• Önce hak etmeyi hak etmeli insan
    ardından deliler gibi sevilmeyi hak etmeli
    Ama o hakkı verenin'de kıymetini bilmeli
    caninı verircesine sevenin hakkınıda vermeli
    Kısacası önce hak etmeli insan
    Öyle ya Hak ettiğini yaşarsın şu fani dünyada
    Oysa…
    Hak etmedikleri ne varsa yaşatmışım geçmişimdekilere…
    Hak ettiklerinden fazla değer vermişim,
    İşte bu yüzden,
    Şimdi yanımda değiller
    Bir yanlış vardı ortada,
    Belli…
    Ben miydim, Onlar mıydı? ,
    Yoksa bizi bir arada tutanlar mı? ...
    Bir yanlış vardı…
    Bir mi yada birden fazla mıydı...
    Kıymetde bilmeli insan şu fani dünyada
    Öyle ya kıymeti zulme çevirmemeli insan
    Verilen kıymeti kıymetsizleştirmemeli...
    Bir Şey Ancak
    Değerini Bilenin Yanında
    Kıymetlidir kıymet bil kıymet...
    Bugün bir daha olamayacağın kadar gençsin.
    Yarının hatrına kıymet bil...
  • “Deliler! Aptallar!
    Dünyayı küçümsüyorlardı.
    Sizin için ne düşündüğümü sorarsanız eğer, sizi pek düşünceli buluyorum, delikanlı.” “Delikanlı mı!” dedim.
    “Ben sizden daha yaşlıyım; akıp giden saatin her çeyreği beni bir yıl yaşlandırıyor.”
  • Evet bu okuyan bi çift göz Sahibi güzel kalpli minnak yada uzun ponçik sana biraz bir şeyler dicem..
    ~ öhöm öhöm
    -öncelikle içinde bir yerlerde sıkıntıların olduğunu biliyorum bu zamana kadar zorluklarla geldiğini de biliyorum ama bak gelmişsin yani atlatmışsın

    Şimdi diceksin ey limonlu bisküvi geçti ama izi kaldı kalıcak tabi akıllım kalmazsa hayat okulunu geçemezsin
    Bak şimdi iyi oku burayı bıcırık herkes bir yakım zorlu yollardan geçti bunlardan biri de benim ailemle sorunlardan tut aşk olayları falan filan boş dolu her şeyi yaşadım

    Ama bunlar sana hep bir tecrübe sana bunlaı bi eksi olarak görme uçan tekme atarım sana

    - evet buraya kadar okuyup gelen güzel kardeşim ge buraya alnından öpcem muah

    - tamam fazla şımarma ciddi olalım
    Bazılarımız da yalnızlığı kafaya takarız ben hep olaya şöyle bakarım belki saçma bulabilirsin ama sakkn sövme he !!

    Doğduğumuzda biz yalnızdık büyüdük ayaklarımızın üstünde durduk yeri geldi tek başımıza ağladım yeri geldi deliler gibi güldük saçma şeylere ama aslında farkettiyseniz belli bi zamana kadar yalnızdın yani sen kimse olmadan da gaza basabiliyorsun
    - burda bitsin mi bu yazı
    Aklından geçeni biliyorum şapşak hoşuma gitti tabi bu yazı eh tabi biliyorum iyim bu işte

    Ne bilim ya öyle değinmek istedim derdine ortak olmak istedim dostum hep iyi ol

    -okuyup bunu gören kişi seviliyorsun okumayan aman bu mal ne yazdı diyen çıkışta bekle🌸
  • 280 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Daha önce hiç bir şizofreni hastasını anlamaya çalıştınız mı? düşüncelerle dolu bir denizde batmanın ve çıkmaların ama bir türlü boğulamamanin mücadelesini gördünüz mü?
    bu konuda size bundan daha çok yardım olabilecek bir kaynak yok bence. 
    Öncelik yazarımızdan bahsetmek istiyorum çünkü ticari kaygıyla yazılmış tüm şizofreni ve farklı psikoloji hastalıklarla ilgili yazılan kitapları unutun neyse sevgili yazar;
    joanne greenberg'ün genç yaşındaki akıl hastanesi tecrübesinden ve kendi akıl sağlığı ile olan mücadelesinden yola çıkarak kaleme almış olduğu ; topluma, aile yapısına ve yalnızca şizofreni değil, benzer zorluklarla yüzleşen çöken kendine zarar veren tüm bireylere ayna tuttuğunu düşündüğüm, keşke daha önce okuyabilseydim dediğim romanıdır benim için.

    Şizofreniyi bir otobiyografiyi anlatmıyor sadece yazar burada asıl anlatmak istediği mucadele,Deborahin kendisini yalnızlığa itip bu yalnızlıkta hayali kahramanlarla yaşamak ve bu dünyanın dışına çıkmak kişiye kattıkları ic analizi ve normaller ve hastalar üzerinde etkileri değişen durumlar bir kızın normal olmak için verdiği mücadele..
    Şu alıntı bile tüylerimi diken diken etti..Acaba gerçekten normal olan biz miyiz?Belki de asıl hastalar biziz ve başkaları uyanınca bu damgayı vuruyoruz sürüden ayrılan her insan farklıdır ve farklılar düzeni bizar içgüdüsüyle belki..

    "sizin yalnızca bir çeşit soğuğunuz var; paltolarla halledebilecek bir soğuk.."

    Eser;Deborah blau 16 yaşında bir genç kız olup kendisine şizofreni teşhisi konularak tedavi olması amaçlı bir hastaneye yatırılan biridir.Tabi yahudi olduğu için dışlanmasıyla başlayan süreç, kimlik karmaşasına dönüşerek devam ediyor; ve tekrar topluma dahil olması için geçtiği zorlukları ele alıyor öyle hastaneye yatiriliyor
    Orada şahit olduğu yanlış bir tedavi üzerinden doktorla münakaşa yaşıyor ve güzel dersler veriyor.okurken gerçekten gerçek deliler tarafından akıl hastanesine yatan oldukça zeki bir insanı gördüğümü düşündüm.psikolojik problemleri olan kişilerin iç dünyasını bir nebze yansıttığı güzide kitaptır ondan ötürü.Ayrica Kitap bana Tutunamayanlari ve Alice'i hatırlattı.

    Hatta doktora ve birçok insana ayar veriyor kulak verelim sözlerine;

    "Adalet uygulanmıyorsa , namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa , sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor ?” diyor. doktor “sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim …” diyerek ona mücadele hırsı veriyor. kitap ismini bu konuşmadan alıyor işte.. okurken Deborahin yaşadığı krizler umuduna şahit oluyorsunuz hem üzülüp hem de sisteme öfke duyuyorsunuz.Deborah’ın her şeyin farkında oluşu insanı ayrı bir sarsıyor.

    Kitabın ismiyle beraber içindeki her aforizma sarsar nitelikte. kitabı okurken deborah'ın asıl dünyadan korktuğu için kendi içerisinde yarattığı dünyasında kendimden çok şey buldum Deborah ile Dr.Fried ve furinin sesini duydum tedaviyi gözlemledim Deborahin yanında oldum antik yunan göndermeleri de etkiledi.

    Dünyanın hızlı ilerleyişi kalabaliklar içerisinde kaybolmaktan korkuyor ve en ufak önemsiz sandığım anıların ileride üzerimde ne gibi etkiler bıraktığının farkına varamıyorum bazen kitabın sonunda ondan kalbime bir bıçak saplandığını hissettim..

    'size artık hiçbir şey anlatmayacağım. ne kadar pisliği açığa çıkarsam, daha o kadarı geride kalıyor. artık beni terk edip arkadaşlarınıza gidebilir ya da bir başka tez daha yazıp ününüze ün katabilirsiniz. ben kendimi terk edemeyeceğime göre, savaşı terk ediyorum ve hiç tasalanmayın - iyi ve uslu olacağım, duvarlara da hiçbir şey yazmayacağım.''

    Izleyin lütfen :)

    https://youtu.be/xbagFzcyNiM

    Okuyun okutun bu eseri lütfen üzerinde A beatiful mind Fight club filmleriyle de güzel gider:) oldukça etkileyici hele ki psikoloji seviyorsanız kaçırmayın.
  • "Ölüm de yaşamın gerçeğidir. Kimse yaşamadan ölmez." Neden susmuyordu?

    "Ve nasıl öleceğimiz, nasıl yaşamayı tercih ettiğimizle ilgilidir... Öyle mi, Bayan Hammond?"

    "Doğru, insan ne ekerse onu biçer... Özür dilerim, kabalık etmek istememiştim. Boş fıçı çok langırdar sözü tam beni anlatır. Bazen gereğinden fazla konuşurum ama..." Ne söylerse söylesin toparlayamayacağını bildiği için omuzlarını düşürüp sustu. İblis olabileceğinden süphelendiği için adamın yüzüne tuz serpmişti. Bundan böyle ömrü boyunca konuşmasa da olurdu.

    Abertullery Dükü'nün yüzündekilerden çok daha fazlasını görme ihtimali olan gözleri bir süre Jane'in yüzünde dolandı. Sonra hafifçe başını sallayarak, "Size inanıyorum, Bayan Hammond," dedi. "Çocuklar ve deliler her zaman doğruyu söyler... Bayan Hammond'a Leydi Beatrice'in odasına kadar eşlik edin."

    Jane az önce işittiği hakareti hak ettiğini bilmenin çöküntüsüyle talimatı alan uşağın arkasından usul usul ilerlemeye başladı.
  • Nasıl cümleye gireceğimi bilemiyorum :D Gözlerini iki elimle kapatıp karanlığa doğru ilerletiyorum seni. Hem merak ediyorsun hem tahmin de ediyorsun aslında. Şşş sessiz olunnn seslerini duyduğuna şüphem kalmıyor. O an keşke kulaklarına birer kulaklık ayarlasaydım diye geçiyorum içimden. Senin yaprak yiyen arkadaşlarının bu kadar olduğunu tahmin edemiyorum napim. Ellerimi yavaşça gözlerinden çekiyorum. Kocaman masanın çevresine dizilmiş arkadaşlarını görünce aa! diyorsun.O sırada bir konfeti patlatyorum ve az daha doğum günün ölüm günün olucaktı sjdkcmdjx. Gözlerin masanın ortasında mumların aydınlattığı sarı lacivert pastaya dönüyor. Bu kadar duygusal olmaya ne gerek var yha. Sarılıyoruz. Duygusal anlar yaşanıyor. Işığa en yakın çocuğa açmasını işaret ediyorum. Açıyor. Gözünün çevresindeki yaşları görünce Sena sana bakıp ne zırıldak çocuksun aq diyor. Hepimiz gülüyoruz. Sen de dahil. Covid yokmuş gibi önce bana sonra herkese teker teker sarılıyorsun. Seni pastanın önünde duran tek sandalyeye oturtuyorum. Ve dört mumu da üflemeden önce bir dilek dilemeni istiyorum. Gözlerini kapatıp geçen birkaç saniyenin arkasından üflüyorsun. Çılgınlar gibi alkışlıyoruz sjdkcmdksnjsns. Doğum günü çoçuğum benim. Umarım pastanı beğenmişsindir. Doğduğun gün üzerindeki zıbın FB liymiş yha hani. Buda onun anısına. Aynı hastanede dokuz gün ara ile doğmak ise güzel bir tesadüf.
    Tamam o zaman pastayı sonra keseriz hediyeleri mi açsan acaba diyorum. Sen iki parmağınla yaklaşsana Eylül hareketi yapıyorsun. Kulağımı yaklaştırıyorum. Yha acaba önce pastayı mı kesseydik çok lezzetli duruyor diyorsun. Gülüyorum. İlk kendi hediyemi veriyorum. Sayfaları siyah olan bir defter. Tabi yazınca yazıları beyaz olanlardan. Anıları çıkartıp yapıştırdığım bir hatıra defteri. Çok şeker değil mi. Günü gününe. Tarihleriyle birlikte. Aklıma başka birşey gelmedi böyle daha anlamı olur diye düşündüm. Bir de yanında siyah lastik bir toka. Sen anladın :P. Diğerlerini de açıyorsun teşekkür ediyorsun ve hediyelerin sonuna geliyoruz. Bu partinin DJ yi ben değilim kusura bakma. 1 Eylülde seçtiğim şarkılar beni batırdı çünkü :D. Ordan çocuğun birini oturtuyorum ve 3 dev hoparlörle deliler gibi dans ediyoruz. Güzel partiydi ya benimkinden güzeldi. Misafirlerini birer birer uğurladıktan sonra da o kadar emekle şirirdiğimiz balonların üzerine oturup patlatıyoruz. Çok eğlenceli vıvıvı sjdkcmk. Yavaş yavaş partiyi sonlandırıyoruz. Senayı sana bir daha kötü kelime kullanmaması konusunda sertçe bir dille uyarıyorum. Ha bu arada pastanın en büyük dilimini sen kaptın doğum günü çocuğu merak etme..

    İyi ki doğdun iyi ki varsın! Yeni yaşın kutlu olsun! Hep benimle kal!! HarlEy'm . Tutmayan dilekleri usanmadan dile..

    🎂🥳🎁🎊
  • 68 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    İki karakter üzerinden toplumsal konulara, insan ilişkilere ve daha çok birçok konuya değinen bu kitap aslında bizlere kulak ardı ettiğimizi her şeyi hatırlatır. Altıncı koğuş sakinlerinden İvan kuşkularının kurbanı olmuş ve kendini hapishane gibi bir hastanede bulmuştur. İvan kötülüğe karşı susmayan, adaleti, doğruluğu savunan güçlü bir karakterdir. Realizmin simgesidir adeta. Hastanede yer alan doktor ise İvan gibi Zeki, akıllı bir karakter olsa da onun kadar güçlü değildir. Onun için acılar, ölümler olmadı gereken her şeydir. Bir nevi felsefi akımı konuşturan doktor güçsüzlüğün de resmidir. Her şeyi yapabilecek hastaneyi hastaları iyileştirebilecekken o böyle olmasına alışmış değiştirmesem de olur deyip seyirci kalandır. Sonuç olarak bu iki karakter çarpışır ve kendi fikirlerini okuyucuya sindirir. Her ikisine de hak veren bizler sanırım İvan karakterine yani halkın sesine daha yakın hissederiz. Kitabın sonlarına doğru doktor daha güçlüdür artık değiştirebileceği her şeyin farkındadır. Lakin onun değişimiyle beraber etraftan da tepkiler gelir. Deli birisiyle doktorun samimi olması şüphe uyandırır. Ve o koğuşa binbir çeşit numarayla doktor da kapatılır. Bu kısımlar bizlere aydın görünen kesimin aslında tehlikeli olduklarını gösterir. Kitap deliler mi akıllı yoksa akıllılar mı deli sorusunu iliklerimize kadar hissettirir. Ve her sayfasında tok açın halinden anlamaz dedirtmekten de bizleri geri bırakmaz. Evet biz ne deliler hastanesini
    ziyaret ettik ne de açın halinden anladık. En önemlisi biz de o doktor gibi değiştirelim dediğimiz her şeye seyirci kaldık.