• Entelektüel bir tartışmaya girmek aşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişi de değişir tabii. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. sadece değişime açık insanlar gerçek anlamıyla münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihnimizi kapatır. İllaki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar.
    Elif Şafak
    Sayfa 211 - Doğan Kitap
  • 259 syf.
    ·11 günde·7/10
    bazarov'un gözünde arkadiy gerektiği kadar materyalist biri değil içinde hala romantizm, "şiirsellik" akan biri. arkadiy her ne kadar romanın başında bazarov'un yanında olduğunu göstermek için bu kişiliğini inkar etse de roman ilerleyince inkar ettiği kişiliğini kabullenir ve kimliğini bulur. aslında romanın sonundaki pavel petroviç'in vedası için yapılmış olan yemekte katya ile gizliden gizliye "bu kadeh'in bazarov'u anısına diye yüksek sesle söylememek ne kötü" şeklinde belirtilmesi arkadiy'in romanın başındaki o nihilist tavra olan hayranlığının bitmekte olduğunun göstergesi. arkadiy asla bir nihilist olmadı. o sadece bazarov olmak istedi. aslında bazarov da bazarov olmakta başarısız oldu. çünkü dalga geçtiği değerlerde birine yakalandı: aşk. aşk belki de sanatın olmazsa olmazı.sanat neye yarar ki diye soruyor bir yerde bazarov. turgenyev buna cevabını romanda veriyor: sanat daha uzun yaşamaya yarıyor. belki on belki bin yıl...

    kitapta bilimselliğin geçici olduğundan da söz ediliyor. bilimin sürekli geliştiği ve değiştiği dün "bir" dediğin bugün "iki" olduğu bir dünya ve buna adapte olmaya çalışan insanlar. sanatın ise kalıcılığının üstünde duruluyor. bu yüzdendir bazarov'un ölümü, pavel petroviç ve arkadiy'in yaşaması.

    düello sahnesi çok sinematografik. iki karşıt fikrin çatışması sonucunda ikisinin de yaralanması ve değişmesi. muhafazakarlığın ve sanatın temsili pavel petroviç düello sonucunda bacağından yaralanır ve bazarov'un yardımına şaşırır. bu onda hafiften de olsa kişilik değişmesine, farklı fikirlere biraz daha ılımlı bakmasına yol açar. muhafazakarlar sabit fikirli insanlardır onları değiştirmek zordur. bu yüzden de kitabın sonunda pavel petroviç yine bildiğimiz gibidir. ama bazarov düelloda bilimi ve evrimi temsil etmektedir. düello sonucu bazarov kişiliğini sorgular ve nihilist değil de gerçekçi bir romantik olduğunu anlar. bu aslında günümüz modern insan tiplemesine benzemektedir. bazarov değişime ve gelişime açık bir insan olarak kitabın sonunda değişmeyen ve gelişmeyen tek şeye karşı yenilir: ölüm.
  • ''Entellektüel bir tartışmaya girmek aşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişide değişir tabii. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. Sadece değişime açık insanlar gerçek anlamda münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihnimizi kapatır. İllaki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar. Geçmişte sözlediğim buydu, şimdi de aynısını söylüyorum.''
  • "Entellektuel bir tartismaya girmek asik olmak gibidir. Oyle ki bittiginde degisirsiniz, baska bir insan olursunuz . Karsinizdaki kisi de degisir tabii. Eger fikrinizi gozden gecirmeye hazir degilseniz, kimseyle hicbir konuda tartismaya girmeyin. Sadece degisime acik insanlar gercek anlamiyla munazara edebilir. Yoksa egolarimiz zihnimizi kapatir. İllaki hakli olma arzusuyla konusanlar asla diyalog kuramazlar. Gecmiste soyledigim buydu, simdi de aynisini soyluyorum."
  • 424 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Dikkat spoiler içerir!
    Annesi dindar, babası materyalist olan Peri'nin arada kalmışlığını okuyoruz bu kitapta. Fakat ben kitabın adından dolayı Mona ve Şirin'in de düşüncelerini, hayatlarını okumak isterdim. Mona Mısır'lı Amerika'da doğan dinine inanan biriyken, Şirin ise Tahran'daki olaylardan dolayı ailesiyle birlikte kaçan bu yüzden dinden nefret eden biridir. Okuduğum yorumlardan anladığım kadarıyla çoğu kişi Şirin'den nefret etmiş. Fakat memleketindeki olayların dinden dolayı çıkmasından dolayı içindeki yaraları, yalnızlığını kendini duygusuz, rahat, kendi istediği gibi yaşarsa ona kimsenin zarar veremeyeceğini düşünmüş. Bu yüzden bu kadar katı. İnsanların onu üzmesine izin vermek istemediği için kalkanları var. Biraz bu yönden düşünerek Şirin ve Peri'nin ya da Şirin ve Mona'nın diyaloglarını okudum. Peri hep arada kalmış, düşüncelerini söyleyemeyen biri. Bu küçüklüğünden beri böyle. 4 yaşındayken, ikiz kardeşinin ölümünü izlemesi de bunu gösteriyor. Bağırmaktan, sesinin çıkmasından korkuyor. O ne yapmak istediğinden neye inanması gerektiğini bilmiyor. Belki de bu yüzden yazar sırf Peri'nin hayatını baştan sona okurlarına sundu. Arada kalmışlığın insanı huzursuz etmesini, en sonunda bu huzursuzluğun hüzne dönüşmesine izin vermesini okurlarına sundu.
    Peri, annesi ve babasının "tekne kazası" olarak doğan çocuğudur. Ergenlik çağında iki tane abisi vardır. Hakan ve Umut. Hakan annesi gibi dine inanırken, Umut ise babası gibi materyalist olmuştur. Umut 1980 olaylarından dolayı hapse girmiş birçok işkenceye maruz kalmıştır. Hapisten sonra Sahil kasabasında yaşamaya karar verir. Tabiki Peri yine arada kalmıştır. Ama babasının kızıdır o. Peri Oxford'a kabul edildiğinde Mensur mutlu annesi husursuzdur. Fakat artık Peri Oxford'un bir öğrencisidir. Burada Şirin ve Mona'yla tanışır. Ve tabiki Profesör Azur'la da. Tanrı dersini aldığı Profesör Azur'a aşık olduğunda hayatındaki her şey değişir. En sonunda Profesör'ün ve Şirin'in ilişkisi olduğunu öğrenince her şeyin üzerine bu da eklenince o da bu hayattan ayrılmayı seçer. İkiz kardeşinin yanına o "sisin içindeki bebek'in" yanına gitmeye karar verir. Sisin içindeki bebeği Peri hayatı boyunca görecektir. Annesine söylediğinde hocalara gidilecek, babası ise bu duruma inanmayacaktı. İntihar etmesinin nedeni olarak Profesör Azur'un Peri'yle ilişkisi olduğu dedikoduları çıkar. Artık Peri'nin ifade vermesi gerekir fakar o ifade vermek istemez ve oradan uzaklaşır. Oxford'dan mezun olamadan İstanbul'a gider. Bu ifade vermemesi hocasının akademiden atılmasına neden olur. 14 yıl sonra geçmişin perdeleri açıldığında Azur'un onu affedip affetmediğini merak eder. Artık Peri 3 çocuklu İstanbul'un sosyetik yaşayan insanlarından biridir. Fakat yine eksiktir hayatı. Sosyetik yalıda silahlı adamların bastığı yalıda dolabın içinde Azur'u arar ve Azur'un ona kızgın olmadığını anlar, onunla konuşken telefonun şarjı biter. Polisler gelmiştir ve o özgürlüğe koşar.
    "Hiç kimse, en aklıselim görünenler dahi, delilikten muaf değildi."
    "Merhamet dediğin kimi insanda var, kiminde yoktu. Olmayandan beklemek anlamsızdı."
    "Rab, parçaları asla birbirine uymayan bir bulmaca gibiydi. Peri bu sırrı bir çözebilse, bunca anlamsızlık içinde tutunacak bir anlam dalı, bunca delilik arasında bir nebze mantık, bunca karmaşaya bir düzen bulabilecek ve hatta belki de hayatında ilk kez mutlu olmayı öğrenebilecekti."
    "Yasaklardan sadece maraz doğar. İşte örümcek kafalıların anlayamadığı şey de bu! Gizlice arkadaşlarla içmektense, kendi evlerinde özgür olabilmeli gençler."
    "Gözünle görmediğin, kulağınla duymadığın, elinle dokunmadığın ve akla mantığa sığmayan hiçbir şeye asla inanma."
    "Bütün cevapları bildiğimi iddia edemem. Böyle bir şey iddia edene de güvenmem, yalan söylüyordur."
    "Zaten o kadar çok dua birbirinin kopyası ki. Beni koru, beni kayır, beni yükselt... Her şey ben. Onlara sorsan "dindarlık" derler adına, bense "kılık değiştirmiş bencillik" diyorum."
    "Hem bilgiyi önemse, hem bildiklerini sorgula. Asla bir yere demir atma. Adresin değil, sadece ayak izlerin olsun bu dünyada."
    "İnsan hep bir şeyler öğreniyordu başkalarından. Kimisi güzellik öğretiyordu, kimisi zalimlik."
    "Kitaplar yaratıcı, özgürleştiriciydi. Peri'ye kalsa, onun yuvası, edebiyat alemiydi."
    "Şu hayatta en köklü alışkanlıklar terk edilebilir, kişilik bozuklukları düzeltilebilir, en sıkı dostluklar tavsayabilir, hatta bağımlılıklar bile aşılabilirdi, ama belki de değiştirmesi en zor şey insanın bir yere duyduğu aidiyetti. Neden ayrılamıyorduk kanıksadığımız sokaklardan, şehirlerden, tekrarlardan? Bizi mutsuz etse bile yaşadığımız mekan, niçin bırakıp gidemiyorduk uzaklara? Bilinmeyene?"
    "Düşünce ne tuhaftı aslında; anlar akıp gider, yürekler katılaşır, bedenler yaşlanır, yeminler unutulur ve en güçlü inançlar bile sarsılırken, gerçeği iki boyutlu temsil eden ve dolayısıyla yalandan ibaret olan bir fotograf hiç değişmeden kalıyordu, sonsuz bir sadakatle."
    "Rol yapar insanların çoğu "inanç" konusu olunca. Sanki bugünkü fikirlerine her zaman inanmış gibi konuşurlar. Halbuki öyle değildir işin aslı. Nice mevsimlerden geçer insan büyürken; hem inanç, hem inançsızlık mevsimlerinden. Başka türlü nasıl evrilir ki zihin?"
    "Bebekken verilmeyen konuşma hakkı, büyüyünce de verilmiyordu aslında. Hep başkaları dolduruyordu bilgileri bizim adımıza."
    "Kitap demek bilgi, bilgi demek kudrettir."
    "Akıl, iki çeşittir: Birincisi, kazanılan akıldır... Sen, onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin... Öbür aklın kaynağı ise candadır... Sen, çeşmeyi gönlünde ara!" Mevlana
    "Özgürlük yoksa aşk da yok. Özgur olmanınsa tek yolu car: Alışıp kanıksadığımız, kolayımıza gelen Ben'i terk edebilmek! Göze alabilir misin?"
    "Entellektüel bir tartışmaya girmek aşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişi de değişir tabii. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konu hakkında tartışmaya girmeyen. Sadece değişime açık olan insanlar gerçek anlamıyla münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihnimizi kapatır. İllaki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar."
    "Ben Tanrı'dan o kadar çok şey öğrendim ki
    Artık kendimi ne Hristiyan, ne Hindu, ne Müslüman, ne Budist, ne Musevi addediyorum...
    Hakikat bana o kadar çok açıldı ki
    Artık kendimi ne erkek, ne kadın, ne melek
    Ne de hatta saf bir ruh sayıyorum." Hafız
    "İnsanın insan olmak için hem inanca hem kuşkuya ihtiyacı var."
    "Kafa karışıklığı nimettir. Meraksa kutsaldır. Merak etmeyen insan gelişemez. Gelişemeyen insan yerinde sayar."
    "Sadece sizin gibi düşünen/konuşan insanları okuyorsanız, okumuyorsunuz demektir."
    "Her zahmete kızar kinlenirsen, cilalanmadan nasıl parlayacak aynan?" Mevlana
    "İnsan gerçekleştirebileceği en yüksek eylem, anlamak amacıyla öğrenmektir, çünkü anlamak demek özgürleşmek demektir." Spinoza
    "Hakikat o kadar az bulunur bir cevherdir ki... Söylemesi bir zevktir." Emily Dickinson
    "Aslında akıldan ziyade duygularımızla hareket ederiz. Öyle değil mi? Neden doğamızı hor görüyoruz? Duyguları neden küçümsüyoruz?"
    "Sen sıradan değilsin ki. Hiç kimse değil."
    "İnsan ne kadar çok okuyup öğrenirse öğrensin bildikleri nasıl da azdır,sınırlıdır. Kendinden şüphe eder; tıpkı bugünkü akıllı insanlar gibi."
    "Kendini tanımak, kendini parçalamayı göze almak demektir. Önce "ben"i parçalara ayırırız. Sonra aynı parçalarla yeni, yepyeni bir benlik inşa ederiz. Vazgeçme!"
    "İnsanın uzun zamandır taşıdığı bir korkuyla yüzleşmesi kadar harikulade bir hafiflik hissi yoktur."
    "Tektipçilik iyi bir şey değil. Tektipçiliğin olduğu yerden ne felsefe çıkar, ne sanat."
    "Geçmiş bugün bize tuhaf görünen ama zamanında insanlara gayet doğal gelmiş deneyimlerle dolu."
    "Farklı olmaktan korkma."
    "Düşünmeden sarf ettiğimiz sözle, hani öylesine, lafın gelişi, bazen beklenmedik kehanetlere dönüşür hayatın döngüsünde..."
    "Herkesle iyi geçinmek için hava gibi olmak lazım; renksiz, vücutsuz. Benim fikirlerim, değerlerim var. İnandığım şeyler, sevmediğim şeyler var."
    "Hadisleri olduğu gibi görmeyiz. Kendimiz gibi görürüz." Anais Nin
    "Hayat, olduğundan daha matematiksel ve düzenli görünebilir, halbuki kusurları gizlidir; yabani yanı pusuda bekler." Chesterton
    "Bazen edilgen kalmak, hiçbir şey yapmamak, hata işlemekten bile daha vahimdi."
    "Nefretin üstüne çıkan yeni bir üslup bulabilirsen şayet, özgürleşirsin. Hakarete hakaretle değil, idrak ve bilgelikle yanıt vermeliyiz." Şems
    "Bu dünyada birçok şey inanç işi aslında. Bir kitap yazmak, yeni bir şehre yerleşmek. Sonunu bilmediğin maceralara atılmak."
  • Genetik yapımızdan gelen temel kişilik özelliklerimiz değişmez. Çocukluk dönemlerinde iyice pekişmiş bazı özellikler değişmez. Ama kişi istiyorsa kişiliğinin %60-70 gibi bir kısmını değiştirebilir. Tek şart, kişinin gerçekten istemesidir. Bunun için diyebiliriz ki, insan son nefesine kadar değişime açık bir varlıktır.