• 140 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Sesli kitaplar birçoğunuzun bildiği gibi şu sıralar revaçta. Storytel adındaki platform da bu alanda güzel bir arayüz sunuyor. Bilmeyenler için söyleyeyim tıpkı Netflix ve Spotify gibi bir yapıya sahip olan bu platforma belli bir ücret karşılığı aylık abone olduğunuzda içerisindeki sesli kitaplara sınırsız ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Ben aylık ücreti biraz fazla bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Fakat bir aylık ücretsiz üyelik teklifini görünce denemeden edemedim.

    Ve dinlediğim ilk sesli kitap Sabahattin Ali’nin Değirmen’i oldu. Sitede Değirmen için yazılmış yaklaşık 200 inceleme bulunmakta. Bu nedenle ben içeriğinden ziyade genel olarak kitabın benin için nasıl bir sesli kitap tecrübesi olduğuna değinmek istedim.

    Öncelikle sesli kitap gerçekten farklı bir deneyim ve bence seslendiren kişi bu konuda çok önemli. Değirmen’in seslendirmesini gerçekten çok beğendim. Levent Can çok güzel okumuş kitabı, gerek tonlamaları gerek akışı ve vurgulamaları olsun bence gayet iyi bir çalışma olmuş.

    Sesli kitaba Değirmen ile başlamamdaki nedenler ise öncelikle yerli bir yazar oluşunun dinlememi kolaylaştıracağını ve hikayelerden oluştuğu için bütünlüğü kaybetmeyeceğimi düşünmemdi. Fakat şimdi bu seçimlerde kısmen hatalı olduğumu düşünüyorum.

    Şöyle ki kitaptaki bazı hikayeleri dinlerken çok keyif aldım. Radyo tiyatrosu dinler gibi pür dikkat kesildiğim zamanlar oldu, fakat aynı zamanda bir türlü odaklanamadığım içine giremediğim, uzun cümlelerde anlamı kaybettiğim hikayeler de oldu. Bunda hem kitabın bir çok farklı hikayeden oluşuyor oluşunun, her birinde yeni baştan bir akışa adapte olma gereğinin, Sabahattin Ali’nin kısmen uzun betimlemeli üslubunun ve bazı hikayelerdeki kopukluğun etkili olduğunu düşünüyorum.

    Bir diğer eksiklik de satırların altını çizememek… Bir yer dinliyorsunuz ve çok hoşunuza gidiyor; uygulama size kaldığınız dakikaya yer işareti ve not ekleme opsiyonunu sunuyor, ancak bu hem uğraştırıcı hem de kalemin kâğıtta bıraktığı iz gibi kalıcılık hissi uyandırmıyor. İçten içe biliyorsunuz çünkü tekrar açıp o saniyeyi dinlemeyeceğinizi ya da dinlediğinizde o an ki gibi bir his uyandırmayacağını… Yani kısaca kitaplığınızda önceden okuduğunuz kitabı elinize alınca yaşadığınız o hissi yaşayamıyorsunuz…

    Fakat bazen de seslendiren kişinin okuyuşu –güzelse- gerçekten sizi etkileyebiliyor. Normalde okuduğunuzda hissetmeyeceğiniz şeyleri bulabiliyorsunuz bir cümlede. Tabii bunda yazarın Sabahattin Ali olmasının da etkisi büyük. Ben özellikle kitaba ismini veren Değirmen ve ismini unuttuğum birkaç hikayeden bir hayli etkilendim.

    Bunun yanında yürüyüş yaparken, ev süpürürken (test edildi, onaylandı :) ), yemek yerken veya yaparken ya da gece yatmadan önce kitap dinlemek oldukça keyifli olabiliyor – hele de kendinizi akışa kaptırırsanız :) Ben bu akışa kaptırma olayını kitap dinlemede baya önemli buldum. Çünkü Değirmen’deki bazı hikayeler dediğim gibi bana çok kopuk ve yer yer eksik geldi bu nedenle dinlerken gerçekten zorlandım. Zaten kitabın ilk yarısını birkaç günde dinlemişken diğer yarısını bitirmem hayli uzun sürdü.

    İlk sesli kitap deneyimim olduğu için net bir şey söyleyemiyorum ama bir uzun hikaye veya akıcı bir romanın daha kolay dinlenebileceğini düşünüyorum. Sizin, bunu sesli dinlemek keyifliydi dediğiniz bir kitap varsa göz atmayı da çok isterim.

    Sesli kitap dinlemek dediğim gibi güzel bir düşünce, kitabın alanını genişletiyor ve daha çok erişebilirlik ve hoş bir deneyim sağlıyor fakat ben yine de “okuma”yı “dinleme”ye açık ara tercih ederim. Poşet çay ve demleme çay gibi bir şey sanırım bu da :)
    Arada sırada yine bu tarz sesli kitap denemeleri yapabilirim ancak bu kısıtlı kullanım için aylık aboneliği ve fiyat politikasını pek mantıklı bulmuyorum açıkçası.

    Benim ilk sesli kitap deneyimimdi, umarım iyi-kötü bir fikir verebilmişimdir. Ve son olarak sizlerin de sesli kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve tecrübelerinizi duymayı çok isterim.

    İyi geceler, okumalar –ve dinlemeler efendim :)