• 230 syf.
    ·2 günde·7/10
    Biraz motivasyona ihtiyacım olan şu günlerde ilaç gibi gelen bir kitap. Aslında başucu kitabı olmalı çünkü hemen her konuda yol gösteren yaşanmış tecrübelerden örneklerle yazılmış. Başkasından tavsiye almaya çekinen insanlar için harika bir çalışma.
    Kitabın giriş kısmında Sekman, kitabın oluşum süreci ile beraber kullanma kılavuzunu da vermiş bir anlamda. İzlenmesi gereken yol ve içerik hakkında güzel bilgiler var. Kitabın devamında dünyanın dört bir yanından yazar, düşünür, siyasi lider, şarkıcı, oyuncu gibi birçok değişik alandan milyonlara ilham kaynağı olan insanların sözlerinden ve hayatlarından kesitler sunarak bunları konularına göre ayırmış. Böylece yüzlerce farklı konuda değişik bakış açıları sunmuş. İçinden uygun olanları seçip hayat felsefesi yapmak size kalmış
  • 312 syf.
    ·2 günde·6/10
    Günlük karşılaşılan şeylere değişik ve esprili bir bakış açısı. Çoğu zaman güldürürken düşündüren ve ben hiç bu açıdan bakmamıştım dedirten bir kitap. Gün içerisinde nefes almak için hoş bir şekilde okunur.
  • 108 syf.
    ·5 günde·7/10
    Sakin kafayla, anlayarak okumanızı öneririm. Bacon'un güzel denemelerinden oluşan bu kitap size farklı konular üzerinden yapılan tespitlerle değişik bir bakış açısı kazandırabilir.
  • 108 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Vesikalı Yarim filminin konu olarak örnek aldığı Menekşeli Vadi öyküsü, din görevlisi alanında değişik bir anlayış veren Papaz Efendi öyküsü ve birbirinden değişik bakış açıları ile yaşamda sıkça gördüğümüz Lüzumsuz adam tipleri anlatan usta öykücü Sait Faik Abasıyanık bu öykü kitabı ile beni kendisine bir kez daha hayran bıraktı. Öykü okumayı sevenler için Sabahattin Ali eserleri ve Sait Faik eserlerini tavsiye ederim. Mutlu ve esen kalınız :)
  • 220 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    Homo Faber sizi daha ilk sayfalarından itibaren etkisi altına alan kitaplar sınıfına giren bir roman. 223 sayfanın başından itibaren ana karakterin analitik ve matematiksel zihnine konuk oluyorsunuz. Olaylara bakış açısı aslında bana çok uzak gelmedi ve kendime oldukça yakın hissettim diyebilirim. Roman boyunca oldukça yoğun bir anlatım ve tempo var. Sadece kişi bazlı değil, birçok ortam değişikliğine ev sahipliği yapmakta roman. Kuzey Amerika ve Avrupa şehirleri yolları arasında yaşanan olaylara ana karakterin zihninden katılıyorsunuz. Roman birçok kez okuyucuyu ters köşe yapan olaylar içeriyor. Bu nedenle sürükleyiciliği oldukça fazla. Romanın ve çevirinin dilini özellikle beğendim diyebilirim. Değişik bir bakış açısına sahip ve sürükleyici bir roman okuyacaklara tavsiye edilir.
  • 484 syf.
    Yeniden merhabalar güzel kalpli insanlar! Bir bardak çay ve Zülfü Livaneli'nin ''Güneş Topla Benim İçin '' sarkısıyla selamlıyorum sizleri..

    ''Umutların arasından
    Kirpiklerin karasından
    Döşte bıçak yarasından canım
    Güneş topla benim için..''

    Romanları 40 dilde yayınlanan Ömer Zülfü Livaneli , 1946 yılında dogdu. Ankara'da Maarif Koleji'nde okudu, Stockholm'de felsefe ve müzik eğitimi gördü.
    1972 yıllında fikirlerinden dolayı askeri cezaevınde yattı, 11 yıl sürgünde yaşadı.
    Kitapları sadece Türkiye'de degil, Çin, Almanya, İspanya, Kore gibi ülkelerde de çok satanlar listesine girmiş ve Balkan Edebiyat Ödülü'nü alan bir yazardır.
    Livaneli, dünya kültür ve barışına katkılarından dolayı 1996 yıllında Paris'te UNESCO tarafından Büyükelçilikle onurlandırıldı ve Genel Direktör danışmanlığına atandı.

    Gelgelelim, bilgi dolu ve akıcılıgıyla benı etkısınde bırakan Ömer Zülfü'nün Serenad'ına...

    "Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."

    ''İnsan ancak acı çekerek olgunlaşır'' diyen dosteyevski, romandaki ana karekter olan kadının olgunlaşmasını, büyümesini yaşamış oldugu acıların kuvvetiyle ilişkilendirilebilir. Ana karakterimiz olan ''Kadın'', Türkiye'deki ataerkil toplumun , kadınlar üzerindeki tesirleri, kadınlar üzerindeki güç konumlarını, kadına olan bakış açıları ve özellikle de dul kadınlara olan tavırlarını eleştirel bir şekilde ele almıştır. Kadın-erkek ilişkileri, ebeveyn sorumlulukları, iş kurumlarının kadın üzerindeki baskılayıcı ve aşagılayıcı tavırlarını, toplumun kadın uzerındeki egemenliğini irdeleyen Ömer Zülfü aynı zamanda tarihte yaşanan acılarla dolu hikayelerı ve özellikle de bu coğrafyada yaşanan insanlık dışı olayları cesurca kaleme almış ve okuyanda derin izler bırakacak türde mürekkebi güçlü ve bilgi doludur.

    Livaneli ; Tarihte ki Struma olayını, Mavi Alay olayını, Ermeni olaylarının gerçek yüzünü göstermeye çalışıp, bu coğrafya üzerınde yaşayan insanların hangı ırktan olursa olsun herkesın derin acılar yaşadıgını ve bu yaşanmışlıkların ikdidarlar tarafından hep saklanılıp, insanları nasıl ötekileştirilip ve kendi çıkarları doğrultusunda nasıl empoze etmeye calıştıklarını aktarıyor. Evet bu coğrafyada yaşayan insanların tarıhi acılarla dolu, etnik kökeni ne olursa olsun, tarih kan ve acıyla dolu... Tarihi şekilendirenler ise toplumu olusturan bireylerden ziyade toplumlara hüküm süren iktidarlar olmuştur. Birbirine komşu olan bir Ermeni ile bir Türk arasında bır problem yoktur ama Ermeni hükümeti ile Türk Hükümeti arasında bir problem oluyor ve bu problemler toplumun her kesimine etki edıyor.

    Yeryüzünde ne çok insanlar var, gökyüzündeki yıldızlar kadar.. Yeryüzünde birbirinden kopuk ne çok insan var , gökyüzünde ki yıldızların düzeninden uzak. Yeryüzünde birbirinden habersiz ne çok insan var, gökyüzünde ki güneş ile ay 'ın uyumundan bihaber. Hayat çeşitli amaçlar peşinde çeşitli kaygılarla akıp gidiyor ve hayat bitiyor .. Güneş yerini Ay'a bırakarak bu ritüelikler devam edıp tekrarlanıyor ama ''Kimse Kimsenin Hikayesini Bilmiyor...''

    Ve siz değerli okuyucular ''Serenad''ın hikayesini kesinlikle okuyun.


    -Başka Bir Gökyüzü / Emily Dickinson -


    Daima açık ve durgun
    Farklı bir sema,

    Ve karanlığa rağmen
    Değişik bir günışığı var orada;

    Solgun ormanlar dert değil,
    Sessiz tarlalara etme aldırış,

    Yaprakları yeşil
    Bir küçük orman var yaz kış-

    Ve parlak bir bahçe var,
    Kırağı ve donun asla uğramadığı;


    Solmayan çiçeklerinin içinde
    Arıların canlı vızıltısını işitirim:

    Gel gir, bahçeme
    Yalvarırım, kardeşim!

    Schubert'in Serenade'si ile kalın...
  • 304 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Biliyorsunuz artık öyle değişik yöntemlerle algımızla oynanıyor ki, aldığımız şeyi gerçekten ihtiyacımıza veya kişisel beğenimize göre mi aldık ya da subliminal mesajla beynimize kodlanan “al,al” dürtüsüyle mi aldık hiçbir zaman bilemiyoruz.

    Ben de böyle bir bilinmezlikle aldım “Mektup”u. Üstün Dökmen’in romanı olduğunu görür görmez, “muhakkak iyi şeyler anlatıyordur; hatta ne anlatıyor olursa olsun, psikoloji ilmindeki yetkinliği olaylara bakış ve olayları değerlendirişine sinmiştir, faydalanırım, düşüncesiyle aldım.  


    Kitabın ilk sayfaları aşılması zor engeller gibi geldi. Eyvah dedim, bir şeyler öğrenmek istiyorum ama kitap bana baştan sona öğretmenlik yapsın istemiyorum. Bir sanatçının, bir roman yazarının değil de bir bilim adamının kitabını okuyacağım galiba! Üzülerek ve kendimi kitap yol alsın, bir an önce kitabın içine gireyim diye zorlayarak okumayı sürdürdüm. İki üç gün kitap ordan oraya sürüklenerek üçer beşer sayfa yol aldı. Başlarda memleketin bugünkü haline ve birçok konuda yaşadığımız sorunlara çeşitli vesilelerle değinen, konu getirtilip söylenmiş gerçekten tam isabet diyeceğiniz tespitler gördüm. Bu tespitlere katıldığım için, düşüncem onaylanıyor, böyle düşünen bir ben değilmişim, koskoca Üstün Dökmen hoca da böyle düşünüyormuş diye sevindim.