• O erler ki, gönül fezasındalar,
    Toprakta sürünme ezasındalar.

    Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
    Namazda arka saf hizasındalar.

    İçine nefs sızan ibadetlerin,
    Birbiri ardınca kazasındalar.

    Günü her dem dolup her dem başlayan,
    Ezel senedinin imzasındalar.

    Bir ân yabancıya kaysa gözleri,
    Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

    Her rengi silici aşk ötesi renk;
    O rengin kavuran beyzasındalar.

    Ne cennet tasası ve ne cehennem;
    Sadece Allah'ın rızasındalar.

    1983

    Necip Fazıl Kısakürek
  • Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
    Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
    Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
    Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
    Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer, Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
    Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
    İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
    Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
    Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer, İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
    Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
    Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
    Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
    Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer. Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
    Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
    Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
    Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
    Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer. Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
    Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
    Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
    Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
    Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer
  • 282 syf.
    ·Puan vermedi
    Deborah'ın dünyayı anlama, kavrama çabaları gittikçe değişik bir hal alır ve kendine içine sığınacağı, kaçış olarak kullandığı YR dünyasını oluşturur. Önceden de var olan özellikle annesinin uğraşları sonucu yokmuş gibi davranılmasına sebep olan lakin lise yıllarında patlak veren "deliliğin" akıl hastanesine yatırılmasını konu almış kitap.
    Yazar kendi hayatından yola çıkarak yazmış. Eğer betimleme, psikoloji, bazı kavramların sorgulanması gibi şeyleri sevmiyorsanız OKUMAYIN, net
    Şizofreniyi, o insanların kafalarındaki dünyayı, bir akıl hastanesini, deliliğin mertebelerini... merak ediyorsanız OKUYUN.
    Unutmadan ara ara alt metinlerinden "Hitler'in Yahudilere yaşattıklarına da dem vurulmuş" (bu apayrı bir konu başlığı, çok uzatmıycam burda)
    Her an bir sürükleyicilik beklemeyin.
    Deborah'ın doktoru ile dünyayı anlama çabaları, YR ile dünyayı ayrıştırma uğraşıları...
    Tadı damağımda ve bana çok şey katarak kapattım kitabın kapağını. İyi ki okudum dediğim kitaplar listesine eklendi...
  • "Oysa O, bizleri özgür iradeye sahip varlıklar olarak yarattı."
    "Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülukte toprak gibi ol. Hoşgörüde deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)"
    "Kur'an'ın cümleleri için kullandığımız 'ayet' kelimesi dahi, sözlük anlamı olarak 'mucize' anlamına gelmektedir."
    "Dem bu demdir. (Kan bu kandır.)"
    "Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil. (Şems-i Tebrizi)"
    "Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık."
    "Maksada sabırla erişilir. Aceleyle değil. Sabret ki doğrusunu Allah iyi bilir. (Hz. Mevlana)"
    "En güçlü iki savaşçı, zaman ve sabırdır. (Tolstoy)"
    "Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir. (Zümer: 10)"
    Şebnem Tacigut
    @olimposyayinlari
  • 282 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    6. Durak: Albertine Kayıp

    "Modemoiselle Albertine gitti" giriş cümlesi ile başlıyor kitabımız, bildiğimiz üzre Albertine Marcel'in üçüncü aşkı, daha önce Gilbert sonra Orianne ve Albertine tabii bunlar aslar çerezleri saymıyoruz. Kayıp Zamanın İzinde serisinde Albertine ismi 2360 kez geçiyor- muş ( ben saymadım).

    Albertine Kayıp kitabı seriden bağımsız olarak tek başına ayrı bir satış tirajı yakalamış ülkemizde " Kiralık Aşk" dizisinde görüp almış insanlar. Yalnızca bu kitabı okuyunca insan ne düşünür ne hisseder bilemiyorum. Merdivenin 6. basamağına atlayıp kapaklanıp neyse yapamıyorum deyip geri dönmek gibi bir durum olur heralde.

    Marcel anne ve babasının yokluğundan istifade evinde Albertine ile birlikte geçirdiği zaman zarfında bir nevi evliliği tecrübe etmişti ve adına da Mahpus demişti isabetli bir tercih yaparak. Bizim buralarda olsa Albertine İçin Marcel'in kapatması denirdi ama " modern toplum" olunca işler değişiyor tabi. Albertine'in yaşadığı o sıkıntılı göz hapsi ve tutsaklığı okuyunca insan türk halkının yakıştırdığı bu abzürt kelimeyi çok mantıklı buluyor doğrusu.

    Marcel'in kadınlara yaklaşımını itici bulabilirsiniz. Peki sevgili Proust isteseydi mükemmel bir aşk hikayesi mükemmel bir adam yansıtamaz mıydı? Proust serinin başında, ilk kitapta yazarların kitaplarında şiddetle savundukları erdemleri kendi hayatlarına uygulamadıklarından ve dolasıyla samimiyetsizliklerinden dem vurmuştu. Seriye başladığımdan beri gerek eser gerek yazar hakkında bir dolu gelgitler yaşadım ama değişmeyen yegane duygu yazarın samimiyetine olan inancımdı.

    İnsan birini her an her saniye aynı sevemez, onun hakkında hep olumlu düşünemez, insan değişkendir, duyguları, fikirleri, zevkleri an be an değişim halindedir. Bu sürekli değişkenlik halinde en sık uğradığı duyguyu gerçek duygusu olarak algılar. Kaybettiklerine tutulur, elde ettiklerine karşı duyarsızlaşır. Marcel'in değişkenliklerinde gözden kaçırdığınız kendi hezeyanlarınızı farkeder onları inceleme imkanı bulursunuz. Proust okumak benim yazma kabiliyetimi geliştirmemiş olabilir ama duygularımı analiz etme ve değerlendirme yeteneğimi, ayrıntıları farketme ve anlamlandırma kabiliyetimi yüzde yüz geliştirdiğini söyleyebilirim.

    Bu kitapta daha güçlü bir Marcel ile karşılaşıyoruz, kişiliğinin geliştiğini ve güçlendiğini farkediyoruz açıkcası bu gelişim beni şaşırttı. Dönemin önemli bir gazetesinde yayımlanan bir yazısı ile yazarlık kariyerine giriş yaptığını görüyoruz.
    " Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık." diyor Proust. Sanırım öyle de oluyor. Kendi yazdıklarını okuduğunda hazzın doruklarında gezmiştir eminim. Yazılarını okurken yazar kimliğinden soyutlanarak bir okur gözüyle okuyup değerlendirdiğinden de bahseder.

    Bu eser psikolojik bir biyografimidir, belleğin geçmişi yeniden kurgulaması mıdır, bir yazarın oluşum süreci midir bilmiyorum belkide hepsidir.

    Ben Henri Mitterand'ın eser hakkında ki görüşüne tümüyle katılıyorum.
    " Kayıp Zamanın İzinde, dekorun yitip gitmiş bir çağ içinde romanlaştırılmış hikayesi olduğu kadar, belleğin, anımsamanın romanıdır, salt geçmişin romanıdır ve ayrıca zamanın bedenler ve bilinçler üzerinden geçişin romanıdır"

    Ben zamanı yakalamaya gidiyorum size de keyifli okumalar.