• 144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    ''Delilik en büyük özgürlüktür.''

    (Alein Kentigerna)

    Hazır, başlayalım.

    Delilik, nedir bu delilik?

    Önce kitap hakkında konuşalım. Erasmus delilik kavramını çok geniş bir biçimde aktarmış. Erasmus'a göre bilgelik delilik ile eşdeğerdir. Bilge bir insan, önce delilik sınavından geçmelidir. Tıpkı karanlığın en büyük aydınlık olduğunu anlamış biri gibi... Kitap içerisinde dini karşılaştırmalara, papazların giyim kuşamına ve gözlem yeteneğini konuşturması okuyucunun beğenmesi ve içerisine dahil etmesine yarayacak bir başka güzel konulardan biridir. Bildiğiniz gibi Thomas More ile yakınlığından dolayı, eski ve yeni Ahit'i birbiriyle tokuşturmuş ve bana sorarsanız bundan baya zevkte almış.

    Kitapta Türk ve Arapların barbar olarak nitelendirmesi ve bu iki ırk'ın 'Hristiyanlardan' nefret ettiğini basa basa belirtmesi sözde 'hümanist' olarak nitelendiren Erasmus'u yadırgayanlar olacaktır. Okurken, daha ilk seferinde bununla, bu söylemle karşılaşan herkes yadırgayabilir ama dönemin ve dönemin algılanış biçimini pek bilmediğimiz için bize böyle gelmiş olması doğaldır. Dini vecihlere çok sık yer vermekte. Thomas More'ın yakın arkadaşı dedik ya, birbirlerini tamamlıyorlar işte. :)

    Kitapta sık sık mitolojilere özellikle Yunan mitolojilerine yer vermektedir.

    Şimdi gelelim delilik kavramına. Nedir bu delilik?

    Delilik, varolan bir aklın yitirilmesi, yitirilmekte olması demektir. Aslında bana sorarsanız, daha anne karnındayken insanoğlu birer deli olarak nitelendirilmiştir. Anneyi kemiren ve sömüren bir deli.

    Herkes deli doğar, sadece bazıları öyle kalır.

    Delililiğini bil, belki o da seni bilir.

    Şimdi söylüyorum sana, size. Bizi delirten şey bildiklerimiz değil, açlık hissimiz değil midir? Evet mi? Bingo! Doğru cevap. Ne kadar çok bilgi, o kadar çok delilik getirir.

    İnsaları delirten şey nedir Erasmus?

    ''#37605065''

    Bencil insanları severim, çünkü pek az kaybeder ve duygulara başvururlar. Öyle ya, ilgili değilse, ilgili olma!

    Bakın bir insana yapılabilecek en büyük fenalık, onu fazlasıyla övmektir.

    ''Seni övdüklerinde kendi yolunda gittiğini sanma sakın. Başkalarının yolundan gidiyorsun.'' (Nietzsche)

    Ancak şimdi 15. sayfada geçen bir alıntıyı paylaşmak istiyorum. Sahiden kafamı karıştırdı.

    ''Seni kimsecikler övmüyorsa, sen de kendi kendini öv!''

    Sanırım bizim düşündüğümüz yapmacık pohpohlamalardan değil. Dedim ya, bu yüzden bencil insanları severim. Unutmayın ve tekrarlayın. ''İlgili değilse, ilgili olma!''

    Ben seçimimi bildim bileli delilerden, psikolojik sorunları olanlardan yana kullandım. Birkaç dostum hep bu türden oldu ve olmasından da hiç şikayetçi olmadım. Sanırım seçimi yalnız delilerden yana kullanan ben değilmişim. Buyrun.

    ''Tanrı, seçimini delilerden yana kullanır. O, dünyayı delilikle kurtarmayı seçmiştir.''

    Keyifli okumalar.
  • 124 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Öncelikle bu kitabı kaç gündür elimde süründürdüğüm ve okumayı ertelediğim için Dücane hocadan ve kitabından özür dilemek istiyorum..

    Kitabın içeriğinden çok yazarına değinmek istiyorum. Malum, ürünü iyi anlayabilmek için o ürünü yapanı tanımak gerekir evvelinde.. iyi güzel diyorum düşünüyorum da bakalım net bilgiler bulabilecek miyim ?

    Haydi bismillah

    Kimdir bu Dücane hoca ?
    Nelerle uğraşır ?

    Bu soruları sorduğumda google teyzeye bana dilci, felsefeci ve yazar olarak kısa
    cevaplar verdi. Neden kısa diyorum; çünkü hayatına dair çok bir bilgiye rastlayamadım.
    Belki de ben beceremedim/araştıramadım, bilemiyorum..

    Neysee

    1978'de, siyasi olaylar sebebiyle cezaevine girmiş. Totalde 4 yıl cezaevinde kalmış; burada Kur'an okumayı ve namaz kılmayı öğrenmiş.

    Geçen hafta Dücane hoca Ankara'daydı, yine bir söyleşisi vardı. Tabii ki böyle fırsatı kaçıramazdım. Gittim
    sonuna kadar da dinledim; o kadar güzel konuşuyordu ki bırakıp gidemedim .(Bu bana
    biraz pahalıya patladı; yurda geç geldiğim için tutanak tutuldu. Ama buna değerdi)
    Çıkışta da minnoş bir ablayla tanıştım, sohbet ettik biraz. O kadar ortak noktayla
    tanımışız ki Dücane hocayı, hayret ettim doğrusu. Bi kez daha Ankara küçük dedirtti
    bana. O ablada Us Atölyesi sayesinde iyice tanımış, bende öyle tanıdım. O ablada
    geçen seneki söyleşisine İbrahim abi ile(Us Atölyesinin kurucusu) katılmış, bende
    onunla katıldım... Neyse güzel bir tevafuk oldu konuşarak geldik..

    Orada tuttuğum notları ajandama geçirirken aklıma geldi; ben bu adamın
    konuşmasını her dinleyişimde aydınlanıyorum mutlu oluyorum neden kitaplarını
    okumuyorum ?!!
    Aslında senenin başında bi kitapsever arkadaşımız hediye etmişti bana, hemde 1k'dan aramızdan biri, tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum ona da. 🤗 İyi ki beni bu kitapla
    tanıştırmış

    Şimdi kitabın içeriğine gelelim
    Kitap, Dücane hocanın denemelerinden oluşuyor. İnsanın aklını zorlayarak yaptığı
    açıklamalar tasvirler o kadar çarpıcı ki, o zorlanmadan sonra oluşan mini aydınlanmanın verdiği zevk gerçekten denemeye değer.
    Kelimeleri öyle güzel açıklıyor ki; insanın, her kelimenin köküne inip en doğru şekilde
    kullanılışı nasılsa öyle kullanası geliyor.

    Söyleşi çıkışında tanıştığım abla da söylemişti ama insanın inanası gelmiyor; Dücane hoca liseden sürülmüş. Liseyi bitirmeden hapse girmiş, lisans eğitimi almamış..
    Ama o kadar çok dil biliyor ki!!
    Merak ettiği kitapları bizzat kendisi okuyabilmek ve yorumlayabilmek için bi çok dil öğrenmiş.. Ulaştığım kadarıyla Arapça, İngilizce, İbranice, Fransızca, Almanca, Farsça ve Osmanlıca'yı biliyor.. Osmanlıca ya 'zaten kendi dilim' diyor

    Haa bi de 1998 den 2011 e kadar gazetelerde düzenli olarak köşe yazarlığı yapmış fakat izlediği bir filmin etkisinde kalarak köşe yazarlığı hayatına 2011 de son vermiş..
    Merak edenler için; filmin adı "Bab Aziz"/ "Baba Aziz" her iki şekilde de kullanılıyor.


    Bu okuduğum ilk kitabı olduğu için daha çok yazara yoğunlaşmak istedim..
    Kitaptaki denemelerin başlıklarını da ekleyeyim, ilginizi çeken bir başlık olursa okursunuz

    ▪Sahilsizim (kitabın kalbi )
    ▪hakikat niçin hep yaşlı, hep ıslak ?
    ▪kavrayan mısın, kavranan mı?
    ▪eflatun-ı vakt olsan dahi
    ▪delilik özgürlüktür
    ▪ey vallahi
    ▪kalbin kalbe secdesi
    ▪hüve'l-baki
    ▪hayy'dan gelen hu'ya gider
    ▪hu sorusu
    ▪hu'nun sorusu
    ▪hz. insan'ın tevazuu
    ▪hz. insan'ın fakrı
    ▪hz. insan'ın urûcu
    ▪hz. mi hazret mi ?
    ▪sonra tevazu
    ▪hep tevazu
    ▪bilmek niçin ıstırap verir ?
    ▪hikmet ve cinsellik
    ▪cinselliğin hıristiyancası
    ▪kargayıla bülbülü kafese koysalar
    ▪çiçeklerden özür dilemeli
    ▪boşa konuşabilirsin, ama boşu konuşamazsın!
    ▪dilin bile nutku tutulmuşken
    ▪ah, ki ne ah!
    ▪şair, dervişin kardeşidir
    ▪tanınmamak için çıplak dolaşmalı
    ▪bilgi'yi karşıtlığın özünden devşirmek
    ▪sana benden kalan ne?
  • Bana bu uğursuzluğu ömrüm boyunca taşıyacakmışım gibi geliyordu. Dünya bana ve benim gibi mutsuzlara karşı son derece acımasızdı.
    Toplum sizi yalnızca bir iş koparma ve bu işe kuduz köpek gibi sarılma yeteneğinize göre değerlendiriyordu. Aksi takdirde cılız bir budaladan, zavallı bir soysuzdan, bir tür deliden başka bir şey değildiniz.
    Ama tüm ömrünü bir yazı masası başında geçirmekten daha büyük hangi delilik düşünülebilirdi? Büyük bir enayi çoğunluğu buna zorluyor diye, yaşamını boşlukta kurmakla insan kendine daha büyük hangi yalanı söyleyebilir?
    Normal bir kişinin yönelmesi gereken tek şey özgürlüktür, ömür boyu hapis değil.
  • Biraz delirmek her zaman iyidir. Delilik büyük özgürlüktür.
  • "Evet, bir daha düşünelim, inanmak, gerçekte uğruna ateşlere atılacağımız, atılabileceğimiz sevdaların sahibi olmak değil midir?"
  • "Bizim geleneğimizde delilerin yeri bir başkadır. Bizde delilere biraz korkuyla, biraz hürmetle ve biraz da sevgiyle yaklaşılırdı."