• " Hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Siz şu üzerinde harika dikilmiş redingotuyla iki dirhem bir çekirdek yürüyüp giden adamı varsıl biri mi sandınız? Yanıldınız efendim! Yalnızca üzerindeki giysiden ibaret biridir o! "
  • Seba Simav
    Seba Simav Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    İçinde altı tane öykü bulunduran bu kitap baştan sona çok güzel.O dönemdeki siyaset,toplum,insan ilişkileri ve tabakalaşma iğneleyici bir tavırla ele alınmış.Gogol'un okuduğum ilk kitabıydı.Yazarı bana sevdiren öykü derlemesinde en sevdiğim öyküler "Neva Bulvarı" ve "Portre" idi.
  • Neva Bulvarı'nın işi gücü yalan, işi gücü gözbağcılıktır.
    Nikolay Vasilyeviç Gogol
    Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Neva Bulvarı, Mazlum Beyhan
  • Mavi apache
    Mavi apache Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Bazı sözler bir kitap okutur. Sanırım Palto hikayesini de bize okutturan daha doğrusu keşfetmemizi sağlayan Dostoyevski nin hepimiz Nikolay Vasilyeviç Gogol un Paltosundan çıktık sözü. Bu sözü duyduğumda içim bir karıncalanmaya başladı. Suç ve Ceza'da Raskolnikov karakterini o kadar ustalıkla oluşturan hani polis memuru karşısında gülümseyerek patavatsızca ve ustaca suçunu itiraf edip şüphe bile uyandırmadan çekip giden. Bu yüzden Palto hikayesini sonda olmamasına rağmen en son okumayı tercih ettim ağızda güzel bir tat kalması adına.
    Bu kitapta nelerle karşılaşacağımı bilmeden başladım ve arkadaşımın Ruslar karamsardır edebiyatta sözünün öncülük ettiği ön yargıyla.
    Neva bulvarı gülümsetti kimi yerlerinde kara mizah ve espri yapan bir Gogol düşünmemiştim daha ciddi ağır abi takılıyor diye düşünüyordum hani. Edebiyat öğretmenlerinin sözcüklerle resim yapma sanatı dediklerinden tabi Gogol resim yapmıyor film çekiyor. Burun yer yer yine gülümsemelerin eşlik edebileceği ilginç bir öykü. Portre ürkütsede biraz hayranlık uyandıran bir tarafı da var ya da nesnelere çok mu anlam yüklüyüyoruz? Bir delinin hatıra defteri kimi yerleri gülümsetti yine ve bizim sıradan delilerin her şeyi mantığa oturma kıyafet diker gibi bir olayı düşünce kalıbına oturma alışkanlığımız. Hatta bazen kendimizi kaptırıp başkaları yerine düşünüp dünyanın en akıllı insanı olma çabalarımız....Tabi günlük hayatımda bir yakınımdan duyduğum bir deli gerçeği olan ve karşısındakine bana bak şimdi ve üçe kadar say bu esnada buhar olup kapının altından geçip arkasında tekrar birleşeceğim sözü aklıma geldi. Bazen bizim gerçeklerimiz karşımızdakine böyle delice gelebiliyor. Hâlbuki herkesin gerçeği bixim gibi yorumlaması gerektiği yanlışına sarılırız hatta bazen kızarız neden kimse bunu görmüyor neden böyle düşünemiyor diye. Ama bir şeyi düşünmeyiz biz de ya anlık delilik yaşıyorsak?
    Fayton diğerlerine göre biraz daha ışığı az ama kötü değil. -Sonra taşlarlar bizi-
    Ve Palto tuhaf bir şekilde bir yerinde Küçük Prens'in gezdiği gezegenlerden birinde miyim acaba diye etrafıma baktım ve Kürk Mantolu Madonna daki Raif Efendi ve pis kokular hani insanın içini çürüten kokuşmuşluk bazı yerlerinde evrensel lağım suları... Kitap biterken aklımda bir soru :Acaba Fransızlar ve bizler de mi farkında olmadan Palto'dan çıktık.
  • Nelere kadirsin sen ey Neva Bulvarı! Garibanların bile, sana çıkıp iki tur atmaları yeter, gönüllerinin şenlenmesi için. Kaldırımların ne denli özenle,titizlikle süpürülürse süpürülsün, Tanrım, ne çok ayağın izi gözükür üzerinde!
  • Çiğdem Bulmuş
    Çiğdem Bulmuş Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Yazarın anlatımı, betimlemeleri, hicvi o kadar etkileyici ki; kitabı okumuyor adeta yaşıyorsunuz.
    Üç öyküyü geçmiş yıllarda okumama rağmen bu defa daha büyük bir keyif aldım.
    Gogol ve Dostoyevski’nin Rus Edebiyatı’nın olmazsa olmazı olduğu kanısındayım. Ve bu tür yazarların yapıtlarının da dönemsel aralıklarla yeniden okunması gerektiğini düşünüyorum.

    Kitap:
    Neva Bulvarı,
    Burun,
    Portre,
    Palto,
    Bir Delinin Anı Defteri ve
    Fayton bölümlerinden oluşuyor.
    Rus toplumunun yapısı ve bürokratik işleyişi, sınıf ayrılığı, toplumsal statü, ahlak, adalet gibi konuların akıcı ve mizahi bir dille anlatıldığı türden öyküler yer alıyor.


    “Tanrım, dünyada ne güzel görevler, ne güzel memuriyetler var! İnsanın ruhunu nasıl da yüceltir, hazlara boğar bu güzel görevler!”


    “... aralarında öyleleri vardı ki, devletin bir koltuğundan ötekine olağanüstü bir hünerle geçebiliyorlardı.”


    “Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta.”


    “Dehşet... çünkü üniformalı yüksek memur... onun burnuydu!”


    “Hak ederek değil, hırsızlama elde edilmiş ün, sahibine mutluluk vermez; onu ancak hak edenlerin, ona layık olanların yüreğini heyecanla, sevinçle titretir.”


    “Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran iki yüzlüden daha değerlidir.”


    “İnsan ilahi olandan, göksel olandan asla vazgeçmemelidir sanatta.”


    “Bugüne dek ne müdürler, memurlar, şefler değişmişti çalıştığı yerde, ama o hep şimdiki yerinde kaldı, “ kalem memuru “ olarak... Hatta giderek, onun dünyaya da böyle geldiğine, üzerinde memuriyet üniforması ve hafif seyreltilmiş saçlarıyla “ memuriyete hazır “ doğduğuna inanmaya başladı insanlar.”


    “..., insan denen yaratıkta insanlık dışı onca şeyi görmekten, kültürlü, sosyete üyesi, zarif olma iddiası taşıyan ve hatta dünya alemin soylu kabul ettiği kişilerde ustaca gizlenmiş nice kabalıklar görmekten nasıl ürpermiş, elleriyle yüzünü kapayarak nasıl tir tir titremişti...”


    “İnsanın ruhuna süzülüp içinden neler geçtiğini anlayamazsınız ki!”


    “Son derece düzenli bir topluluk buldu burada; en önemlisi de herkes aynı rütbedendi, dolayısıyla kendisini şu ya da bu davranış kalıbı içine sokması gerekmiyordu, dilediğince rahat olabilirdi.”

    “Karşındakinin kim olduğunu biliyor musun sen? Bir memur! Soyu sopu köklü, asil bir insan!”

    “Ne o, yoksa senden başka aklı başında bir insan yok mu sanıyordun dünyada?”

    “Ama senin ipinin de İngilizlerin elinde olduğunu bilmiyor değiliz, dostum. Ne ince siyasetçidir şu İngiliz, ne kurnaz tilkidir! Dünya alem bilir ki, İngiliz enfiye çekti mi, Fransa hapşırır.”
  • Şerife Nur Akpunar
    Şerife Nur Akpunar Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·3 günde·9/10
    NEVA BULVARI
    Yazar Neva Bulvarı'nı öyle bir betimlemiş ki Petersburg’a gidip Neva bulvarını adım adım dolaşmış kadar oldum. Bulvar bizdeki en kalabalık cadde olması nedeniyle okuyan herkese eminim İstiklal Caddesi’ni anımsatmıştır. Bu caddede herkes en güzel hallerini birbirlerine sunma derdindeler. Sosyal medyada insanların hayatlarını yansıtma şekline benzettim ben bu durumu. Herkesin orada bulunma amacı farklı ama herkes ortak bir noktada toplanıyor, beğenilme arzusu etrafında. Hikâyenin okuduktan sonra bende bıraktığı diğer bir hissiyat ise herkesin aslında göründüğünden ne kadar farklı olduğu. Ressamımızın peşinden gittiği kadının daha üst zümreden, zengin birisi olduğunu düşünürken, teğmenin peşinden gittiği kadını ise daha kolay elde edilebilecek bir kadın olarak düşünmüştüm. Fakat aslında durum tam tersiydi. Ressamımızın âşık olduğu kadın para karşılığında birlikte olabileceği bir kadın çıkmışken, diğer kadın evli bir kadındı. Bir kez daha önyargılarımı çarptı yüzüme bu durum. Ayrıca Gogol’un “Kadından güzelliği alın! Kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için erkekten yirmi kat daha fazla akıllı olması gerektir.” sözüne değinmeden geçemeyeceğim. Bu kadar sabit düşünceleri olan, aşırı saçma bir tespitte bulunan yazarın önyargıları demek ki benim önyargılarımdan çok daha fazla.

    BURUN
    Gogol'dan bir garip bir hikâye. Burun. Sabah kalktığında burnunun yerinde olmadığını gören adamımız Kovalev (ben voldemort demeyi tercih ederim :d) burnunun peşine düşer. Onu aramak için ilan vermeye dahi kalkar. Karakterimiz, hiyerarşiye çok değer veren, gözü sürekli makamda mevkide olan, insanlara verdiği değeri unvanlarına göre belirleyen bir adam. Unvanları o kadar önemsemesinin sonucu olarak dilinden düşmediği bir 1. Dereceden memur dulu kadınla, 3. Dereceden kurmay subay dulu kadın var ki her onların adını andığında “yeter be adam yeter” diye bağırma isteği geldi. Hikayede yazar burunu, karakterimizin saygınlığını belirleyen bir metafor olarak kullanmış. Karakterimiz onu kaybettiğinde bütün saygınlığını kaybettiğini düşünüyor, çünkü karakterin saygı kavramı çok boş. Burnunu kaybettiğinde tek düşündüğü şey üst mertebeden müşterileri ve onların gözü önünde saygınlığını kaybedecek olması. Nitekim burnunu bulduğunda da burnu 3. Dereceden memur kıyafeti giymiş diye kendi burnuyla bile çekinerek konuştuğunu görürüz. Sırf unvanı var, güzel kıyafetleri var diye buruna inanılmaz bir saygı gösterir.
    Yazar burun üzerinden çok güzel bir toplum eleştirisi yapmış anlayacağınız. Sözlerini de “Kabul etmek gerekir ki pek çok yerde pek çok anlamsızlıkla karşılaşıyoruz... Öte yandan, şöyle derinlemesine düşünecek olursanız, apaçık belli ki bu işin içinde bir iş var ve de bütün bunların bir anlamı... Kim ne derse desin, dünyada bu türden şeyler oluyor, çok seyrek de olsa oluyor.” diyerek bitirmiş. Gerçekten de dünyada çok var bu türden şeyler…

    PORTRE
    Hikâye kıskançlığın, hasetin insanı nasıl tükettiğini, nasıl ölümcül bir hastalık olarak insanın benliğine yapıştığını ve eninde sonunda gözlerini, elinde ne var ne yok aldığı insanın hayatına diktiğini yüzümüze çok çarpıcı bir şekilde vurmuştur.
    “Manevi huzur mu yoksa maddiyat mı önemlidir? Dünyevi zevkler arasında kendimizi kaybetmek bizi tatmin eder mi?” Hikâye bu sorularla bize paranın mutluluk getirip getirmediğini de sorgulatmıştır. Yeteneklerimizin bizi nereye götüreceğini iyi analiz etmemiz gerektiğini, onlara ne ölçüde sahip çıkmamız gerektiğini önemle vurgulamıştır.
    Ayrıca yazar, yeteneği olduğu halde bu yeteneği şan, şöhret ve servet uğruna körelten sanatçılara çok güçlü bir eleştiri yaparak sanatçının saf, temiz, her türlü kötülükten uzak kalması gerektiğini savunmuştur. Sanatçının ruh hali kirlendiğinde tuvalin çok daha fazla kirli görüleceğini hissettirmiştir bizlere. Ki hikâyenin alt metninde yazar, portrelerin hangi ruhla yapıldıysa o ruhu yansıttığına olan inancını bizlere geçirmiştir. Asyalı kıyafet giyen tefecinin portresini çizen sanatçı, portreyi adamın yüz çizgilerinden ve gözlerinden çok etkilenerek adeta büyülenerek yapmıştır ve resmini yazarın deyimiyle doğayla büsbütün uyum içerisinde yaratmıştır. Resmî yaparken büründüğü ruh halinin kasvetli ve korkmuş olması belki de resme bakan herkesin bu duygulara sürüklenmesinin temel sebebidir. Hâlbuki aynı sanatçı kendini kapatıp bir aziz gibi yaşayarak kendini tüm dünyevi kötülüklerden arındırdığında yaptığı İsa’nın doğumu tasviri ile insanlarda nasıl da biz mucize etkisi yaratmıştır. Resimdeki yüzlerden yayılan kutsal hava bakan herkesi büyülemiştir. Bunun nedeninin, sanatçının resmi yaparken büründüğü hissiyat olduğu kesindir.
    Nitekim yazar sanatçının huzur dolu ilahi bir tutkuyla sanat yapması gerektiğinin altını iyice çizmek için bu düşüncelerini portreyi çizen sanatçı aracılığıyla dillendirmiştir. “Neyin var, neyin yoksa sanat uğruna feda et: onu her zaman tutkuyla sev: Dünya hırsı kokan bir tutkuyla değil, sessiz, dingin, huzur dolu ilahi bir tutkuyla! Bu ilahi tutku olmadan insan dünya üzerinde yükselemez ve insanlara huzur veren büyüleyici sesleri çıkaramaz. Çünkü yüce sanat yapıtının yeryüzüne inmesi, herkese huzur, sükûn vermek içindir. Onun ruhta yarattığı şey sızlanma değildir; çünkü ezgili dualar mırıldanarak sonsuzcasına Tanrı’ya doğru akan bir ırmaktır o.”

    PALTO
    Gogol’dan bir muhteşem eleştiri daha. Hikayeyi çok çok beğendim. Karekterimiz Akaki Akakiyeviç yeni bir paltoya sahip olduğunda en az onun kadar sevinip, acaba paltosuna bir şey mi olacak korkusu yaşadım her sayfada. Keşke hiç yaşanmasaydı fakat maalesef tahmin ettiğim gibi oldu, paltosu çalındı ve en az karekterimiz kadar kahroldum.
    Karekterimizden biraz daha ayrıntılı bahsetmek gerekirse iş arkadaşlarının kendisiyle dalga geçmesine, zorbalığa giren şakalarına, aşağılamalarına tepki vermeyen, sessiz, sakin, etrafındakilerin onu silik biri diye tanımlayabileceği bir memur kendisi. Hayattaki tek uğraşı ona verilen yazıları temiz çekmek. Hayatının sıradanlığına alışmış bir insan, hatta öyle ki müdürü ona daha basit ama daha değerli bir iş verdiğinde dahi bu sıradanlığı bozmamak adına tekrar yazıları temize çekme görevine devam etmek istemiş. Yani hayatında olağanüstü hiçbir durum olamayan, gözlerinde yaşadığına dair bir ışıltı olmayan, ruhu olduğuna bin şahit gerektiren bir adam. Ta ki bir hayat amacı belirleyene kadar. Yeni bir palto alabilmek. Bu amaç uğruna çok kararlı bir yapıya bürünüp, hayatında alışmış olduğu çoğu şeyi değiştiriyor. Artık bir amacı olduğu için, bu amaca yaklaştığı her gün gözlerine bir ışıltı geliyor, yüzünden ve duruşundan siliklik ve sünepelik hızla kayboluyor. Ve amacına ulaştığında belki de hayatının en mutlu gününü yaşıyor. Nitekim paltosu çalındığında da elindeki her şey alınmış gibi hissediyor, eski ruhsuz halinden daha kötü bir ruh hâline bürünüyor. Çünkü eskiden ruhsuz olan adam yeni bir palto umuduyla ruh kazanmış, paltosunun elinden yitip gitmesiyle de kazandığı o ruh paramparça olmuş durumda.
    Yazar, Akaki ve palto ilişkisi üzerinden bir insanın hayat amacı edinmesi durumunda nasıl da hayata sıkı sıkı bağlandığını çok başarılı bir şekilde yazıya dökmüş. İnsanın elinden bu hayat amacının alınması durumunda da nasıl eskisinden de kötü bir duruma düşebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatmış. Ayrıca yine sağlam bir bürokrasi eleştirisi yaparak aynı iş yerinde çalışan insanlarda dahi var olan gelir eşitsizliğine, üst mevkidekilerin alt mevkidekileri canları isteyince ezebilmesine lanet okutturmuştur.

    BİR DELİNİN ANI DEFTERİ
    Sanırım delilere zaafım var. Don Kişot’tan sonra en sevdiğim deli Aksentiy İvanoviç oldu. Hikâyeyi okuduktan sonra bir kez daha delileri kıskandım. Düşünsenize delirme hakkını kullanıyorsun ve istediğin kişi olabiliyorsun. Hatta bir İspanya Kralı bile. Kimse size inanmazsa ne yazar, sonuçta siz bir kere İspanya Kralı olduğunu ilan etmişsiniz. Yaşasın delilik, yaşasın Hazar Beyi taraflarından gelen gerçek beyin.
    Belki de Gogol’u en iyi anlayabileceğiniz hikâyedir. Kendisi hayatının sonlarında delirmiş ve kafa karmaşıklığına dayanamayarak intihar etmiştir.