• Bugün size karşıma çıkan bir mucizeyi anlatmak istiyorum. 12 Kasım 2019 salı günü okul kütüphanesinde hocamızın verdiği görevi yapıyorduk. Masada oturup kitapları düzenlerken bir arkadaşım "aaa elimde doksanlarda yazılmış kitap var" dedi. Göz ucuyla baktım ki kitabın en baş sayfasından uzanan, tükenmez kalemle yazılmış bir yazı duruyordu. Çok merak ettim, elime aldım ve okumaya başladım:
    .
    24.12.1990
    Allah'ım ne yapacağımı bilemiyorum. Korkuyorum ve hergün biraz daha insanlardan uzaklaştığımı, kendimi yalnızlığa doğru sürüklediğimi hissediyorum.

    İnsanlar bana o kadar yabancı ki, sanki onlarla hiç bir ortak noktam yok. Konuşmaları beni ilgilendirmiyor, beni onlara çeken bir şey yok. Şu iki hafta nasıl geçecek? Sınıftan, her şeyden, herkesten nefret ediyorum.

    Yalnızlığıma, yalnız kalışıma ağlıyorum, üzülüyorum. Ama neye yarar ki zaten insanlardan ben kaçıyorum. Aslında şu bir gerçek ki onlarla konuşunca içine düştüğüm yalnızlığa konuşmadan yalnız başıma yaşadığım yalnızlığı tercih etmem. Çünkü kalabalık içinde yalnızlık, konuşmak ama boşluğa gitmek, gülmek ama içi kararmak, ağlamamak ama hüsran içinde kıvranmak! Allah'ım ben neden böyleyim?

    İçimde birbirine zıt yönlerden esen fırtınalar kopuyor. Beni anlayan, bana ben olarak bakan bir arkadaş bulamadım. Kalbim sıkışıyor, nefes alırken boğulacak gibi oluyorum. Artık her şey beni sıkıyor. Geçirdiğim veya geçirmekte olduğum günlerden bir tat alamıyorum.

    Her şey herkes o kadar yapmacık ve sahte geliyor ki, bunu kelimelerle ifade edemiyorum.

    Şu kalan iki hafta nasıl geçecek? Sınıfın kapısından dahi ayağımı atmak istemiyorum. Sınıf beni boğuyor.

    Gitmek, kurtulmak uzaklaşmak istiyorum. Belki ben bu bendeki yalnızlıktan kurtulmayacağım ama en azından insanlarla uzun süreli bir arada bulunmayacağım.

    Issız bir dağın başında yalnız başıma yaşamak istiyorum. İnsanlardan, onların sahte yüz ifadelerinden, yapmacık bakış ve aldatıcı sevgilerinden uzaklaşmak, kaçmak, kurtulmak istiyorum. Kurtulduğumu ıssız dağlara, sessiz taşlara, akan billur nehirlere, fırtınanın elinde oyuncak olup çırpınan dalgalara, insanın ruhuna ilham veren dallarına, yapraklarına, kuşa, kurda her şeye haykırmak istiyorum.

    Bundan sonra kendime söz veriyorum. Medeti insanlardan değil kitaplardan umacağım. Dünyamı kitapların çerçeveleyeceği kadar dar kuracağım. Hayal benim işim değil. Çünkü hayallerim hep hüsranla bitti. Meğer insanın hayal dünyası yıkılınca ümit de, sevgi de yok olurmuş. Sevenin halini sevenler, sevgiyi tanıyanlar anlarmış. Ya diğerleri... Aman boş ver. İnsanların sevgisi de kendileri gibidir. Sahte ve yapmacık.

    Allah'ım yalnız senin rahmetini, bereketini, sevgini, aşkını ümit ediyorum. Yalvarırım Allah'ım beni bundan mahrum eyleme.

    Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı
    Elindeyse beyazı sende kazı...

    Çoğu şey mümkün olmuyor. Hele her şeyi unutup, her şeye yeni baştan başlamak, hayata yeni bir düzen kurup bu düzende ilerlemek taa... sonsuza kadar. Ecel bu dünyada bir sonsa varsın bu düzen ecele kadar sürsün. Zaten dünyadan beklediğim yok. Yeter ki beni isyana sürüklemesin. Yeter ki beni doğru bildiğim ve yapmak istediğim şeylerden uzaklaştırmasın.

    Şu anda gözlerimdeki yaşlar nerdeyse dökülmek üzere. Beni böyle dolduracak, içime kapatacak ne oldu anlamıyorum. Kendim hakkında karar veremiyorum. Sanki gerçekleri görmüyor, hayal aleminde yaşıyor gibiyim. Ama hayallerin hep güzel şeyler olacağını sanıyordum, benimki yalnızlığa mahkum, sevgiden uzak, bakınca bakana hüzün veren, duyguları içinde boğulan, bir kurtuluş yolu arayan zavallı ve garip bir hayal dünyası. Böyle olmasına razıyım da tuttuğum dallar kırılmasa, gördüğüm manzara serap, sevdiğim insanlar muamma olmasa. Kim bilir belkide ben muammayım. Kendi kendini anlamayan, zavallı, yalnız ve çaresiz biri.

    Dünyamı o kadar küçültmek istiyorum ki kimseyi içine alamasın. Kimsenin bakışları beni rahatsız etmesin. Kimseye ihtiyaç duymadan ömür boyu sürsün.

    Aslında her şeyin sonu DEĞMEZMİŞ oluyor. Evet, hiçbir şeye, hiçbir kimseye verilen değer, çekilen sıkıntı ve geride kalan buruk bir kalp! Demek ki hayat boş, her şey boş. Çekilen her şeye sonuçta değmezmiş denebiliyorsa bu dünyada yaşamaya da DEĞMEZMİŞ.
    .
    Fatma Bindal
    89315
    03.01.1991
    .
    Evet bu yazıyı okuduğumda şoka uğradım. Çünkü tamamen benim duygularımı anlatıyordu. Rabbimin bana bir mesajıydı, buna inanıyorum. O zamanlarda zaten burada yalnızlık temalı şiirler paylaşıyordum. Bu hayatta karşıma çıkan sembollere, işaretlere, olaylardan çıkardığım derslere bakıp Rabbimden gelmiş olduğuna inanıyorum. Bu yazıda apaçık bir işaretti bana. Yalnız olmadığıma bi işaretti. O dönemlerde o kadar kötüydüm ki sadece kaçıp kurtulmak istiyordum. Ağlayacak bir omuz arıyordum, ancak kendi içimde eriyordum. Neyse. Bu yazıyı yazan kişiyi çok merak ediyorum. Şuan ne yapıyor, kaç yaşında ya da öldü mü? Aynı döneme denk gelseydik keşke. Ama illaki karşıma biri çıkacak. Belki de çıkmıştır. Kim bilebilir? Şimdi bunu yazarken aklıma şu söz geldi; "Birbirine ihtiyacı olanlar özenle uzak duruyor birbirinden."
  • "Ben böyleyim!" demek kadar korkunç bir söz yoktu. Ama ben hep öyle söylemiştim, karşımda yaptıklarımın, düşündüklerimin doğru olmadığını söyleyen ve beni seven insanlara. Ben böyleyim. Değişemeyeceğime inanmak o kadar kolaydı ki! Yokuş aşağı inmek kadar zevklisi yoktur. Hele tırmananlarla, her yükseldikleri birkaç santimde kilolarca ter dökenlerle alay etmek ne kadar da rahatlatırdı ruhumu! Zayıf olduğum için kötüydüm. Tırmanamadığım için normal olmadığımı kabul ettirmeye çalışıyordum. Çünkü tesadüfen keşfetmiştim düşünmeyi. Ve konuşmayı. Dolayısıyla bu yolla birçok insanı, aklımın hasta olduğuna inandırmıştım, benden başarılar beklememeleri için. Ama dünyanın en sıradan insanı kadar normaldim aslında. Yalan söylüyordum herkese. Hepsi bu.
  • “Ben böyleyim!” demek kadar korkunç bir söz yoktu. Ama ben hep öyle söylemiştim, karşımda yaptıklarımın, düşündüklerimin doğru olmadığını söyleyen ve beni seven insanlara. Ben böyleyim. Değişemeyeceğime inanmak o kadar kolaydı ki! Yokuş aşağı inmek kadar zevklisi yoktur. Hele tırmananlarla, her yükseldikleri birkaç santimde kilolarca ter dökenlerle alay etmek ne kadar da rahatlatırdı ruhumu! Zayıf olduğum için kötüydüm. Tırmanamadığım için normal olmadığımı kabul ettirmeye çalışıyordum. Çünkü tesadüfen keşfetmiştim düşünmeyi. Ve konuşmayı. Dolayısıyla bu yolla birçok insanı, aklımın hasta olduğuna inandırmıştım, benden başarılar beklememeleri için. Ama dünyanın en sıradan insanı kadar normaldim aslında. Yalan söylüyordum herkese. Hepsi bu.
  • Koca bir yalanın içimdeymişim de henüz, yeni yeni nefesime kavuşmuşum gibi bir his...
    Herkes muhakkak bu ve benzeri şekilde böyle olaylar yaşamıştır.
    Evet beklediğimiz şeyler toz pembelik bir hayat ya da hisler değil, ama yalanlar hiç değil.
    Samimiyetsizlik hiç hiç değil.
    Kimse korkunç bir rüyaya devam etmek istemez.
    Evet ama, herkes de çok fazla güzelliğin bir rüya olduğunun bilincinde olur.
    İdeal beklentiler içinde olmak, olabilecek beklentilere, arzulara kapılmak bel bağlamak demek, yaşayacağımız pişmanlıkların da hayal kırıklıklarının da ideal boyutta kalması demek.

    Sadece yeşillikler içinde güzel bir manzaraya bakarak tadı çıkacak bir şarkı belirliyorum...
    Böyle bir yerde belirlediğim şarkım var benim.(Bana kim ne yapabilir ki)
    Kim bilir belki ilerde o şarkımı dinlemek için, sadece onun için bile gelirim buraya.
    Kıymet vermek böyle birşey olsa gerek. Sana özel diyerek manzarayla konuşmak,(hey güzelim hava, selam ilerdeki ağaç heyyy seennnn fazla yeşil ağaç sen sen...)
    Bana gelsin diyerek (canım kendim seni en çok ben seviyorum, en çok da baş parmağım) diyerek play tuşuna basmak.
    Düşündüğümde kısıtlanmak gibi gelebilir ama değil. Özel kılmak bu... bu şarkı bu eşsiz manzaraya özel istediğim zaman açıp dinleyebileceğim özgürlüğe sahipken açmamak kadar kıymet vermektir bu.
    Belki zamanla fark etmeden açar ve yolumu yine buraya çevrilmiş bulurum...
    (Şarkı yol boyunca yeşillik boyunca çalmaya devam ediyor🎼🎧)
    Hava da buz gibiymiş. Belki birazdan yağmur yağar. Sileceklerin sesi eşlik eder sana.
    Bu soğukta ancak bir şöminenin karşısında ısınabilirim gibi hissediyorum. Ama gerçek hayata dönüp klimayı biraz daha arttırıyorum...
    Canımızın istemediği anlarımızın içinde yaşıyoruz bazen...
    En azından basit düşünürsek canımın istediği kazağı giyiyorum. Canımın istediği şarkıyı açıyorum. Canımın istediği ve gönlümde değeri olanları hayatıma dahil ediyorum.
    Ve onlarla canım(ımızın) istediği planları yapıyo(ruz). Ya da canım istemiyor gitmeyelim dediğimizde sıkıntı yaşamıyoruz.
    Kasılmıyoruuuummm!!!
    Evet bu muhim arkadaşlar... Kendimizi bazen boş yere kastığımızı, yorduğumuzu düşünelim lütfen. Bazen bazı şeylerin zorunlu olmadığının bilinci uyansın insanlığın üstüne...
    Allah’ım sen bizi sinir krizlerinden koru. (amin)
    Canımın istemediği hiçbir anın içinde bulunmuyorum ve canım da hiçbir şey istemiyor. Şu sıralar böyleyim.
    Yok olmayı keşfetmem lazım acil!!
    (Yoksa herkes delirerek yok olacak)
    Yok olma düğmesi bas ve yok ol.(Nokta) Anca hayal peki peki fazla abartmayayım neyse geldik park et ve in...
    İndik şimdi kendimi boş muhabbetlerin uyuşturucu etkisine bırakmayı kodluyorum.(kodlandı) ve bırak...
    Kendimi boş muhabbetlerin uyuşturcu etkisine bıraktım. Sadece dakikaların içindeyim, kısık sesim yükseliyor ve ifadesiz yüzüm gülüyor.
    Halledebilirim kaybolmayı,henüz vakit var...
    Hayatımın aşkı denilen olay var henüz onu bulmam lazım sonra beraber kayboluruz...
    (Yine uçtu neyse)
    Tekrarlanan herşey etkisini yitirir.
    Kendi hayatımı işgal etmişim ve orada kendime yer bulamamışım gibi...
    Neyse ki (benim) manzaraya karşı açılabilecek sadece ona ait olan şarkım var unutma.
    Yeşillik... dar patikalar... sessizlik
    ve play tuşu...
    Sonra yok olmak işte bu.
  • "Ben böyleyim işte" dedi."Ben garip bir kadınım...Benimle ahbaplık etmek isterseniz bir çok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız...Çok manasız kaprislerim,birbirine uymaz saatlerim vardır...Hülasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahkum..."
    Sonra kendini bu kadar fenalığına kızmış gibi keskin, âdeta kaba bir sesle ilave etti:
    "Ama keyfiniz isterse... Kimseye ihtiyacım yok...Kimseye minnettar olmak,kimsenin dostluğunu lütufunu istemek niyetinde değilim...isterseniz..."
    Ben hep aynı yavaş ve korkak sesimle "Sizi anlamaya çalışacağım dedim"...Gayet basit şeylersen bahseder gibi renksiz bir sesle konuşmaya başladı:
    "Demek beni anlamaya çalışacaksınız? Fena fikir degil... Fakat bana öyle geliyor ki boşuna emek!... Yalnız bazen iyi bir arkadaş olabileceğimi zannediyorum... Zaman gösterecek. Ufak tefek kavgalar edersem ehemmiyeti yok. Aldırmazsınız."