"Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hicr 15/99)
âyetini düşündüğümüz zaman vahyin teklif ettiği karakter inşasının yaşam boyu devamlılık esasına dayandığını belirtmemiz gerekmektedir. Bu faaliyet bir noktadan başlayan ve kat ettiği her aşamayla başlangıç noktasından uzaklaşan "düz çizgisel" bir hareket olmayıp; her aşaması iç içe bir görünüm arz eden ve bir turunu tamamladığında daha güçlü bir şekilde yeniden başa dönen "dairesel" bir niteliğe sahiptir.
İnsan sayısız değişken ve değiştiren etkenler dünyası içinde bozulmaya ve sapmaya maruz kalmadan hayat yolculuğunu tamamlamak zorunda olan "inşa ve hidayete muhtaç bir varlık"tır.
(Manevi) hastalıklar da bulaşıcıdır. Bu bağlamda diyebiliriz ki; insan, toplumu inşa ettiği kadar toplum tarafından da inşa edilmektedir. İnsan karakterini, içinde bulunduğu toplumdan soyutlayarak ele almak mümkün değildir.
Namaz esnasında insanın şuur ve iradesini Allah'a odaklamasının bir sonucu olan huşû duygusu; insana, Allah'ın bizzat yaşamın içinde gözlemci, yönlendirici, destekleyici ve çözümleyici olduğu şuurunu verir. İnsan ancak bu şuur sayesinde itaat üzere sebat edip hem musibetlere hem de nefsinin arzularına karşı sabredebilmektedir. Huşu olmadığı takdirde namazın, insanın karakter inşasını sağlaması söz konusu olmaz.