• Dememeli: "Budur hak, başkaları battaldır." Ya "Yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir."
  • Her müslim kendi meslek, mezhebine demeli: "İşte bu haktır, başkasına ilişmem.
    Başkaları güzelse, benim en güzelidir."
    Dememeli: "Budur hak, başkaları battaldır." Ya "Yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir."
  • B.Tarikat
    Tarikat; şer’î emir ve hükümleri fiilen yaşayarak Allah ve resulüne gönülden sevgi ile tam bağlılık, şeriat dairesinin içinde –kitap ve sünnete dayanarak- meşâyihin vaz’ ettikleri râbıta, zikir, murâkabe ve huzur gibi usûl ve âdâbı tatbik etmek, Resûlullah’a kalben ve fiilen tam bağlılık, Allah ve Resûlü’nün emirlerine gerçek mânâda ittibâ etmektir (İz, 1990: 10). Ahmed Yesevi’nin Fakrnâme’sinde tarikat makamları şu şekilde yer alır: “Tevbe etmek, Pire el vermek, havf sahibi olmak, recâ sahibi olmak, İslam’ın beş şartını yerine getirmek, Pirin hizmetinde olmak, Pirin izni ile konuşmak, nasihat dinlemek, tecrid sahibi olmak, tefrid sahibi olmak.” (Güzel 2008:215; Tatcı 1997-I: 417). Eşrefoğlu Dîvânı’nda bu makamlardan tevbe etmek, Pire el vermek, havf sahibi olmak, recâ sahibi olmak, Pirin hizmetinde olmak, nasihat dinlemek, tecrid sahibi olmak, tefrid sahibi olmak yer almaktadır.
    a.Tevbe etmek
    Tevbe, rücû mânâsına gelir. Yani müminin kötü huylardan ve İslam’ın rûhuna zıt davranışlardan sıyrılmasına, samimiyetle güzel huylara rücû etmesine tevbe denmiştir. Allah’la insan arasındaki hicapların kalkmasına vesile olan ilk makam tevbedir (Eraydın 2008: 156). Tevbe, işlenen günahlardan pişmanlık duymak ve bir daha yapmamaya azmetmektir. Eşrefoğlu’nun biri on, diğeri dokuz beyitlik iki manzumesinde “tevbeye gel tevbeye” ve ardından on bir beyitlik manzumesinde “estağfirullah tevbe” rediflerini kullanmasından onun tevbe konusunda ne kadar hassas olduğunu anlıyoruz. Aşağıda bu manzumelerden seçtiğimiz iki beyitte heveslerine ve nefsine uyan, isyan eden kişiyi tevbeye çağırıyor:
    İy hevâsına tapan tevbeye gel tevbeye
    Hakk’a tap Hak’dan utan tevbeye gel tevbeye (s.353, 104/1)
    Niçe bir nefs arzusın niçe dünya kaygusu
    Ya niçe bunca isyan tevbeye gel tevbeye (s.355, 105/2)
    b.Pire el vermek
    Pir, tarikat şeyhidir. Hakk’a ulaşmak için bir şeyhe intisap etmek gerekir. Şeyh, mürşid bütün zorlukları halleder. Bir şeyhe bağlanmayanın doğru yolu bulması mümkün değildir, onlar ya mülhid ya dehrî ya cebriyeci ya da kaderiyeci olurlar.
    Şeyhi olmayan, şeytan gibidir. Ayrıca fenâ mertebelerinden birisi de fenâ fi’ş-şeyhtir,
    derviş şeyhin varlığında kendi varlığını yok etmelidir:
    Şeyhsüz varımazsın yolı zinhâr şeyhe iriş şeyhe
    Şeyhün himmetidür âlî zinhâr şeyhe iriş şeyhe
    Bir şeyh idin yola rehber işbu yola şeyh ile var
    Budur sana togrı haber zinhâr şeyhe iriş şeyhe
    Gör ol şeyhsüz gidenleri kimi mülhid kimi Dehrî
    Olma Cebrî yahud Kaderî zinhâr şeyhe iriş şeyhe
    Hak habibi iken Resul şeyhsüz Hakk’a varmadı yol
    Kim şeyhi yok şeytandur ol zinhâr şeyhe iriş şeyhe
    Talibiysen Hak yolınun var elin al bir ulunun
    Tut pendin Eşrefoğlı’nun zinhâr şeyhe iriş şeyhe (s.366, 22/1-2-3-4-5)

    Bu dünyada bir mürşide bağlanmalı ve ona tamamen teslim olduktan sonra halim nedir dememeli, çünkü o, müridi menzile ulaştıracak yegane kişidir.
    Evvel mürşid elin tuta kalmaya dünya ahrete
    Hiç dimeye hâlüm nite bildügin unutmak gerek (s.285, 56/2)
    Mürşid elin tutdunısa dünyayı terk itdünise
    Hakk sözün işitdünise viren alandan fâriğ ol (s.296, 65/6)
    Gel imdi Hakk’a tâlibisen karındaş
    Var evvel iste bul bir yahşı yoldaş
    Anı mürşid idün berk tut elini
    Seni menzile ilte kurtara baş (s.429, Rubai 41)
    c.Havf sahibi olmak
    d.Recâ sahibi olmak
    Havf, Allah’ın bizzat kendinden, gazabı ve azabıyla cehenneminden korkmak
    veyahut da gelecekte elde edilmesi umulan iyi bir hasletin elde edilemeyişi veya başa
    gelmesinden endişe edilen kötü bir durumdan ileri gelen korkudur (Güzel, 2008:
    218). Recâ ise kalbin hoşlandığı bir şeyi beklemesinden rahatlık ve ferahlık duyması
    (Uludağ, 1991: 391), bir başka deyişle Allah’ın rahmetinden ümitli olmasıdır.
    Eşrefoğlu amellerinin riyaya bulaşmasından dolayı Allah’tan çok korktuğunu söyler:
    Her amelim oldı riyâ lâyık işim yok Tanrı’ya
    Bu ben düşdügüm korhuya düşmemişdür hiçbir dahı (s.397, 140/5)

    Ancak Eşrefoğlu, bir mertebeden sonra havf u recânın da bir önemi olmadığını söyler; çünkü varlığını Hakk’ın varlığında yok etmiştir. Âşık için küfür ve iman, cehennem korkusu ve cennet ümidi farksızdır:
    Ben dost yolında nakdi hep oynayuben yitdürmişem
    Çün gitti küllî varlıgum havf u recâ neme gerek (s.283, 54/3)
    Dünya ahret küfr ü iman nisbeti yok âşıkun
    Korhu dûzahdan ümid-i hûr u cinân eylemez (s.265, 39/2)
    e.Pirin hizmetinde olmak
    Sufinin pirin huzurunda hizmeti, oldukça mühimdir. Fakrnâme’de beyan edildiği üzere “Şeyh Zünnûn-ı Mısrî’den naklen: Mürîd kırk yıl hizmet kılmayınca, şeyhlik ve fakirlik ve dervişlik mevkii ona verilmez ve hırka giymesi layık görülmez.” denilmektedir ki sabır ve sebat ile Pire hizmet etmek irşad yolunda önemli bir görevdir (Güzel 2008: 219). Öncelikle tâlip (derviş) mürebbiye (pire) teslim olmalı, ne söylerse yerine getirmelidir (Kaplan 2007: 113). Eşrefoğlu’na göre de yücelmek ve kalbi temizlemek için pire hizmet etmek elzemdir:
    Devlet dilersen devlet
    İzzet dilersen izzet
    Eşiğinde kıl hizmet
    Sultan Abdulkâdirî (Eşrefoğlu Rûmî Dîvanı, (s.106, 35/3)
    Var iriş mürşid katına hizmet it hazretine
    Saykal urdur kalbüne pasıla şöyle kalmasun (s.332, 90/4)
    f.Nasihat dinlemek
    Kişi eğer tâlip ise Pirin nasihatini dinlemelidir. Nasihat tutanın gönlüne Hak nuru iner. Nasihat dinlemeyenin yeri cehennemin en aşağı tabakasıdır:
    Talibiysen Hak yolınun var elin al bir ulunun
    Tut pendin Eşrefoğlı’nun zinhâr şeyhe iriş şeyhe (s.366, 22/5)
    Eşrefoğlu Rûmî’nün tut pendini talibisen
    Hakk nûrı ta gönlüne senün dahı ide nüzûl (s.297, 66/9)
    Cehennem esfeli sana ola yurt
    Ne deyvire o vakit işbu savul yort
    Karıncadan zaif olasın anda
    Zira bunda işitmedündi öğüt (s.425, Rübai 22)
    g.Tecrid sahibi olmak
    Tecrid sahibi olmak, sâlikin zahirini mal ve mülkten, bâtınını karşılık bekleme
    anlayışından arındırması, yaptığı her şeyi sırf Hak rızası için yapması, makam ve hâl
    sahibi olma düşüncesini hatır ve hayalinden dahi geçirmemesidir. (Uludağ,1991:474). Eşrefoğlu’na göre de derviş, Hakk’a ulaşmak için dünyevi ve uhrevi olan her şeyden kendini soyutlamalıdır.
    Sen vücûdun safhasından yuy gider benlik adın
    İki cihân devletinden ol ferâgat ta ebed (s.222, 4/4)
    Be-külli varını terk it gidersen ana sensüz git
    Bu yolun pâs-bânı çok geçürmez sen ben olanı (s.373, 121/2)
    Dost yolında terk-i tecrid olan ol âzâde er
    Sanular sanup yürimez hayrı ya şerri nider (s.226, 7/4)
    h.Tefrid sahibi olmak
    Tecrid olduktan sonra tefrid gelir. Tefrid, Hak’la bir olma, her yerde ve her şeyde onu görmektir. Kişi benliğini ortadan kaldırınca Hak onda durak edinir; Eşrefoğlu da kendi benliğini ortadan kaldırarak Hak’la bir olma isteğindedir:
    Dost dost disem dosta irsem kanda baksam dostu görsem
    Daim dosttan haber virsem gelüp dostı sorışana (s.368, 116/2)
    Yüri halvet eyle seni sende zerre koma seni
    Senden gidericek seni dost sende idinür turak (s.281, 53/10)
    Eşrefoğlu Rûmî’yi aradan tarh ideyüm
    Senün ile bakayum seni göreyüm canum (s.317, 78/11)
  • Her müslim kendi meslek, mezhebine demeli: "İşte bu haktır, başkasına ilişmem. Başkaları güzelse, benim en güzelidir."

    Dememeli: "Budur hak, başkaları battaldır." Ya "Yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir." Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor, sonra maraz oluyor; niza ondan çıkıyor