındayım. Ne yapmam gerekeni biliyorum mesela. Rahmetli Aliya'nın dediği gibi "Tarih, hayatın öğretmenidir." ve ben artık öğretmenimi dinlemeye başlayacağım... Dersimi alacağım! Yeterince geç kaldım zaten.

    ...

    Ceylan, Irak Türkmenlerinden. Konuyla ilgili kuru bilgim bile yoktu ama çektiği acılar yüreğimi dağladı. Neden insanlar bu kadar kötü?

    Üç arkadaş dedi ki: Bu dünyada ADALET YOK. Onlara katılan bir kişi daha var Matbaacı. ADALET YOK!
    Ama er ya da geç burada ya ahirette adalet yerini bulacaktır. En azından ben buna inanıyorum.

    Musa, ondan nefret ettim ama keşke elinden bir tutan olsaydı da böyle kayıp gitmeseydi kötüler arasına...

    Merve, keşke biraz daha mantıklı bakabilseydi yaşadıklarına...

    Kemal, keşke babası hep yanında olabilseydi, onunla büyüyebilseydi...

    Aysel ve İlyas, öyle hoş ki sevdaları keşke kavuşabilselerdi...

    Ne denir tüm bunlara, tüm bu keşkelere..
    Kader. Herkesin kaderi işte bunlar ve bunca insanın kaderinde bu mavi otobüste birlikte yola çıkmak varmış bunca insanın kaderi bu otobüste kesişmiş. Bilmeden birbirlerinin hayatlarına, kaderlerine dokunmuşlar. Bu yolculuğa dışarıdan dahil olan bana da...
    Artık insanların yüzlerine daha bir dikkatli bakmaya başladım biliyorum ki o yüzde görülen her kırışığın derin bir acısı derin bir anlamı var. Her çatının altında bir sürü hayat, her çatının altında bir sürü neşe, umut, hüzün, acı... 

    Söylemek istediklerim bununla da bitmiyor aslında ama alın okuyun bu kitabı. Fazlası bu 144 sayfanın içinde.
    "İnsan için en zoru, her gün İNSAN olmaktır."
    Cengiz Aytmatov

    inci Abla sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Beni Mehmet Y. Hocamla tanıştırdığınız için bu güzel etkinlik için.
    Ve Mehmet Y. Hocam kitabı imzalı alacağımı duyunca o kadar çok mutlu oldum ki. Tekrar tekrar teşekkür ederim. Kitabınız beni derinden etkiledi gerçekten. Her daim yazın. Elinize yüreğinize sağlık. Okurunuz, anlayanınız bol olsun.