• Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum.
  • Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum.
  • İnsanların bir kısmı klişelerle, atalarından öğrendikleri ezbere bilgilerle hareket ederler. Klişelerin ve edindiğimiz ezberlerin bir kısmı faydalıdır ama her sosyal/siyasi/kültürel olay kendi koşulları ve bağlamı içinde yeniden değerlendirmeyi gerektirir.

    Örneğin 'Değişmeyen tek şey değişimdir'” klişesini düşünelim. Hayatın bir hareket ve değişim içerdiği doğrudur. Ama bu ifade, eğer üzerinde biraz düşünürsek, içinde temel bir düşünce hatası barındırır.

    Bir defa insanlık tarihi boyunca, hem toplumlarda, hem de doğada değişmeyen pek çok şey bulabiliriz; değişen pek çok şey bulabildiğimiz gibi. İnsanlar 2500 yıl önce bir birlerine taş atarak savaşıyorlardı; bugün ise füze atarak savaşıyorlar. Bu örnek hayatın hem değişen, hem de değişmeyen yönlerini güzel örneklemektedir.

    İnsanlar tarih boyunca birbirlerine düşmanlık etmişler ve zarar vermek istedikleri tarafa bir şey atmışlardır, tokat, taş, iftira, ok, kurşun, bomba ya da füze... Fakat her şeyin değişebilir olduğu düşüncesi; hemen herkesi değişimin meşruluğunu kabule yöneltmektedir. Bu ise insanların farkında olmadan pragmatizmin temel bir ilkesini benimsemesine yol açmaktadır.

    Örneğin, eğitim psikolojisi dersinin, ahlaki gelişim konusunda sınıflara: “Ahlak evrensel midir? Evrensel ahlaki ilkeler var mıdır?” diye bir soru yöneltiyorum.

    Öğrencilerimin pek çoğu, ahlakın "göreceli” olduğunu, toplumdan topluma değişen bir şey olduğunu söylüyor. Bu yargı, muhtemelen postmodern felsefenin çok doğrulu düşünce sisteminin zihinlere yaptığı etkiyle ilişkili olsa gerek. Ama öğrencilerimin, en azından önemli bir bölümü, niçin böyle bir düşünceye sahip olduklarının farkında değil. Düşüncelerini biraz daha açmalarını istediğimde, genelde şu örneği verdiklerini görüyorum: “Örneğin, Türkiye’de bir çocuk babasının yanında bacak bacak üstüne atarsa, bu saygısızlık olarak görülür; ama aynı şey Amerika’da normal karşılanır.”

    Bu örneğin, ahlaki davranışla ilgili bir örnek olup olmadığım bir kenara bırakarak şu soruyu yöneltiyorum: “O zaman bir şeyin ahlaki bir davranış ya da ahlaksız bir davranış olduğuna toplum karar veriyor; öyle değil mi?” Sonra şunu ekliyorum: “Eğer böyleyse, bugün her kötülük savunulabilir hale gelir: Örneğin, siz hiç bir pedofilıği, suçlayamazsınız. Eğer ahlak göreceli bir şey ise, adam sana çocuklara sarkıntılık yapmak, size göre kötü bir şey; bize göre değil’ diyecektir: Örneğin, Hollanda’da bugün pedofîlı'yi savunan bir parti var: Yasal anlamda çocuklara sarkıntılık etmenin serbest bırakılması için propaganda yapıyorlar?

    Bu tartışma ortamından sonra genelde düşünceler değişiyor. Evrensel anlamda değişmeyen ahlaki ilkeler olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.
  • Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum.
  • 456 syf.
    ·7 günde·9/10
    Yakın geçmişi merak ediyorsanız,telekominikasyonsuz ,sibernetiğin hiç olmadığı Türkiye yıllarında insanların nasıl vakit geçirdiğini öğrenmek için çoğunlukla gülümseyerek, yer yer hüzünlenerek okuyacağınız anı türünde bir kitap...

    Ayfer Tunç benden bir gömlek büyük..O ‘70 lerin çocuğu ben ise’ 80 ‘lerin..Kitabı okurken hatırlayamadığım yerler yaşamadığım için olsa gerek,az buz olmadığına bakarsam,sadece 10 yılda bile Türkiye’nin ne kadar çok değiştiğini düşündüm.

    Bu kitap bir anı kitabı haliyle yanlı yazılmış olma ihtimali epey yüksek..Her sayfada aşağı yukarı yazarın yorumları,teknolojik ve ekonomik değişim ve yeniliklerin fakir -zengin üzerindeki etkilerini ve toplumsal eşitsizliği yazar vurgulamaya çalışmış..

    Kitap içerisinde ‘70 lerden ‘90 lara kadar Türkiyenin siyasi, idari,eğitim,kültür,teknoloji, dinî ve dünya ile bağlantılı hayatını hemen hemen tamamiyle kapsayacak oldukça geniş bir perspektiften Ayfer Tunç bakabilmiş..Anlattığı yılları sadece anlatmadığını ve o yıllara ait gazete küpürleri ,afiş, el ilanları ve fotoğraflarla desteklediğini kitap içerisinden ara ara karşınıza çıkan görsel kısımlarla da yakın geçmişi gözlemleyebiliyorsunuz.

    Türkiye’nin o teknolojiye geçiş dönemini yaşamış biri olarak o yıllar ve günümüzü karşılaştırmak isteyenler için hârika kaynak bir eser..

    Çok fazla şehir ve ev değiştiren, modern zamanlarda konar göçer gibi bir hayat yaşamış biri olarak unutulmaya yüz tutmuş ya da hafife aldığım , önemsemediğim geçmiş yıllarımdaki kendimi daha iyi gözlemleme fırsatı bulduğum bana iyi gelmiş bir kitap oldu diyebilirim.

    Kitaba dair o günlerden bugünlere değişen en keskin gözlemlediğim şey,eskiden fakir ama gerçekten mutluymuşuz, şimdi ise teknoloji ve internet hayatımıza müthiş bir konfor getirirken aynı oranda binbir surat insanlar görünmemize sebep tavır ve davranışlar takınmışız ve yalnız, kendini daha çok dinleyen ,hayatın kendisini yaşamak varken sorgulamak faslının içinde yer aldığımız bireyselleşmiş bir hayata evrilmişiz..Paranın değer ölçüsü olduğu zamanları yaşıyoruz.

    Kuşakların geçirdiği değişimleri ve Türkiye’nin yakın geçmişini merak eden tüm 1 k okurlarının okumasını tavsiye ederim.
    İncelememe son vermeden evvel,küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öper,yaşıtlarımın ellerini sıkarımm(illa her kitabın üzerinizde bıraktığı bir etki cümlesi olacak inceleme içinde:) )

    Keyifli okumalar
  • Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum.
  • 496 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    “Bu; kanatlarını arkasında bırakmış kelebeğin değişim hikâyesi.”
     
    Sahra’yı Ahmet’ten uzaklaştıran Yasemin, Emir ile arasına giren Cennet, Mutlu Kelebek’e yaklaşmasını engelleyen şüpheleri varken, kalbinin sesini duyması pek de kolay olmaz. Değişmeyen tek şey boynundaki ayçöreği kolyesidir ama ona dokunduğunda hala aynı şeyleri hissettiğinden ise emin değildir.
     
    Ayçöreği kitabı çok merak uyandırıcı bir yerde bittiği için seriye devam etmek istedim. Normalde devam edeceğim kadar çok sevememiştim ilk kitabı. Elmalı Turta kitabı ise Ayçöreği kitabına göre daha iyiydi. Konu yine aynı ama karakterler biraz daha oturmuştu. İlk kitapta ne kadar çok Ahmet karakterini gördüysek, bu kitapta da Emir karakterine çok çok fazla yer verilmiş.

    Belki bazı kısımları çok uzatılmamış olsaydı; sonlara doğru acelece yazılmış edası verilmeyip daha uzun tutulsaydı, olaylar daha detaylı anlatılsaydı daha iyi olabilirdi.
    Çok tahmin edilebilir bir sonu vardı. Olaylar, karakterler de öyle. Ancak sıcak ve tatlı bir aşk hikayesi okumak güzeldi. Akıcı bir dili vardı. Her ne kadar Ahmet karakterini çok sevmiş olsam bile bu kitabın ortalarına doğru bu sevgim Emir'e doğru kaydı.

    İlk kitap gibi genç yaştaki kişilerin daha çok seveceğini düşündüğüm bir kitap. Ben ortalama buldum. Ama şans verebilirsiniz.