Hangi an' ı, hangi günü 'şimdi' de yaşadık?
Hangi duygumuzun hakkını vererek son ana kadar içinde olabildik? Kullanmalarımız bir burukluk, bir endişe olmadan, açıklarımız karşı tarafın daha çok acısını dinlemek zorunda kalmadan ne zaman yaşayabildik ya da acısını anlatan biriyle gerçekten empati kurarak onun acısına eşlik edebildik..."
Aşkın nefretle bu kadar yakın bir bağının olduğunu kabullenmek insanın yapısına ters bir durum aslında. Çünkü hayatı yaşanılası kılan en yegâne duygu belki de aşk. Ancak bu maalesef tam da böyledir. Muhtemelen nefretin doğmasında da rol oynayan aşk. Çünkü herhangi bir şeyden nefret edebilmek için öncesinde aşık olacak kadar sevmek gerekir bazen. Aşk filminin sonunda perdesiyle kapanmasına alışmadık mı zaten. Nefrete olan bağlılığını hiç sorgulamadı insan. Bir şey karşı nötr olmayı bilemedi; tıpkı aşkı bir türlü öğrenemediği gibi, o şeyden sadece gitmeyi, sessizce köşeye çekilmeyi gerektiren zaman gelince eklenilmeyi ya da yakıp yıkmadan gidebilmeyi bir türlü öğrenemedi. Bitiyorsa bir şey bu hep kötüydü insanın pek de geniş olmayan lügatinde. Bir bitiş yeni bir başlangıç vereceği fırsatı, yeni umudu görmek yerine önce yapması gereken bir şey olduğuna inandı insan. Önce nefret etmesi gerekti ona göre, yoksa süre tamamlanamazmış gibi…Aşka bu disiplinle yaklaşamayan insan, nefrete asla ihanet etmedi. Nefretin her gerekliliğini harfiyen yerine getirebilen insan 3 harfi yan yana getiremedi…Kişiselmiş bir sonu sever insan,Aşkın yaşı yoktur,Ölümü yakın…
46 lik dergisi