• Tanıyanın, O'nunla tanıştığı bir şiir vardır. Yani benim gibi önce bir şiirin şairi olarak adını duymuştur, eğer tanıdıysa. Sonra biraz daha incelediyse devamı gelmiştir. İlkin 'Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman' dı tabi O'nu tanıdığım zaman. 10-11 sene öncesine denk geliyor. Ama O'nu daha da sevdiğim başka bir şiiri vardır. İstedim ki duymamış olanlar da bu şiirden haberdar olsunlar ve biz de bu gönlü güzel şairi rahmetle analım. Allah rahmet eylesin...

    Seninle başladı, bitsin seninle…
    Ve gün be gün, ben seni düşünürüm.
    Sen benim her şeyimsin ey sevgili.
    Rüzgarlara ezberlettim türkülerimi,
    Ben hep uzaklara türkü yazarım
    Sılamsın, sevdamsın, sabır taşımsın
    Kalemim adından başka ad yazmaz
    Bu kütükte başka bir ad okunmaz
    Narına nuruna kurban olduğum
    Seven sevdiğinden asla yakınmaz
    Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
    Terhis olsam gidecek bir yerim yok
    Yüreğimden başka silah taşımam
    Bütün adresleri iptal ettim
    Benim senden özge gerçek yarim yok.
    Sen benim her şeyimsin ey sevgili
    Ben rol gereği âşık değilim
    Deme bu garibin benimle isi ne…
    Askım beni teshir eder, Sesim içime saklanır
    Aklanırsa adım, seninle aklanır.
    İstersen durmadan adres değiştir,
    Gözlerimi bağlasalar da bulurum seni.
    Ben, türkülerde tanıdım Fizanı, Yemeni
    Anlasam ki sesim sesine değmiştir,
    Bütün gemileri yakar gelirim.
    Bu bir taahhüttür; sına beni..
    En deli rüzgarların önüne sür, bulut-bulut,
    Bir yerde yanlış yaparsam adımı unut.
    Son kursunu kendime sıkar gelirim.
    Bir et kemik torbası değilim ben
    Bir hasar raporu değil yazdığım
    Bir aşk mektubudur ey sevgili,
    Kızıl-kıyametten önce…
    Ve görmek için bakmaya gerek yok
    Her dilde güzeldir senin adın
    Meydanlar sarsılır sen ortaya çıkınca
    Yeter ki görecek göz, göz olsun.
    Velhasıl uzun sözlere hiç gerek yok
    Dil hicâbından lâl olmalı seni anarken
    Ey benim tabibim, tacidarım
    Gün dönümüdür ben seni bekliyorum

    Bahattin KARAKOÇ

    https://www.youtube.com/watch?v=t8msPMVdlho
  • Ne bir dost, ne bir sevgili,
    Dünyadan uzak bir deli...
    Beni sarar melankoli;
    Kafamın içersi ölür.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 34 - Yapı Kredi Yayınları
  • Ne zaman bir yağmur yağsa hemen Haydar Abi gelir aklıma sorsalar kaç kitabını okudun diye sadece bir ama
    "40 Şiir ve Bir" öylesine mavi öylesine sevdalı..
    "Mavi bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!" Diye diye bisikletimin pedalını sürerdim kimsesizliğe. Her gittiğim yer onunla, ansızın durup bir noktadan okurdum şiirini seslice..
    (İnsanlar anlamıyordu bu deli hallerimi ne de olsa anlaşılmak için yazılmadık maviye) Tam gidicem diyorum bir şiir daha önümü kesiyor sanki bisiklet yarışındasın ve senin hızından etkilenen herkes önüne bir buket koyar gibi geçiyor dizeden.. "Nereye? Bir hayal arası bile vermeden bir filmden diğerine koşturur gibi böyle?" ve ona onun sözüyle ikramda bulunuyorum o anda " Sözlerime gülecek kadar yakınıma gelecek birini aramaya.." Hoşgeldin demek istiyorum bende belki maviye belki de bir şiire.. Kim bilir bir gün diyerek sürüyorum kendimi hiçliğe...
    "Üç yanım kara benim bir yanım ıssız
    denizsiz, vapursuz, yolcusuz, susuz.."
    Ülen denizi görmedik diye maviyi de unutacak değiliz ya diyerek göğü liman belledik kendimizce. (Bizim şehirde kimse görmez denizi vapuru ama hep "Boğulayazarlar karanın sözleriyle açıldıkları şiire" neden bilmem..) velhasılı yürü git uzaklara derken hooop (İsmail abi gelmiyor tabii, keşke gelse..) yerde bir çocuk görüyorum hiiii dizi yaralı bisikletten düşmüş sanırım o da giderken uzaklara, yakalandı yağmura.. İşte diyor Haydar Abi " Benim çocukluğum şurda duruyor, pek uzağa gitmedi, sen bulut ol o yağmur.." diye kaldırıyorum kendi çocukluğumu yerden .. dizindeki kırmızı renkse maviye boyalı yağmur yıkadı şiirle orayı diyerek yürüyorum usulca. Elimde Mavi varken daha bir cesaret alıyor insan ve bağırıyorum düştüğüm noktadan hayata "YOK MU GELEN ÇOCUKLUĞA YOK MUSUN?"...
    Haydar Abi anlatılarak bitmez bende sizin dizleriniz kanamasın ama her kanayan yerinize bir mavi konsun ki unutmayalım çocukluğumuzu ve soruyorum yok musunuz?...
  • Deli gibi uykum var Nermin
     elimden hiçbir şey gelmiyor inan
     ben her gün bir emevi asıyorum içimde
     azalmıyorlar Nermin
     omzumda bir gülünç ağrısı
     nereye gitsem
     varır varmaz arıyorum seni kendime
     yapacak bir şeyim yok
     çok sağanak yağdın zarlarıma
     beni içime kadar ıslattın Nermin
     zührevi bir felçsin arlarıma
     şuramda sen
     şuramda…
     son sürat kan kaybediyorken
     devrilen bir ambülansın içinde kadar şuramda…
     açıp gösteremiyorum Nermin
     yasal tedbir koymuşlar gözyaşlarıma
  • “Unutmak kolay mı? ” deme
    Unutursun Mihriban’ım.
    Oğlun, kızın olsun hele
    Unutursun Mihriban’ım.
    Zaman erir kelep kelep..
    Meyve dalında kalmaz hep.
    Unutturur birçok sebep
    Unutursun Mihriban’ım.
    Yıllar sinene yaslanır
    Hâtıraların paslanır.
    Bu deli gönlün uslanır...
    Unutursun Mihriban’ım.
    Süt emerdin gündüz-gece
    Unuttun ya, büyüyünce...
    Ha işte tıpkı öylece
    Unutursun Mihriban’ım.
    Gün geçer, azalır sevgi
    Değişir her şeyin rengi.
    Bugün değil, yarın belki
    Unutursun Mihriban’ım.
    Düzen böyle bu gemide
    Eskiler yiter yenide.
    Beni değil, sen seni de
    Unutursun Mihriban’ım.
    A.K.
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

    Nurullah Genç
  • Bırakmayacağım seni yüz bin keder versen de bana— aşığım ben sana,
    Kaderin kalemi böyle yazmış alnıma—aşığım ben sana,
    Sözümden dönmeyeceğim dokuz tane gök kubbesi dönse bile,
    Şahidim olsun gökyüzü ve yeryüzü aşk yeminime—aşığım ben sana.

    Kalbimin üstündeki zincirler senin gaddar kaşlarından,
    Beni bağlayan ip senin kıvrılmış siyah kâkülünden,
    Hastayım, tek sağlık umudum senin baygın gözlerinden,
    Bir çaresiz derde düştüm — aşığım ben sana.

    Ey hilal kaşı yeni ay gibi, kalbimin dönüşü sanadır doğrusu,
    Mihraba bakarsam eğer, o yalnız gözlerimin köşesindendir doğrusu,
    Kaşının ‘râ’ sından geri dönseydim eğer o ikiyüzlülük olurdu doğrusu,
    Aldırmam bu yanlış olmuş, ya da doğrusu— âşığım ben sana.

    Tozsuz toprak olurum yanağındaki kuş tüylerine hasret çekerek yine,
    Eğer kırıp dökülseydim bütünüyle, konuşurdum senin yanağından ve dudağından yine,
    Kırılsaydım ortadan ikiye, koparmazdım kendimi senin bakışının kılıcından yine,
    Ey sevgili bana boşuna işkence etme — aşığım ben sana.

    Deli Gâlib’tir adım selam olsun Ferhâd’a ve Mecnûn’a!
    Yüz çevirmem ben senden dünya olsa bir yanda, ben bir yanda,
    Pervaneyim kandiline, ne gereğim var benim umutsuzluğa?
    Hem yabancı anlasın hem de dost bilsin bu gerçeği— aşığım ben sana.

    Şeyh Gâlib