Açıkçası, insanlar niye, adına aşk dedikleri bilmeceyi çözemiyorlardı. Bunca acıya, bunca cinayete, bunca intihara değer miydi bu ruh hali? Çünkü AŞK fizikseldi, kimyasal değil. Peygamberlere "Tanrının Sevgilisi" diyorlardı ama kadınlar onları Tanrı'dan değil, diğer kadınlardan kıskanıyorlardı. Demek ki, peygamber olmak bile aşk konusunda temel bir farklılık yaratmıyordu.
Doğan Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
Çocuğumuza sevildiğini, önemsendiğini, fikirlerine değer verildiğini hissettirerek, onun daha bir çocuk olduğunu unutmadan, farklılıklara saygı bilinciyle yetiştirdiğimiz zaman hiç korkmayalım, özgüveni gelişecektir!
Sayfa 197·Kitabı okuyor
Reklam
Kendine değer vermeyene başkası neden değer versin
“Yalnızlık önemli, kayda değer düşüncelerdir; derin düşüncelere dalın, sükûnet bilgeliktir.”
Bir şeyin değerli olması ona sahip olana göre değişir.
Sayfa 214·Kitabı okuyor
İzleyiciler Ursus'ün tiyatrosuna gülerler gülmesine ama sıkıntılı bir kahkahadır onlarınki, eninde sonunda dehşete dönüşüverir; Gwynplaine tıpkı Déa gibi bir aynadır aslında. Victor Hugo'nun romanında, güç, yansımasını biçimsizlikte bulur. Toplumun öteki ucuna yerleştirilen Gwynplaine bu dünyanın önemli kişilerine değer kazandırır, ama aynı zamanda o kişilerin de ona benzeyen yanları vardır. Güçleri ve iktidarlarıyla, onlar da hilkat garibeleridir. Onlar da her gün maske takarlar. Gwynplaine'in dışarıdan görüntüsü neyse, Düşes'in (Josiane) içi odur. Düşes kendini hilkat garibesi bilir, zaten gayrimeşru bir çocuktur. Dış görüntüsü hilkat garibesi olan Gwynplaine onun kendinden hoşnut olmasını sağlar. Hilkat garibesiyle birleşmek bir arınma ilişkisi içinde ondan kurtulmak demektir; bu yüzden Gwynplaine, Déa'yla birlikte, iğrenç bir dünyada mutlak saflığın imgesini oluşturur. Josiane sapkın olduğu için Gwynplaine'i gerçek bir öteki olarak görmez. Bu nedenle onun kendisiyle evlenecek bir İngiltere soylusu olduğunu öğrenince, artık ona karşı hiçbir şey hissetmez olur. Biçimsiz bir kocayla yapacak bir şeyi yoktur. Gwynplaine'in yalnızca aykırılığının bir anlamı vardır. Victor Hugo ortaçağ soytarısı ile 19. yüzyıl garabeti arasında bir köprü kurarak, bedensel hilkat garibeliğinin, imgelediği “ahlaki" hilkat garibesi konusunu hesaba katar. Fiziksel bedenin hilkat garibeliğinin, 20. yüzyılın ürkütücü dramlarının kahramanlarına (1914-1918 savaşı, Nazizm, Sovyet totalitarizmi...) ya da kendisinin uzantısı olan bilimkurguya doğru kayışını haber verir.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Hilkat Garibesi Olarak Görülen Özürlü Beden/Halk Arasındaki Düşünceler
Reklam
Reklam